ÇOK YAKINDA
seen from Philippines
seen from Singapore
seen from Malaysia
seen from Barbados

seen from Singapore
seen from Malaysia
seen from Brazil
seen from China
seen from China

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Indonesia

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from India
ÇOK YAKINDA
Bazen ölümümün bir uyku sakinliğinde olmasını istiyorum. Daha hiç bir şey görmemiş ve yaşamamış şu yaşlarımda olursa ölümüm en büyük hüznüm bundan olur. Öyle çok büyük hayallerim yok aslında. Türkiye turu yapmak, bir çok insanın kalbine dokunabilmek, bir çok hayatta güzel izler bırakmak istiyorum. Tebessüm ile hatırlanan bir yüz, bir isim olmak istiyorum. Beynen çok yorgun olduğum son günlerde hiçbir şeyden umudum kalmadığını en derinden hissediyorum. Çok mutlu bir çocukluk geçiremediğimden mi bilmiyorum ama bütün çocuklar mutlu olsun istiyorum. Yalnızlığım günden güne artarken beynimdeki düşünceler de yalnızlığımla birlikte artıyor sanki. Umutlarımı yitirdiğimdenmidir bilmem ama insanlara olan güzel hislerimi de kaybediyorum. Dünyanın bu denli kötü bir yere dönüşmüş olması ve kötülüklerin adeta yarış içindeki hali beni korkutuyor.
30.04.2022 06:20
bu hep böyle oldu diye böyle olmak zorunda değil. korkuyoruz, en ufak değişimden bile. hamam böceğinden ne farkımız var? düşüncelerimi yakalayamıyorum. değişmeyen tek şey; klişe olarak değişimin kendisi mi yoksa değişemeyen kalıplaşmış şeyler mi? saçmalama, sence bu kadar basit olabilir mi? daha derine daha derine, bir daha, bir kere daha. bazı geceler nefesim kesiliyor ve de o anlarda en derin dalgaların üzerinde usulca süzülen bir yaprak gibi hissediyorum kendimi. tırnaklarımla kazıdım ulan tırnaklarımla! şimdi karşıma geçip de hangi hakla hor görebiliyorsunuz beni? üzerimdeki tonlarca ağırlığın ne kadarını omuzlarınızda hissettiniz, peki ya kaç kere her adımının sonrasını düşünürken kaosun içinde oradan oraya salınarak var olmaya çalışan bir karahindiba gibi düşünerek kendinizi sakinleştirmeye çalıştınız? ezilmek isterken ezilemeyen atlas gibi, ya da bir kayanın üzerinde her adımı matematiksel ve neden-sonuç olarak şekillenebilecek bütün yollarıyla ele alan le penseur gibi. gülüyorum bilmiyorsun, kusuyorum bilmiyorsun. şeytanı korkuttuğumu biliyorum. rüzgarda en güzel salınan da benim, un ufak olmak istedikçe her geçen gün devleşen de. insan olmanın, varlığının çok ötesine geçtiğimi farkediyorum artık. daha büyük şeyler olmalı, bir şeyler değişirken ya tam yıkıcı olmalı ya da kapsayıcı bir şekilde yapıcı. tarihi bir düşünsene. bütün insanlık tarihini ve de o yüce, muhteşem insanları ve tarihe yön veren düşüncelerini, buluşlarını. düşündün mü? peki anladın mı? düşüncelerini ya da muhteşemliklerini değil. ne kadar çok olduklarını! o yüzden her şeyin seni içine çekerken bilerek seni yalnızlaştırmaya ve dizginlemeye çalıştığını fark etmelisin. bileklerim kırılana kadar duvarları yumruklamak istiyorum, prometheus gibi cezalandırılıp her sabaha kahkaha ile uyanmak ve de kargamı her gelişinde büyük bir tebessümle selamlamak. şuan! bak tam olarak şuan! evet evet tam olarak şuan! lütfen şuanın varlığının farkına varamadığını ve de bunun seni çıldırtmıyor oluşundan bahsetme bana. çünkü sadece şuana sahibiz. güzel tezatlık: sahip olduğumuz tek şeyin bizi çıldırtacak ya da çıldırtamayacak olması. güzel. hayat sana hiç bir şey vermeyecek ki başkalarının hayalini yaşadığının bile farkında olmadan her zaman başka hayallerin olacak. olacak ki meşgul olasın, olacak ki düşünemeyesin. o yüzden aramayı bırak. sadece kendi öz benliğini ve kendini tanımaya çalış. kendinle konuş, kendinle çeliş, en çok kendinle kavga et, en çok kendine kız. bunu becerebilen o kadar az insan var ki bunu bir nimet olarak gör. sokaklarda geçirilen çocukluklar. para denilen kağıt parçaları peşinde koşarken hayatını (zamanını) satan gençler. sürekli herkesin bir şeyleri nasıl yapman gerektiğini söylemesi ve de onu söyleyen insanların aslında hep senin gibi olmak istediklerini farkettiğin zaman; kendinden ödün vermenin acısını yine kendinden çıkarmaya çalışıp da çıkaramayarak geçen en güzel yıllar. gençliğimiz imrenmek olmuş. oysa bilmiyoruz bilmiyoruz bilmiyoruz bilmiyoruz bilmiyoruz bilmiyoruz bilmiyoruz. belki de sinirimiz alenen olan şeye karşı bilmiyormuşuz gibi davranmaktandır? çocukluğumuzu çaldılar, en güzel yıllarımızı çaldılar, tırnaklarımızla bir yerlere gelirken bütün parmaklarımızın kırıldığını umursamadılar ve de umursamadıkları gibi onların suçu değilmiş gibi bizi ötekileştirdiler. zaten onların umursamasını beklemiyorduk zira o sapağı geçeli çok olmuştu fakat umursayamayışımızı serseriliğimizden sandılar oysa sadece var olmaya, yolumuzu bulmaya çalışıyorduk. şimdi ise her gece sinirle karışık, kırık parmaklarımızla kendimize zarar verirken gülerek buluyoruz kendimizi. ve de onlar! onlar biz gülüyoruz diye bize kızıyorlar. bile bile yanlış yapmak istemenin, bile bile duvara karşı son sürat arabayı sürmenin ve de tüm bunlar olurken yüzümüzdeki gülümsemenin ne demek olduğunu anlayamayacaklar! ama gün geldiğinde tek seferlik de olsa bütün bilekler, bütün parmaklar, bütün düşünceler ve galaksiler onların üzerinde un ufak olacak. yarattığınız yaratık gün geldiğinde sizin de kapınızı çalacak. bu belki ben ya da herhangi biri olmayacak ama elbet o kapı bir gün çalınacak; teker teker, tırnaklarımızla bir yerlere gelmeye çalışırken kırılan parmaklarımızla. evet parmaklarımızla, her birimizin.
"Ben senin gelmenden yavaş yavaş ümidi keser gibi oluyorum."
zihnimin bir kısmını umutsuzluğa sürüklediler,
sürükledim demiyorum, sürüklediler :(
Olabilecek olan ama olamayan şeyler insanın kalbini kırar