Son Söz
“Gidiyoruz !” dedi eski dostum, “Artık gidiyoruz. Bas bileti, kur saati.Giyin yetim sabaha en karanlık gölgeni, bırak örtsün kimsesiz gece yaralarını; artık gidiyoruz.” Kapıyı tıklattım, girebilir miyim dedim ? Perdenin arkasından kafasını uzattı, hızlıca sağa sola baktı ve gülümsedi, tabiiki dedi. Sohbet ettik biraz, nasıl gittiğini sordu, yine yalnız gelmişsin dedi. Ben bu dünyaya yalnız geldim dedim, belki yalnız gitmeyeceğim ancak şuan olması gerektiği haldeyim. Yanlış anlama ama seni tedavi etmeye çalıştığım, buraya geldiğin süre boyunca yanında hiçkimse yoktu. Sebebini sorabilir miyim ? -Aileme bunu söylemenin hiçbir mantığı yok.Onları sadece acı ve çaresizliğe sürükleyecek, suçluluk duygusu yükleyecek kaotik bir savaştı bu vermem gereken. Peki ya işler umduğun gibi gitmezse ? -Bir mektup bırakacağım onlara, bir vasiyet. Benimle cama gelir misin ? Görüyor musun şu insanları ? Burası bir onkoloji kliniği, burası en güçlü kadınların, en güçlü erkeklerin ve emsali görülmemiş cesarete sahip çocukların olduğu yer.Aynı zamanda burası umutların tükendiği yer.Yaşayan bir saat olarak hayal et burayı, öyle bir yer düşün ki akrep ve yelkovanın kalp atışları var.Biz burada insanları dışarıda tedavi ederiz onları devamlı doğaya yönlendiririz.Neden biliyor musun ? - Son güneşlerinin tadını çıkarmalarını için. Eğer savaşmazlarsa neleri kaybedeceklerini hatırlamaları için, yaşama dair bir amaç için, UMUT İÇİN. Şimdi bana dönmeni ve aynada ne gördüğünü söylemeni istiyorum. - ...... Dokun saçlarına, çekinme dokun. Çok tedirginsin geldiğinden beri. Özlüyorsun değil mi saçlarının eski halini, artık kışlar canını daha fazla yakıyor, rüzgarlar sanki sadece senin için sana özgü daha sert esiyor.Hastalar odadan çıkarken hep görüşmek üzere derler, bugün buna gerek kalmayacak. .............. Kapıdan çıktığımda bir rüzgar esti yüzüme doğru.Tuttu omuzlarımdan ve omurgam boyunca ilerledi.Çelik bir kılıç gibi yarıyordu adeta içimi keskin soğuk. Acılarım, geçmişe dair tecrübelerimdi, şimdiki zamana dair hocalarım, geleceğe rehberimdi. Kapıyı kapattıktan sonra yüzüme bakardın ve nasılsın derdin, söylenenlerden önce beni merak ederdin . Sarılırdım sana, birkaç saniye sessizce ağlardım omzunda. Gözlerime bakardın, ruhuma bakardın, gülümseyişimi görür mutluluktan ağlardın. Ellerimdeki günahı gözyaşlarınla silerdim. Haydi derdim evimize gidelim. Günün son selamını verdiğinde güneş Ay’a, evlensene benimle derdim sana, kızardın bana, çok kızardın.Bunu mu bekledin derdin, bunun için mi seninleyim derdin, ya daha kötü olsaydı seni terk mi edecektim derdin.Haklıydın. Hep haklıydın.Kavga ederdin sana yüklemeye çalıştığım bencilliğimle, aptalsın derdin. Ağlardım herhalde mutluluktan, yüreğinin cennetin kutup yıldızı misali oluşuna tekrar aşık olur, mutluluktan ağlardım. Üzerindekileri çıkarır ve sırtını dönerdin bana.İyi bak derdin bana, ben sana o sözü seninle tanıştığımız gün verdim. “Kalbinin tam arkasında, sırtında, siyah bir anka dövmesi...”










