yaşından başından utan, hala insansın
sevmeye ayıracak vaktim yok, uzaklaş benden. hem sevgi, aşk, meşk biraz yalan dolan işler. bir şişe rakı bir masa meze yeterde artar insanın içindeki boşluğun duvarlarını pastel renklere boyamaya.
çatı arası bir kütüphane hayal ediyorum. olsan da olur, olmasan da. olursan güzel olur; olmazsan da yokluğun dünyanın sonu değil, bunu öğrendim canım deyip de canımı kanatanlardan. bir şişe şarap, biraz muhabbet kafi olur aslında insanın içindeki kapanmaz gibi duran devasa sevgi açlığına. fazlasına lüzüm yok.
hiç çocuk olmadım eylül rüzgarında ya da kovalamadım kimseyi çamura basa basa çocukluğumun kıyısında bir nisan yağmurunda. biraz ekim ağrısı, belki sonbahar kırmızısı; insanın içinde bir boşluk varsa ne tat kalıyor tuz, kaplıyor her yanını tuhaf sızısı.
yaşından başından utan, hala masum ve safsın; biraz canavar olup birkaç cana kıymazsan bu hayata daha fazla dayanamazsın. aklından fikrinden utan, yüreği hala melek gibi kalanlardansın; böyle giderse bir şeytanın kollarında adına sevgi deyip ömrüne kıyarsın.
gül bahçelerimi sana açtım, içimde bitmek bilmeyen bir kanama vardı ve sana yürürken hissettiğim ıstırabı çok da umursamadım. el sürülmemiş bulutlarımı tüm saflığıyla taze bir gökyüzünde sana açtım, kimseyi yaklaştırmadığım sardunyalarımı senin kapına dizdim ve usulca beni fark etmeni bekledim.
sevesim yok, sevmediğimden değil artık ömrümün hangi çıkmazda kendine çelme takacağını hesap edemediğimden. inancım yok, allahsızlıktan, kitapsızlıktan değil; dili allah diyenlerin utanmazlıklarından. kendimden sakınarak seviyorum seni, sır gibi, hayal gibi; biraz fısıldasam tüm düş, tüm büyü bozulacak sanki.
Emre


















