İnsan, bazen bir yazının başlığı gibidir; içerisindekileri anlatamayan ya da okundukça anlaşılamayan. Kimi söyleyebildikleri kadar söyleyemediklerini içine atar, gönlünün derinliklerine saklar sessizce. Bir yanı ışıksız tenhaların uçsuz bucaksızlığını yansıtırken, bir yanı kaybolur coşkunca kalabalıkların içerisinde. Bir yanı yurt yaşarken, gurbet gözler bir yanı. Bir yanı hayallerin sıcaklığına tutunurken, bir yanı geçmiş anılarına dal arar, kuşlar gibi konacak… Ve bir gün giderken, tüm yaşanmışlığıyla herkesi ve her hayali içinde götürür… Bulabildiğince. Ve de yalnızca yaşayabildikleri ve söyleyebildikleri kalır geride... Bırakabildiğince… Hayat; sanki biraz sonra ağlayacakmışsın misali, sürekli ha yağdı yağacak gibi, ama fırtınalı yüreğinin hep hareketli bulutlarla kaplı olduğu… Belki yaşam yokuşlarını çıkmak kolay olsa da, umutların kapısında beklemekten biraz yorgun düştüğün… İnsan, her ne olursa olsun bir tek yüreğinin büyüklüğüne sığınır, her zaman. Çünkü bilir ki; her şeyden umut kesilir ve her şey kırılır o ufalınca… Hiçbir şeyin önemi yok şu hayatta. Sağlık olsun, birde gönül dolusu huzur. Gerisi bir yalan dünya… Her şey; umudunca düşleyip, ama gerçeğince yaşandığınca… Bazı şeyler hep içinde, ulaşılamayan birer özlem olarak kalsa da...










