seen from Germany
seen from China
seen from China
seen from Saudi Arabia

seen from United States

seen from United States
seen from Saudi Arabia
seen from Netherlands

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Türkiye
seen from Malaysia
seen from Canada
seen from United States
seen from Malaysia
seen from China
seen from Hong Kong SAR China

seen from Malaysia

seen from Netherlands

seen from Israel
Evet, belki tam olarak şu an kendimin elinden sıkıca tutup o yerden yeniden kaldırmalıyım kendimi, sıkıca sarılmalıyım o dağılmış, hırpalanmış ve çok korkmuş hâlime. Ancak omzumda bu kadar fazla yük varken, çokça yaralıyken; yol bu kadar uzak ve tehlikelerle doluyken nasıl mümkün olabilir ki?
'sahafçı abiyle çok güzel sohbet ettik, Platon’dan Aristoteles’e, Aristoteles’ten İbrahim Kalın’a, İbrahim Kalın’dan Stefan Zweig’e, oradan Farabi’ye vesaire derken abim bana sonunda şey dedi; ‘yanlış anlama kızım ama senin kötülüğünde evlenemeyecek olman’ dedi. ‘senin gibi okuyan, düşünen kızların ufku açık, düşünceleri yerli oluyor; beklentileri mal mülk olmayınca erkekler karşılayamaz oluyor’ dedi.. üzdü. bunun gerçekliğinin pek tabii farkındayım ama duymak başka oldu ki.. abime de dedim ‘napalım abi, ben de kitaplardan devam ederim o halde’ dedim. gülümsedi. artık o benim sahafçım arkadaşlar, her istanbul’a gelişimde bu abimi ziyaret edeceğim kesin.
Umutları tükenmiş ve dinlenmeyen bir insan da ölmüş sayılır. Siz yaşıyor mu sandınız?
Derince, İzmit. Türkiye
Karanlığımın kuytularında yürürken;
Yapayalnız, köhne evler...
Buğulu bir ses, is kokulu;
Sarar etrafımı, duymazlıktan gelirim.
Sessizliğin Fısıltıları: Kendine Açılan Kapı
Düşünceler ne zaman kelimelere ihtiyaç duyar? Ve kelimeler ne zaman sessizliğe yenik düşer? Bazen bir bakış, binlerce sözcüğün taşıyamadığı bir anlamı taşır. Sessizlik, bir boşluk değil; aksine, anlatılanlarla anlatılamayanlar arasında kurulan ince bir köprüdür.
Sessizlik, bir arayış değil midir aslında? Sözcüklerden yorulan bir zihnin huzura kavuşma çabası... Belki de insan, en derin sorularının cevabını sessizlikte bulur. Gürültünün arasında kaybolan iç sesimiz, sessizliğin dinginliğinde yeniden kendini hatırlatır.
Sessizlik, iki insan arasında kurulan görünmez bir bağdır. Sözcüklere gerek duymadan anlaşabilmek, duyguların kelimelere ihtiyaç duymadan paylaşılabilmesidir. Bazen bir dostun yanında oturup hiçbir şey söylemeden geçirilen bir zaman, saatlerce yapılan bir konuşmadan daha derin bir anlam taşır. Çünkü sessizlik, samimiyeti sınar ve ruhların dilini açığa çıkarır.
Peki ya hayatımızda sessizliğe ne kadar yer veriyoruz? Sürekli bir şeyleri açıklama, doldurma ve gürültü yaratma çabamız, bizi sessizlikten ve dolayısıyla kendimizden uzaklaştırıyor mu? Belki de sessizlikten korkuyoruz; çünkü sessizlik, yüzleşmeyi gerektirir. O yüzleşmenin içinde kim olduğumuz, neleri sakladığımız ve hangi hayallerimizi unuttuğumuz gizlidir.
Bir an için dur ve düşün: En son ne zaman sessizliğin içinde kayboldun? Doğanın sesini, nefes alışlarını ya da kalbinin ritmini fark ettin mi? Sessizlik, evrenin ve bizim içimizde yankılanan bir melodidir. Bizi konuşmaktan uzaklaştırıp dinlemeye davet eder.
Bir gün, hayatın tüm gürültüsünden kaçıp sadece sessizliği dinlemeyi dene. Kim bilir, belki orada yalnızca huzuru değil, kaybolduğunu sandığın bir parçanı da bulursun. Çünkü sessizlik, sadece susmak değil, aynı zamanda içsel yolculuğa açılan kapıdır.
Sessizlikten korkma; çünkü bazen en derin cevaplar, hiçbir sesin olmadığı yerde saklıdır.
Aşk Çocuklarım 🦋🩵