#OTdergi #selcukerdem #muslumgurses #muslumbaba #kasim https://www.instagram.com/p/BpykYziBCI9/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=1fjkbraggzxxa

seen from Singapore

seen from Uruguay
seen from France
seen from United States

seen from United States
seen from China
seen from United States
seen from France

seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from Russia
seen from Italy

seen from Brazil
seen from Italy
seen from United States
seen from United States

seen from Singapore
seen from United States
#OTdergi #selcukerdem #muslumgurses #muslumbaba #kasim https://www.instagram.com/p/BpykYziBCI9/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=1fjkbraggzxxa
@Regranned from @karikature_merakli_kiz - Evlense çocuğu olur 😀#karikatür #karikatur #serkanyılmaz #serefefendiler #yigitozgur #erdilyasaroğlu #selcukerdem #ozeraydogan #ugurgursoy #ilkeraltungök #komedi #komik #gununfotografi #gununkaresi #followforfollow #follow #follow4follow #like4like #penguen #uykusuz #mizah #komik #caps #incicaps #karikature_merakli_kiz @karikature_merakli_kiz - #regrann (Antalya, Turkey)
kitapligimda #selcukerdem dokunuslari 🖍📌🚀 #cartoon
5. Bölüm
Artık gelenek oldu ya, sabah töreninde uzay gemimizin salonunda toplandığımızda, müdür yardımcısı yine çıktı kürsüye, uzay gemisi maketini çalanların maketi geri getirmesini istedi. Hırsız, kendisi getirirse ceza almayacakmış, yoksa vay halineymiş. Adam, maketi kendisi yapmıştı herhalde, çok önemsiyordu götü boklu maketi. Engin de gözünü kırpmadan dinledi kızara bozara konuşan müdür yardımcısını, neredeyse not alacaktı. Tehdit törenimiz bitince 2-B’nin güzel ama aptal öğretmeni kürsüye çıkıp uzay gemimizde resim yarışması yapılacağını, ‘Uzay ve Eğitim’ konulu birbirinden güzel resimleri beklediklerini söyledi. Oldu canım.
Ders aralarında Mercan’ı görürüm umuduyla koridorlarda gezindim. Uzay gemisi soğuk oluyor ya, kızlar da genelde teneffüslerde kıçlarını kaloriferlere dayar. O yüzden bulması kolaydır. Ama yoktu Mercan. Teneffüslerde test çözmüyordur umarım, çünkü bu gelecekteki aşk hayatımızı kötü etkileyebilir.
Son ders, resim dersiydi. Öğretmenimiz, 2-C olarak birbirinden güzel resimler yapmamız gerektiğini hatırlattı. Yarışmayı kazanmayı çok istiyordu galiba, 2-B’nin öğretmeni de derdine yansın. Filmlerdeki kiralık katiller gibi sulu boyamı açtım, kalemimi, fırçamı düzgünce kağıdın kenarına koydum. Yaprak’ın 24 renkli pahalı sulu boya takımına bir göz attım. 24 renk arkadaş, dile kolay. Hani bir kere istemiştim de vermemişti boyalarını. O yüzden hayatımın geri kalanında Yaprak’tan nefret edeceğim.
Sağlam bir fikir bulmak için, sınıfın penceresinden Dünya’yı seyretmeye başladım. Artık Ay’a doğru gidiyoruz ya, Dünya biraz küçülmüş. Bir yamukluk aradım Dünya’da ama yoktu. Çünkü hep “Dünya tam yuvarlak değildir, kutuplardan hafifçe basıktır” derler. Hep böyle bir hata arayıcılık, yerli yersiz eleştiriler... Bir de “Güneş’imiz aslında oldukça küçük bir yıldızdır” lafı var. Ben çok sıkılıyorum böyle kozmik gıybetten. Yani anlatabiliyor muyum, ezilip büzülmemize gerek yok bence. Bana göre Güneş’imiz şahane bir yıldızdır, Dünya da çok süper yuvarlaktır.
Kurşun kalemimi silgiye saplayıp döndürmeye başladım. Ama kalemi çıkarınca ucu silgiye saplı kaldı. Dişlediği kurşun kalemini Engin’in ağzından çektim. Resmime girişirken bir yandan da Engin’i gözlemledim. Burnu yine akıyordu. Cebinden sümüklü mendilini çıkarıp mendilin katları arasında kullanılmamış bir yer aradı. Baktı bulamıyor, iyicene kurumuş bir yerine sildi burnunu. Sonra neredeyse baştan aşağı siyah pastelle boyadığı kağıdına gömüldü. Uzay resmi yaparken siyaha abanmayın, çok pişman olursunuz. Yaprak, uzayda neşeyle bayrak sallayan öğrenciler çiziyordu. Derya da kara tahtasını Satürn’e dayamış bir astronot-öğretmen çizmeye başlamıştı ama öğrencileri çizmeye geçince sıçacağı çok açıktı. Tahir’in resmini anlamadım bile. Tahir aslında bir üst sınıftaydı ama sınıfta kaldığı için artık bizimle. Ben severim Tahir’i, olgun çocuk bence. Bir de bu çocuk hep üçüncü sınıflarla takıldığı için Mercan’la aramda bir köprü gibi görüyorum. Hayırlısı diyelim.
Ben kağıdıma uzayda uçan bir öküz çizdim. Tabii ki kaskı ve oksijen tüpü de vardı. Dünyanın üstünden atlıyordu. Bir uzaylı da öküze çiçek yediriyordu. Uzaylı dedin mi daya yeşili, daya antenleri. Böyle samimiyetsiz çizimlere çok gülüyorum ben. Kendi kendime kıkırdayarak bir tane de tavuk astronot çizdim. Tavuk adam sümüklü bir çocuğun elini tutuyordu. Kağıdın boş kalan yerine sebepsiz yere bir tane uzay kamyonu, en köşeye de küçük bir Satürn çizdim. Bu resmi kendim için yapıyordum ama. Son beş dakikada, Derya’yla Yaprak’ın çizmeye çalışıp beceremedikleri fikirleri hakkıyla kağıda döşeyip öğretmenin gözüne girecek bir resim çakar geçerdim.
Derya fırçasını sarı boyaya daldırırken dilimi tutamadım:
“Sanırım öğretmenin bir güneş gibi uzayı aydınlatacak” dedim. “Güneş sistemimizde zaten Güneş olmasaydı daha anlamlı olurdu belki resmin.”
Derya bozuldu, hadi neyse de, Engin de bozuldu.
“Ne var yani aydınlatmasında?” diye çıkıştı kurşun kalemini geri alırken. Bu çocuk beni öldürecek. Kapkara boyadığı kağıdının ortasına, o da bir Güneş çizmişti.
“O ne lan?” diye sordu Tahir.
“Kara delik bu. Eğitimin ışığı kara deliği aydınlatıyor.”
“Yeminlen gerizekalısın” dedim. “Kara delikler, ışık kaçamadığı için kara. Nasıl olacak o iş?”
“Sembolik bu” dedi Engin. “Sen sembolikten anlamıyorsan o senin kaybın.”
“Ben sembolleri ağlatırım” dedim. Uzay kamyonumun üstüne kitaplarımızın ilk sayfasındaki meşale amblemini çizdim. “Al işte eğitim! Eğitim kamyonu!”
Engin acayip bir sihirbazlık yapmışım gibi bakakaldı kağıdıma. Ben de üzüldüm ona böyle negatif yaklaştığıma. Evrenin öbür ucuna bile gitseniz, birisi gelip size işinizin niye berbat olduğunu anlatır. İki dakika eleştirmeden duramaz mı insan, iki dakika hata aramadan duramaz mı? Ben aslında hiç sevmiyorum böyle negatif ve olumsuz yaklaşımları. Arkadaşların resimlerine de böyle yaklaştığım için utandım. Derya’ya öğrencileri çizmesi için yardım etmeyi teklif ettim.
“Çok teşekkür ederim” dedi Derya gülümseyerek. Teşekkür edilince evet mi demek oluyor hayır mı, ben anlayamıyorum ya. Ama Derya çok tatlı kız.
Öğretmenimizin yanımıza geldiğini Engin’in ayağımı tekmelemesinden anladım. Öğretmen resmime uzun uzun baktı, bir anlam bulmak için zorladı kendisini. “Uzayda tarım ve hayvancılık mı bu? Uzaylı… Evrensel sevgi mi?..”
“Uzay kamyonu ışık saçacak” diye utançla mırıldandım başım önde, “Eğitim kamyonu…”
“Evet ışık saçsın mutlaka!” dedi heyecanla. Öğretmen resmimi beğenince daha çok utandım, herkes adına utandım. Baktım benim sarı boya çamur gibi olmuş. Döndüm Yaprak’ın sulu boyasına baktım. Arkadaşlarımızın sulu boyasına küfretmemeliyiz. Bardağımdaki su da çamur gibi olmuştu. Dörtte üçümüz sudur. Tamam da niye zoruna gidiyor bu? Suyu öp başına koy. Dörtte üçümüz ne olsa mutlu olacaksın?
Ders bitince verdim resmi, çıktım sınıftan. Tahir, Murat Taban ve Cengiz, kızlar hakkında konuşuyorlardı. Bebelere bak, bensiz olur mu kız muhabbeti! Cengiz “Çok seviyorum” diye Gülay’ı anlatıyordu. Murat Taban da mahallesinden Hülya’yı sevdiğini itiraf etti. Sonra Tahir iç çekerek “Ben Mercan’ı seviyorum” dedi. Öyle pat diye, dank diye dedi bunu.
“Mercan hangisiydi?”
“Sen tanımazsın, geçen yıl aynı sınıftaydık.”
Ben Mercan’ı gizli gizli seviyordum lan. Tahir böyle apaçık herkesin ortasında söyleyince bok gibi kaldım. Çat diye söyledi lan. Sıra bana geldi. “Senin sevdiğin yok mu?” diye sordu Taban.
“Yok!” dedim kaşlarımı çatıp.
“Bence Selçuk Derya’yı seviyor” diyen Cengiz’e vurmak istedim. “Evet lan! Selçuk Derya’yı seviyoo! Selçuk Derya’yı seviyoo…”
Yürüdüm gittim. Yüzüm kızarmış da olabilir, gözüm yaşarmış da olabilir, sana ne! Koridorun sonunda, ne biçim iş bu, Mercan’ı gördüm; Mine’yle kalorifere yaslanmışlardı. Yanından geçerken yüzüne bile bakmadım tabii. Anlayana!
4. Bölüm
Biz uzay yürüyüşü yaptık. Ben mi uzayda yürüdüm, uzay mı bende yürüdü, orası biraz karışık tabii. İlk derste, uzayda uymamız gereken kurallarla ilgili bir parça okuduk. Tabii dersin sonunda öğrendiklerimizi pekiştirmek için “okuduğumuzu anladık mı?” sorularını cevapladık. Dersi pekiştirmeye bayılıyorum, okuduğumu da anladım mı değmeyin keyfime. Şöyle manyak manyak şeylerdi sorular:
Nasıl iyi bir astronot olabiliriz?
- İyi bir astronot büyüklerini sayar, küçüklerini sever.
Arkadaşlarınızla birlikte uzayı inceleyiniz.
- İnceledik.
Uzayda uymamız gereken kurallar nelerdir?
1) Arkadaşımızın kaskını çıkarmamalıyız. 2) Öğretmen sınıfa girince ayağa kalkmalı, yerçekimsiz bir ortamdaysak ayağa kalkar gibi yapmalıyız. 3) Uzayda da yurdumuzu çok sevmeliyiz. 4) Uzayı bulduğumuz gibi bırakmalıyız. Mesela, içimizdeki boşluğu uzaya bırakmamalıyız. Allah korusun paradoks olur.
Engin, genelde benim yazdığım cümleleri biraz değiştirerek defterine geçirir. Bu konuda gerçekten yetenekli eşek sıpası. Teneffüsten sonra, uzay gemimizin büyük salonunda sıraya dizdiler bizi, Engin de aynen yanımda. Öğretmenimiz, müdür yardımcısının yanında tedirgin bir şekilde duruyordu. Bir ara kasklarını tokuşturan Mahmut’la Ufuk’a, gözlerini kocaman açarak baktı. Ben gözlerimi 3-A sırasındaki Mercan’a dikmiştim. Törenlerde 3-A sınıfı benim 2-C ile yan yana geldiğinden, ben hep bu ölümüne sıkıcı törenlerden yapalım, daha da sık yapalım, hayatımızı törenlerde çürütelim istiyordum. Mercan arkasına dönüp bakar diye çok bekledim. Kızlar arkalarına pek bakmıyorlar galiba.
Müdür yardımcısı kürsüye çıktı, salonun uğultusu sönene kadar da konuşmadı. “Maketi kimin çaldığını biliyoruz!” diye başladı, “Eğer çalan kişi ya da kişiler, maketi öğretmenler odasının önüne bırakırlarsa ceza almayacaklar.”
Uzay gemisi maketinin orada olmadığını ben fark etmedim açıkçası. Ya hani öğretmenler odasına giden koridorda, camekanın içinde duran ve önündeki pirinç levhada “Şehit Astronot Selma Bayındır’ın İlk Uzay Gemisi” yazan maket. Son uzay gemisi de yazabilirlerdi, niyeyse öyle yazmışlar. Neyse, şapşalın teki bu maketi yürütmüş. Engin’in kulağına eğildim, “Demek bu sabah dolaplar o yüzden arandı” dedim. Engin, bu isabetli tespitimden pek etkilenmedi. Sınavlarda bu konudan soru çıkacakmış gibi dikkatle müdür yardımcısını dinlemek istiyordu. Müdür yardımcısı, akşama kadar maket gelmezse o öğrencilerin disipline gideceğini, çok kötü ceza alacaklarını, her şeyden önemlisi de çok fena utanmaları gerektiğini söyledi. Milletimizi bütün uzaya rezil etmek kimsenin haddi değildi.
“Bence kimin aldığını biliyor olsalar anında yakalardılar. Çok pis sallıyor” dedim. Engin parmağıyla sus işareti yaptı. Müdür yardımcısı sırayı bozmadan basınç odalarına gitmemizi söyleyerek uzay yürüyüşümüzde bize muvaffakiyetler diledi. Ben gülmeden kimseye muvaffakiyet dileyemem herhalde.
Üçüncü sınıfların arasına karışmak için kalabalığın arasında ilerlemeye çalıştım. Mahmut’la Ufuk’un kafalarını tokuşturan öğretmenimizin arkasından dolandım. Engin bana yetişip elime yapıştı. “Arkadaşınızın elini bırakmayın” dediler ya. Elimi kurtaramayınca Engin’i de sürükleyerek yürüdüm. Mercan arkadaşlarıyla, üzerinde “DİKKAT UZAY!” yazan kapının önünde sıraya girmiş, laflıyordu. Üçüncü sınıf bebeleri, 2000 yılında kaç yaşında olacaklarını hesaplıyorlardı. “Ben hep 2009’da kaç yaşımda olacağımı hesaplıyorum” diye lafa daldım. “İşte gerçek bir gıcık” dedi Mercan kahkaha atarak. Böyle gülünce elim ayağıma dolaştı. Ama çok da dolaşmadı, çünkü Engin sıkı sıkı elimi tutuyordu. Başka bir şey de diyemedim ama. Öğretmenleri, basınçlı odanın kapısını açınca kasklarını takıp ilerledi üçüncü sınıflar. Kask çok yakışıyor lan. Öğretmen dikkatlice saydı öğrencilerini, araya kaynamamıza imkan yoktu. Ama kesin kararımı verdim, uzay yürüyüşünü Engin’le el ele yapmayacaktım.
Biz de kendi sınıfımızla çıktık uzaya. Boşlukta çok korktum ama olur da Mercan görürse diye korkmamış gibi pozlara girdim. Şimdi, bu uzay, öyle dünyadan atıp tutulduğu gibi değil. Gece, yıldızlar filan şahanedir ya, onun gibi ama burada yıldızlar da nihayet sizi görebiliyormuş gibi oluyor. Kafası çok iyi yani.
Engin’in elinden kurtuldum, paniğine aldırmadan uzaklaştım. Üçüncü sınıflar çook uzakta el ele dönüyorlardı. Onlara doğru yürümeye çalıştım (uzay yürüyüşü ya adı) ama yetişmem imkansızdı. Ben de kendimi boşluğa bıraktım. Herkesten kopuk olmak iyi geldi. Yıldızlara daldım gittim, “Ama siz böyle çok güçlü oldunuz” diye şaka bile yaptım yıldızlara. Uzayın büyüklüğü hakkaten kendinizi küçük hissettiriyor. Geçen yıl yerli malı haftasında incir olduğumdan beri kendimi bu kadar küçülmüş hissetmemiştim.
Oksijen seviyesini uyaran alet sinirli sinirli ötünce uzay gemimizin çok uzağına sürüklendiğimi fark ettim. Başım dönmeye başladı. Midem de bilincim de bulanıyordu. Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım, karanlık olmuş lan. Akşam ezanı okundu mu acaba, duymamış olabilir miyim, akşam ezanı okununca hemen eve koşan çocuklardanım ben çünkü, arkamı döndüm, gözüm karardı, düşer gibi oldum, yer yoktu, iyi dedim kafamı vurmayacağım, herkes yanındaki arkadaşını kontrol etsin dedi telsizden bir ses, öğretmenim Selçuk yok dedi başka bir ses, bu Engin’in sesi, nasıl yok, evet nasıl yokum, hiç mi yokum, anlamıyorum ne dediğinizi, ben varım lan, varken niye yok olayım, Newton söz vermişti varken yok olmayacaktım, yıldızlar da dönüp duruyor, Selçuk nerede, hah uzaydayım lan, boşlukta dönüp duruyorum, ben buradayım, neredesin diye sordu bir ses, buradayım dedi başka bir ses, başka değil benim sesim bu, buradayım işte, Samanyolu galaksisinde, Jüpiter’den düz git hemen solda, uzay gemisi maketini kim çaldı lan hakkaten, ölüyorum, benim de maketimi yaparlar mı, niye senin maketini yapsınlar gerzek, uzay hepimizin, okulun ilk günü Mercan’ın okuduğu şiir, uzay hepimizin, hepimiz yıldız tozuyuz, bir şey çekiyor kolumdan, çekmeyin lan, ben incirim, yiyene sağlık veririm, çok tatlıdır tazesi, ayrı güzeldir kurusu…
Revirde uyanınca ağzımdan ilk çıkan “Kaskım nerede?” oldu. Başımdaki öğretmenler gülüştü. Bi boka da gülmeyin lan. “Çok korkuttun bizi” dedi birisi. Suçu kabullenmişler yani, başıma bir şey gelmeyecek. Bok kafalı çakallar. Uzayda kaybolsaydım daha iyiydi diye düşündüm ama sonra tırsıp vazgeçtim.
Ders programımızda uzay yürüyüşü haftada üç gün, ikişer saat olmasına rağmen, biz sadece bir kere uzayda yürüdük. Sonra o dersler hep müzik dersi olarak geçti. Dere geliyor dere, yalele yalele…
#selcukerdem sahnede! #sosyalmarka14
Dahi anlamındaki de ayrı bakılır. Nokta. #selcukerdem