Sistemde Sıkıntı Var
"Beyefendi sistemde sıkıntı var, sıra gelince ben çağıracağım. Sıradan alalım!" dedi memur, Hernan daha uykudan uyanmasına yardımcı olacağını düşünerek daire içerisindeki en uzak noktaya bakarken. Çok geç yatmamıştı aslında ama işe gidilmeyen günlerde bünyesini ele geçirecek miskinlik, iş kanunu haricinde heryerde bilinirdi onun ülkesinde. Masanın karşı tarafında hiç gülümsemeden konuşan kadına o da hiç gülümsemeden arkasını döndü ve esneyerek bekleme alanındaki deri koltuklara oturdu. Oda içinde, karşısındaki duvara yaslanmış duran, bu kattaki tek yaşıtı olma ihtimaline sahip kızı görünce beynine oksijen gitmeye başlamıştı afedersiniz. Gelen seslerden anladığı kadarıyla kız "Kendi Kıraç" oynuyordu. Hernan, kendi oynamasa da, kanalları gezerken gördüğünü söylüyor, "Kendi Kıraç"ı yaptığı dizi müziklerinden tanıyordu. Uzun, siyah, deri paltosu bir süredir oturduğu koltuğun derisiyle kaynaşan Hernan, paltosunun cebinden çıkarttığı, katılaşmış mendille burnunu hızlıca sildi ve sağ ayağıyla, sinirlendiğini anlayacağımız şekilde tempo tutmaya başladı. Hernan'ın karşısında oturan, ayağıyla tuttuğu tempodan ve burnunu sildiği sırada çıkarttığı seslerden sonra onu farkeden ve bir hak arama, bir direniş öncesi tepkimeleri verdiğini anlayan iki hamile kadın ona, imrenerek, "doğacak çocuklarımız senin gibi olsun, mevlütlerinde pilava suni deri ceket parçası katacağım." dedikten ve baştan aşağıya onu süzdükten sonra vergi dairesini boşalttılar. İşlerini yarın da halledebilecekleri bir ampul gibi başlarında parlamıştı. Çünkü anlamışlardı. Hernan sinirlenince bağırırdı. Haksız da olsa bağırırdı. Hernan hiç haksız olmazdı. Vergi dairesinde onu daha önceden tanıyan tek kişi, Hernan kapıdan girer girmez onu görüp yanına oturan, Soğanlık'ta müteahhitlik yapan Taco'ydu. Taco'ya, 15 dakika önce söylediği; "Soğanlık'taki binalar da artık ateş pahası" cümlesinden sonra Taco sadece kafa sallamıştı, şimdi ise ikisi de, nefeslerini birbirlerine duyurmamaya çalışır şekilde sessizlerdi.
"Ne sistemi abi ya?" diye çıkışarak, tempo tutan ayağı ile Taco'nun ayağına, sigara izmariti ezercesine yüklendi Hernan. Taco, onun aksine mantıklı, sakin çocuktu ve Hernan'ın bu çok ani çıkışına biraz içerlemiş, bu içerleme de gözlerinde hafif ıslaklık olarak yer etmişti. Hernan, Taco'nun üzüntüsünü de görmezden gelerek, adeta bir muhtar adayı edasıyla, onu takip eden siyah paltosunun kuyruğu ile birlikte, odanın içinde, karşı duvarın bitişiğinde çalışan vergi memurlarına doğru yürümeye başladı. "Hanımlar! İki dakikanızı alacağım." girişi, vergi dairesinde çalışan kadınları biraz rahatlatsa da konuşmanın bu kadar yumuşak geçmeyeceğini biliyorlardı. Yürüdükçe, masalara olan mesafesi adeta uzuyordu. "Gelmedi mi hala sistem!?" diyerek tepkisini dile getiren Hernan'ı artık vergi kontrol memurları bile durduramazdı. Vergi dairesinde çalışan kadınlar koltuklarına sinmiş, Hernan'ı izliyor ve onu çıt çıkartmadan dinliyorlardı. "Yahu sistem mi kaldı allahısen? Tek kurtuluşunuz "sistem" olmuş" derken, ne kadar zorlasa da aklından kapitalizm karşıtı bir tavır geçmiyordu. "Beceriksizliğinizin, isteksizliğinizin adı olmuş bence sistem." derken de Olacak O Kadar'ın hiçbir skecinden alıntı yapmıyordu. Hernan'ın salt olarak tepkisi, karşısındaki memurların kelime dağarcıklarının yetersizliğinden ve "sistemde sıkıntı var." savunmasına karşı, avukat Petrocelli'nin bile vücut bulup buraya gelse, lafı gediğine koyamayacağını, kös kös deri koltuklara döneceğini bilmesindendi. Dünya üzerinde hiç bir insanoğlu bu cümleye, deri koltuğa geri dönmekten başka çözüm üretemiyordu. Arkadan cılız bir ses; "Sistem yok. Ülke genelinde çökmüş beyefendi, biz buradan birşey yapamıyoruz!" dese de Hernan, kadın sanki bunları hiç söylememiş gibi devam etti: "İhtiyacım olan anda yoksa yanımda n'eyleyim sistemi?! Misal; overlok makinasının bir gün takıldığını gördünüz mü? Onun sistemi yok mu?" gibi birbiri ardına gelmeyecek ama bizim onu anlayışla karşılayacağımız ve haklı olduğunu hissettiğimiz şekilde sözlerini sürdüren Hernan kapıdan çıkmadan önce, işlerini hızlıca tamamlamak için fareye ardı ardına basan kadının masasına iyice yanaştı ve korkudan titremekte olan kadının kulağına doğru eğilerek; "sizden U-235 isotopu ve atomların "zincirleme parçalanması" işlemi için gerekli "kritik kütle" miktarını bir araya getirmenizi istememiştim, sadece veraset ve intikal vergisinin 2. taksitini ödeyecektim. Baksana, kız orada hala "Kendi Kıraç" oynuyor be ne sistemi! Yazıklar olsun!" diyerek kapıya yöneldi.
Erenk**











