Fark Etmek Acıydı Ama Gerekliydi.
Christy Brown
seen from Saudi Arabia

seen from United States
seen from Netherlands
seen from Ecuador

seen from United States

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from Paraguay

seen from Germany
seen from United States
seen from Germany

seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from Chile
seen from Hong Kong SAR China
seen from Spain
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Netherlands
Fark Etmek Acıydı Ama Gerekliydi.
Christy Brown
Doğuştan felçli bir yazarın kendi hikâyesini anlattığı bu kitabı kesinlikle öneririm. Her insanın bedenen olmasa bile, ruhen felçli kalmış yanları vardır. Bu kitapta o yönlerinizi keşfedebilirsiniz. İyi okumalar
BİR BAŞARI HİKAYESİ - Sol Ayağım
Kitabımızın adı SOL AYAĞIM. Yazar Christy Brown.
Kitabı ilk defa aldığımda kesinlikle ajitasyonlarla dolu olacağını düşünmüştüm. Niyetiniz okuyup okuyup ağlamaksa bu kitabı es geçin derim.
İnsanlarda en zor bulunan ve çabuk kaybedilen veya belli bir süre için unutulan özellik –belki yetenek demek daha doğru- “empati” duygunuzu geliştirmek isterseniz bu kitap sizin için uygun olabilir.
Genel küçük bilgilerle yazıya başlayalım: “Kitabın yazarı, Christy BROWN, yirmi üç kardeşli ailenin bir çocuğudur. Zor bir doğumdan sonra dünyaya gelmiştir. Vücudundaki anormallikler dört aylık olduktan sonra daha da belirgin hale gelmiştir. Yastık yığını olmaksızın oturmayı bile başaramayan Christy'den annesi hariç herkes umudu kesmiştir. Sorunlarla tek başına baş edemediğini gören aile aldığı doktor yardımından da başlangıçta pek fazla yarar göremez. Doktorların zihinsel ve bedensel olduğunu söyledikleri Chrısty 5 yaşına kadar hep böyle yaşar...”
“Bunu yapmak için neden sol ayağımı kullandığımı bilmiyorum. Bu birçok insan için olduğu gibi benim için de şaşırtıcı, çünkü küçük yaşlarımda ayak parmaklarıma garip bir ilgi göstersem de bundan önce herhangi bir şekilde ayaklarımdan birini kullanmak için girişimde bulunmamıştım. Onlar benim için ellerim kadar kullanışsız olabilirlerdi. O gün her nasılsa sol ayağım, görünüşte kendi iradesiyle, kız kardeşimin eline uzanıp kaba bir biçimde ondan tebeşiri almıştı. Ayak parmaklarım arasında tebeşiri sıkıca tuttum ve bir dürtüyle hareket edip kara tahtanın üzerine sert bir karalama yaptım. Sonra durdum, biraz şaşkın ve hayretle ayak parmaklarım arasındaki sarı tebeşir parçasına daha sonra ne yapacağımı bilmeden, onun oraya nasıl geldiğini anlamaksızın, bakakaldım. Sonra kendime geldim ve herkesin konuşmayı kestiğini ve bana sessizce baktığını gördüm. Kimse kımıldamıyordu. Siyah bukleleri küçük tombul yüzünü çevreleyen Mona kocaman gözleri ve açık ağzıyla bana bakıyordu. Yanan ateşin karşısında yüzü alevlerle aydınlanmış olarak babam oturuyordu, öne doğru eğilmiş elleri dizleri üzerinde açık ve omuzları gergindi. Alnımdan sızan teri hissetim. Annem kilerden elinde dumanı çıkan çaydanlıkla geldi. Masa ve ateşin ortasında odada oluşan gerilimi hissederek durdu. Bakışları takip etti ve beni gördü, köşedeydim. Gözleri yüzümden, ayak parmaklarım arasında sıkışmış tebeşirli ayağıma kadar süzüldü. Çaydanlığı bıraktı. Daha önce birçok kez yaptığı gibi yanıma geldi ve çömeldi:
"Sana bununla ne yapılacağını göstereceğim Chris," dedi, çok yavaşça. Garip ve ani bir şekilde yüzü sanki bir çeşit heyecanla kızarmıştı.
Mona'dan başka bir parça tebeşir aldı, duraksadı, sonra gayet isteklice önümdeki yere "A" harfini çizdi. Yüzüme ısrarla bakarak "Aynısını yap," dedi. "Aynısını yaz Chris."
Yapamadım.
Etrafıma baktım, bana dönen gergin, heyecanlı, o anda donmuş, sabit, sabırsız, bir mucize gerçekleşmesini bekleyen yüzler gördüm. Sessizlik derindi. Oda gözlerimin önünde dans eden alevler ve gölgelerle doluydu, gergin sinirlerimi bir çeşit uyur uyanıklıkla sakinleştirmişti. Kilerdeki musluktan damlayan suyun sesini, ocak rafmdaki saatin tıkırtısını ve yanan kütüklerin çıtırtısını duyabiliyordum. Tekrar denedim. Ayağımı attım, ani ve sert bir denemeyle oldukça eğri bir çizgiden başka bir şey yapamadığım.”
“O gün, o kelimeyle tek başıma başa çıkamayacağımı düşünerek annemin oturduğu yere birçok kez baktım. Ama onu sandalyede yavaşça sallanırken bebeği emzirişini görünce, kafamı başka bir yöne çevirip, karışık hisler içinde, bu kelimeyi bir şekilde yolunu bulup, annemin yardımı olmadan kendi kendime yazmam gerektiğini düşünmüştüm. Birkaç dakika sonra annemi yerinden hoplatan, annemin kolunda ki bebek kardeşimin ise huzursuzlanmasına neden olacak bir zafer çığlığı attım.
"Ne var Chris?" dedi annem. "Bebeği uyandıracaksın."
Ama önemsemedim. Kendi tuhaf homurtumla, yanıma gelmesini istedim.
"Yeni bir kelime, değil mi?" diye sordu kollarının arasında uyuyan bebekle kanepenin köşesine doğru gelirken. Gülümsedim ve kalemi alıp beni uzun zamandır meşgul eden kelimeyi yazdım. Bitirdiğimde onayını almak için yüzüne baktım ve sayfaların kenarına ne yazdığıma sessizce baktığını gördüm. Ben telaşlanıp ayağımla onu dürtünceye dek, uzun süre sakin ve düşünceli şekilde kaldı. Döndü, ellerini üzerime koydu ve gülümsedi. Yazmayı öğrendiğim yeni kelime:
A-N-N-E' ydi.” Christy Brown’un hayatı yadsınamaz bir başarı öyküsü. Bunun temelde sebebi bir anneden başkası değil. Çocuğuna inanmış ve başaracağına şüphesi olmayan bir annenin ortaya çıkarttığı bir engelli yazar ve aynı zamanda bir ressam. Kalemi/fırçayı eliyle değil de sol ayağının iki parmağının arasına sıkıştırarak tutan ve hayatta insanlarla rahatça iletişim kurabileceği tek şeyin yazmak olduğunu fark eden bir “engel tanımazın” hikayesi.
Aslında sitemizin temel düşüncesi olan “Yazmak Eylemdir…” fikrini kesinlikle en iyi anlatan hikayelerden de biri… Devamını merak edenler için kitap künyesi:
SOL AYAĞIM CHRISTY BROWN nemesis KİTAP Çeviren: Filiz Kahraman
feragat13
Diğer yazılar için: http://www.feragat.org