tatliye tatlimo
okula ya yeni başlamışım ya da başlamak üzereyim; tam o yaşlardayım... hafızamda o tarihlerden kalan tek anı şu sanırım;
o zamanlar, bizim oralarda tatlıcılar, her sabah ilçeyi sokak sokak gezerlerdi; tabii ki sadece halka tatlı satarlardı. -hatta bizim oralarda hâlâ ‘tatlı’ dendiğinde ‘halka tatlı’ anlaşılır- ve biz çocuklar tatlıcı abilerin; “tatliiiyeeee tatliiyee”, “tatliiimooo tatliimoo” nidalarıyla uyanırdık; ne büyük mutluluk! tabii her sabah tatlı alınmazdı çocuklara; yine de bir sevinçle, bir umutla uyanırdık tatlıcının çağrışlarına.. kimi zaman tatlıcının geçişini duymaz, uyandığımda tatlıcıyı kaçırdığımı anlar ve tatlı yiyemeyeceğim için asılmış bir suratla evde dolanırdım. bu halde bazı sabahlar evde dolanırken, mutfağa girdiğimde gördüğüm manzaranın bana nasıl birdenbire 180 derece mod değiştirttiğini ifade etmem çok zor; tatlılar ben uyanmadan önce alınmış ve orada, mutfak tezgahının üzerinde duruyor! sürpriz! :)
tatlıcıların bu geçişleri, biz çocukları inanılmaz derecede cezbederdi. sadece her sabah halka tatlı yemek değil aynı zamanda kendimiz de tatlı satmak isterdik; o yaşlardaki sanırım en büyük hedefimiz buydu. sokakta tatlı satmaya başlarsak çok uzun yol kat etmiş, büyümüş olacaktık! bu hevesle her çocuk, evdeki büyüklerin başının etini yerdi sürekli.. derken, günlerden bir gün, ben o izni evdeki büyüklerden koparmayı başarmıştım, komşunun o sıralar tatlıya çıkan oğluyla beraber tatlı satmaya başlayacaktım! o büyük günün gecesinde sevinçten dört dönmüş, doğru düzgün uyuyamamıştım heyecandan.. sabahın erken karanlığında uyandım, komşu abiyle beraber düştük yola, vardık tatlı yapılan eve. avluda dev bir kazan kurulmuş; ateş yakılmış; kazanın önünde tatlıcılar sıraya durmuş; kazanın sahibi teyze, gözümde adeta bir dev, bir masal kahramanı.. biz de girdik sıraya. sevinçliyim, heyecanlıyım, o kadar çok halka tatlının arasında şaşkınım, yerimde duramıyorum :) sıra bize geldi ve tatlılarımızı dizdik evden getirdiğimiz tepsilere. -benim tepsim ilk günüm olduğu için ve taşımakta zorlanabileceğim için abilerinkine göre daha küçüktü- tepsiyi başımın üstünde nasıl taşıyacağımı gösteren deneyimli tatlıcılarla beraber döküldük sokaklara..
bir sokak, iki sokak derken utangaçlığımı yenip ben de bağırmaya başladım; “tatliiyeeee tatlimoo”. fakat her ne kadar utangaçlığımı yendiğimi düşünsem de büyükler kadar yüksek sesle bağıramıyordum; ya gücüm yetmiyordu ya cesaretim. sabahın kör saatinde insanları uykularından uyandıracak kadar beceremiyordum bağırmayı! :( neredeyse artık tatlı saati bitecekken ben anca 3-5 tane tatlı satabilmiştim, tepsi dopdolu duruyordu hâlâ.. evimizin sokağına yaklaştıkça gerilmiştim; o kadar ısrarla kopardığım izin, sadece 3-5 tatlı satabilmek için miydi? kalan tatlıları ne yapacaktım peki? zarar etmiştim, rezil olacaktım, kesin. sabahki şevkimden artık eser kalmamıştı. sesim de umutsuzluktan iyice cılızlaşmış ama belki birkaç tane daha satarım diye bağırmaya da devam ediyordum. bitkin bir halde eve yaklaşıyordum.. sesimi duyan ev ahalisi pencereye çıkmış, gülerek, eğlenerek, bir yandan da gururlanarak karşıladılar beni. tepsiyi dolu dolu getirdiğim için iyice bir dalga geçmişler ama satamadığım için de nedense fırçalamamışlardı; bu ortam beni biraz olsun rahatlatmış, yüzümü güldürmüştü.. derken annem, benimle eğlenen ahaliyi kenara itip, tüm tatlılarımı satın almak için pazarlığa başlamıştı! bütün tatlılarımı alacağına inanmakta zorlanmış, sonra birden yine o sabah uyandığım zamanki kadar neşeyle dolmuştum.. zarar etmektense, ucuza da olsa tüm tatlıları anneme satmayı kabul etmiştim; çok mutluydum, hepsini satmıştım! tepsi bomboştu! başarmıştım!
not1: tatlıya çıkmama izin verilen ilk ve son gün olmuştu bu.
not2: tatlıcıların tatlı satmak için kullandıkları ‘tatliye’ ve ‘tatlimo’ gibi kelimelerin ne anlama geldiği hâlâ gizemini koruyor.












