Baba ve Piç, Talimhane Tiyatrosu
Oyuncular: Alican Altun, Aysan Sümercan, Gökay Akgör, Gökçen Gökçebağ, Görkem Acar, Nurten İnan, İdil Yener, Nihal Koldaş, Nora Tokhosepyan, Pelin Ermiş, Selen Uçer, Parla Şenol
Perde açıldığında etkileyici bir arka fon ve sahne üzerinde minik bir orkestra görünce dedim ki canlı müzik eşliğinde güzel bir oyun izliycez. Koltuğuma kuruldum. Konak ahalisi hanımlar da sahnedeki yerlerini aldılar ve oyun başladı. Ne yazık ki ilk beş dakikada beni hayal kırıklığının beklediğini anladım.
Kitabı taze okuyup oyuna gittiğim için çok rahat söyleyebilirim ki; kitaptaki cümleler sahnede birebir kopya edilmişti. Kitapta çok detaylı ve çok güçlü betimlenen karakterler; sahne üzerinde özetle tanıtılmaya çalışılmıştı. Özetle yapılmaya çalışılsa bile bu giriş kısmı çok uzun sürdü. Konağın kadınları çoğu yerde oyun bile vermeden metin okudular.
Benim hayalimdeki roman uyarlaması- belki yanlıştır cahilliğime verin- romandaki karakterler ve olaylardan hareketle bunu bir bütün olarak oyunlaştırmaktı.( Çok sağlam bir uyarlama ve oyun olarak Seyyar Sahne’den Erdem Şenocak harikası, Oğuz Atay romanı ‘Tehlikeli Oyunlar’ı tavsiye ediyorum.) Romanı bir bütün olarak sahne üzerinde okumak değil! Okumayıp, oyun verdikleri sahnelerde de bu durum çok ‘eğreti’ durdu; oyuncu metin okuyor, durup oyun veriyor,bitince okumaya devam ediyor. İkinci perdede bu durum biraz daha olağanlaştı; sahne sadece oyun üzerinden akmaya başladı, bu bana daha doğal geldi.
Hikayeden ana hatlarıyla bahsedersek; Kazancı ve Çakmakçıyan ailelerinin kesişen yollarını anlatıyor. Kesişen mi demeli yoksa hiç ayrılmamış olan mı? Diasporadan kaçıp Amerika’ya yerleşen Ermeni aile-si Çakmakçıyanların eski gelini Rose ile; İstanbul’da zamanında çok lüks sayılan ama artık elden düşen bir konakta yaşayan ve yıllar yılı erkeklerini çok erken yaşta kaybeden Kazancı kadınları ve bu ailenin biricik yaşayan erkek evladı Mustafa Kazancı’nın evlenmesi ile bu yol bir kez daha kesişiyor. Rose’un ilk eşinden olan kızı Armanuş Çakmakçıyan gerçek kimliğini bulabilmek için- Ermeni mi Amerikan mı- babanesinin doğduğu konağa bir yolculuk yapmaya karar veriyor. İstanbul’a olan bu ziyaretinde üvey babasının ailesinin yanına gelen Armanuş, birçok düğümün çözülmesine de sebep oluyor.
“İstanbul’da bir piç,sallanan bir diş gibi her an düşmeye hazırdı.”
Kitapta hikaye Zeliha’nın kürtaja karar vermesi ve masadayken vazgeçmesiyle başlıyor. İlahi bir mesaj aldığını ve bu bebeği doğurmaya karar verdiğine ailesini ikna ediyor ve kimsenin itirazı olmuyor. Bu sessizlik ancak finalde anlamını buluyor; herkesin paylaştığı ama kimsenin gerçek sahibi olmadığı bir günah ortaya çıkıyor. Asya Kazancı bu günahın ismi; piç olduğunu ilk defa sekiz yaşında öğrenen ve şu an on dokuzunda olup varoluş mücadelesi veren bir genç kadın.
İkinci perdede olaylar Asya ve Armanuş’un dostluğu etrafında daha çok hareketleniyor; Kafe Kundera’ da geçen sahnedeki karakterleri en az kitaptaki kadar renkli ve başarılı buldum. Nihayet en büyük sırrın, Asya’nın babasının kim olduğunun öğrenildiği sahne daha farklı ve etkileyici canlandırılabilirdi. Suçun ortaya çıktığı ve suçlunun cezalandırıldığı sahnede Banu Hala karakteri daha yüksek bir performans sergilemeliydi. Özellikle bu karakterin oyun boyunca çok fazla diksiyon hatası ve zaman zaman replik unutmaları oldu. İlk gösterimi Mayıs 2016’da İKSV Tiyatro Festivali kapsamında olan oyunda bu karakteri Serra Yılmaz canlandırmıştı. Yerine gelen oyuncunun(Parla Şenol) hala alışamadığı çok belli! Zeliha karakterini canlandıran Hande Ataizi yerine gelen Nurten İnan’ın performansını daha başarılı ve oturmuş buldum.
Müzikler son derece naif ve yerinde seçimlerdi. Canlı müzik kullanımı oyunun en büyük artısıydı. Dekor anlamında; fon resmini etkileyici buldum. Fatih Akın’ın ‘Kesik’ filmini anımsattı. Empresyonist dokunuşların hakimiyetinde sapsarı sonsuz bir çöl ve çölde nokta gibi sonsuzluğa yol alan insanlar... Nereye, ne kadar yürüyecekleri belli değil...
1915’te olanlar hakkında kişisel olarak nerde durduğumu ve ne söylediğimi kendime sormama sebep olduğu için oyunu -eğer kitabını okumadıysanız- tavsiye ederim. Bilhassa ‘soykırım’ deyince tüyleriniz diken diken oluyorsa empati kurmak için sizi davet ediyorum. Göçmen bir ailenin çocuğu olduğum için sürgüne gitmenin, sürgün edilirken feda edilenlerin ne demek olduğunu ailemden biliyorum ve bu hisleri paylaşıyorum.
24.10.2016 Trump Towers Gösteri Merkezi