No title available

blake kathryn
Claire Keane
Cookie Run:Kingdom Official!
art blog(derogatory)
EXPECTATIONS
No title available

Product Placement

Game Changer & Make Some Noise
$LAYYYTER
Cosmic Funnies
tumblr dot com
Doug Jones
🩵 avery cochrane 🩵
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Sade Olutola
h
I'd rather be in outer space 🛸

titsay
Mike Driver
seen from United States
seen from Türkiye
seen from France
seen from Finland

seen from Germany
seen from Argentina
seen from South Africa

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Ecuador
seen from Philippines
seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@gulc3irl
마음이 먼저 도착한 나라, 한국
한 번도 살아 본 적 없고, 단 한 번도 가 본 적 없는 곳이 마치 집처럼 느껴질 수 있을까?
나는 그럴 수 있다고 믿는다.
그곳에 가 본 적은 없지만, 마음은 이미 오래전부터 그곳에 머무르고 있다.
멀리 떨어져 있어도, 이상하게도 그곳은 나에게 익숙하다.
설명할 수 없는 끈, 보이지 않는 연결.
사람들은 그것을 마음이 이어져 있다고 말할 것이다.
나는 아직 그곳에 가 본 적이 없다.
하지만 마음만은 이미, 그곳에 살고 있다.
4 aralık 2025
book thrifting
1 aralık 2025
ig: gulc3irl
Trenin Tam Saatiydi, Heinrich Böll
ikinci dünya savaşı zamanında izinden dönmekte olan bir askerin yolculuğuna eşlik ediyoruz Trenin Tam Saatiydi'de.
tren ilerledikçe hayattan da koparmaktadır andreas'ı. yaşadığı, yaşayamadığı, hayalini kurduğu her şey, olmuş olan ve olabilecek her şey arkasında kalmaktadır artık. geçmişle birlikte gelecek de geçip gitmektedir. tren yolculuğu boyunca zaman zaman savaş olmasaydı gelecekte ne yapardı acaba diye düşünür andreas, zaman zamansa bir daha göremeyeceği şeyleri sayar bir bir. henüz yaşamaya hiç fırsat bulamadığı şeylerin yasını da tutar. ve her hücresi adeta "ölmek istemiyorum" diye bağırırken "ölmek üzereyim", "yakında öleceğim" cümleleri çepeçevre sarmıştır düşüncelerini. artık sadece kalan saatlerini hesaplamaktadır.
roman, andreas’ın yolculuğunda tanıştığı asker arkadaşlarının ve bir randevuevinde tanıştığı kızın hayatlarından parçalarla daha da derinleşiyor. savaşın yaraladığı, yok ettiği binlerce hayattan birkaçı...
ayrıca andreas'ın roman boyunca sık sık dua ettiğini, dua etme ihtiyacı hissettiğini de görüyoruz. bu kısımlar da manevi bir boyut kazandırıyor metne.
Böll'ün kendisi de nazi döneminde askere alınıp desteklemediği bir ideoloji için savaşmak zorunda kalmış biri olarak savaş hakkındaki düşünelerini ve tüm duygularını bu metne dökmüş. savaşın bireyler üzerinde yarattığı yıkıcı etkilere dair duygusal yoğunluğu yüksek bir savaş karşıtı metin Trenin Tam Saatiydi.
çok beğendim, tavsiyedir📚
ig: gulcewithbooks
Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde, Olga Tokarczuk
bu yıl okuduğum en iyi kitaplardan biri Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde. romanın merkezinde Janina isimli yaşlı, epey ilginç bir kadın karakter var. kendi halinde bir hayatı olan, günlerini çoğunlukla astrolojiyle ve hayvanlarla ilgilenerek geçiren ve çevredeki avcılara karşı büyük bir öfke duyan bu karakter hakkında çok fazla detaya girmek istemiyorum çünkü janina okumaktan keyif aldığım çok hoşuma giden bi karakter oldu ve bu nedenle karaktere dair her detayı sizler de okurken keşfedin isterim. tabii en az onun kadar değişik küçük arkadaş grubunu da.
janina polonyanın küçük bir köyünde yaşıyor. bu köyde bir gün avcıların birer birer ölmeye başlamasıyla bir korku dalgası yayılıyor ve birçok söylenti dolaşmaya başlıyor. janina ise tek bir şeye işaret ediyor: doğa/hayvanlar intikam alıyor olabilir mi?
kitap temelde bir gizem/dedektif romanı olsa da kitabı okurken kendimi "katil kim?" sorusunun peşindeymişim gibi hissetmedim hiç, kitabı farklı yapan yönlerinden biri de bu. çünkü aslında kitap bundan çok daha fazlası. insana, doğaya, ahlaka, adalete dair sorgulamalar yapıyor. romanın en önemli meselesi hayvana karşı şiddet, avcılık ve doğaya insan eliyle verilen zarar. avcı topluluğunun doğaya bakış açısıyla janina'nın bakışı arasındaki gerilim polisiye bir kurgunun içinde adeta bir üst seviyeye taşınmış.
ele aldığı meseleleri düşününce fazlasıyla karanlık bir ton beklenebilir fakat atmosfer olarak da epey zengin. yer yer öfkeli, yer yer karanlık ama aynı zamanda mizahi ve sıcak bir anlatıma sahip.
çok katmanlı, etkileyici bir kitaptı. çok beğendim, tavsiyedir.
ig: gulcewithbooks
son zamanlarda başlayıp yarım bıraktığım iki kitap.
tiffany'de kahvaltı kısacık bi kitap olmasına rağmen bitiremeyip yarım bıraktığım bir kitap oldu. hiç ilgimi çekmedi gerçekten.
bayan caldwell oğluyla konuşuyor da yarım bıraktığım bir diğer kitap oldu. çok merak ederek başladığım bir kitaptı ama beklediğim şiirsel ve duygusal anlatımı bulamadım maalesef.
genelde okuyacağım kitapları özenle seçtiğim için öyle kolay kolay kitap bırakan biri değilim ama başladığım bir kitabı mutlaka bitirmeliyim diye düşünüp zorlamam da kendimi. bir parça da olsa merak duygum varsa bırakmıyorum. ki çoğu kitabı bütünüyle okuduktan sonra neleri sevip neleri sevmediğimize karar verebiliyoruz zaten. ama bazı kitaplar da henüz başındayken bile bize hitap etmediğini belli edebiliyor. öyle olunca da zorlamanın ne gereği var ki? okunmayı bekleyen onlarca kitap varken:)
ig: gulcewithbooks
bookstagram: gulcewithbooks
sonbahar
kimsenin dokunmadığı satırlar
tozlu rafların arasında bir hazine buldum ve bana güzel bir deneyim yaşattı: yıllardır kimsenin açmadığı bir kitabın sayfalarını ilk kez ben açtım.
1957 baskı Kodin.
bookstagram: gulcewithbooks
kitaplar & kediler
sadece kitaplara değil, kedilere de ev olan sahaflar... iyi ki varlar.
kitapların arkadaşlığına ihtiyacımız olduğu kadar hayvanların arkadaşlığına da var. varlıkları kalbimi sımsıcak yapıyor, tarifsiz bir mutluluk, müthiş bir huzur bu. sahaf rafları arasında dolaşırken orada olduklarını bilmek bile mutlu ediyor beni:)
book thrifting!!
herhangi bir aktiviteyi keyifle yapabilmek için havanın serin olmasına ihtiyaç duyan sonbahar/kış severler beni çok iyi anlayacaktır:) kavurucu sıcakların bitmesiyle artık vakit kitapçı/sahaf gezme vaktidir!
şu sıralar doya doya kitapçı gezmek ve yazın acısını çıkarmak istiyorum. bütün gün kitapçı gezip o tatlı yorgunluğu atmak için bi kahveciye oturmak ve aldığın kitaplara bakmak müthiş bir zevk.
Asla Asla Asla, Linn Strømsborg
Merhabalar, bu bir kitap yorumudur:)
bir kadının kendi hayatı üzerinde sadece kendisinin söz hakkı olduğuna, ne istediğini özgürce seçebileceğine ve çocuk istememenin de normal bir şey olduğuna dair samimi ve çok doğal yazılmış bir metin. ben karakterin bakış açısı ve düşüncelerine yakın bir yerden okudum ve çok beğendim.
35 yaşında, çocuk sahibi olmamaya karar vermiş bir kadın anlatıcımız var. kitap, annesiyle ilişkisi, çocukluğundan beri tanıdığı arkadaşları ve erkek arkadaşı Philip ile ilişkisi üzerinden kadın olmak ve annelik gibi meseleleri ele alıyor.
annesinin küçüklüğünden beri bebek kıyafetleri örmesi, arkadaşlarının birer birer çocuk sahibi olması ve ilişkilerinin başında anne olmak istemediğini bilen erkek arkadaşı philip'in artık çocuk sahibi olmak istemeye başlamasıyla çatışmalar ortaya çıkıyor.
sürekli çevresinden gelen aile kurma, çocuk yapma soruları ve toplumsal baskılar karakterimizi içsel bir sorgulamaya yöneltiyor fakat kendini sorgulasa da hayattan ne istediğini, ne beklediğini bilen ve kararlarından emin bir karakter aslında (aferin kız!🤓). çocuk sahibi olmanın nelerden feragat etmek demek olduğunu biliyor ve bunu istemiyor. kitap okumak, istediği zaman çıkıp bir kafeye gitmek, sahile inmek, sinemaya gitmek, arkadaşlarla yemeğe çıkmak, masa oyunları oynamak, festivallere gitmek yapmayı sevdiği şeyler ve bunlardan vazgeçmek istemiyor. çocuk sahibi olduktan sonra artık hayata anne kimliği ile devam etmek, diğer anneler gibi bütün hayatını çocuğa göre planlamak onun istediği bir şey değil. yani bu onun için aslında tamamen bir yaşam tarzı meselesi. günün birinde yapayalnız kalacak bile olsa bu ihtimal onun için çocuk sahibi olmaktan daha az korkutucu.
karakterin istediği şey onun bu kararına saygı duyulması ve sorgulanmaması. çevresi tarafından sanki çocuk sahibi olmazsa mutlu olamazmış ya da çocuk sahibi olmadan yetişkin olunmazmış, her kadın anne olmalıymış gibi geleneksel, kökleşmiş toplumsal normlarla çokça sorgulanmasına rağmen karakterin kararlılığı ve anne olmayı idealize etmeden, getirdiği bütün değişimlerle ve zorluklarıyla olduğu gibi ele alması kitabı çok gerçekçi kılıyor. tavsiyedir.