Kaybolmak.. Çoğumuz okul yıllarından hatırlarız; hani bir yerlere giderken küçükleri el ele tutuşturarak yürütür öğretmenleri, "yol yordam" bilmediklerinden kaybolmasınlar diye... Nasıl da sıkıca tutunur o minik eller birbirine; apayrı bir heyecan, coşku, sevinç ve biraz da korkuyla birbirinden destek alırcasına, yeni yerler görmenin mutluluğuyla kenetlenir sanki ayrılmazcasına... Yaşam büyüdükçe, belki biraz da zorunluluktan, o ellere tutunma ihtiyacını fazla hissetmez insan... Çevresindeki o eller azaldıkça, zamanla hayata yalnız tutunmanın zorunluğunu öğrenir, yaşadıkça ve yaşandıkça... Biraz “ektiğin rüzgarlarca” tercihlerinde “bulduğun fırtınalarca” sürse de “rüzgar esmedikçe de yaprak oynamaz” misali, biraz da aldığın risklerce “kendi düşen ağlamaz” gibi hayatı yaşamak.. Belki biraz bu yüzden; “kelin merhemi olsa” misali, giderek daha bir yalnızlığın içine sığınıyor, kendi “derdine sürecek derman” arıyor her birimiz.. Yaşadığı yerler ve sorunlar bu kadar yaşınca büyürken, biraz küskün, kırgın, kızgınca da olsa, her şeye rağmen yaşamın içinde inatla var olmaya çalışırken… Her ne kadar yalnızlığın soğuğuna alışsa da, belki bu yüzden, tüm yaşamı boyunca hep geçmişin o sıkıca kenetlenmiş ellerdeki bir sıcaklığı arar durur her insan. Biraz da bundandır yarınlara dair beslediğimiz umutlar, esecek fırtınalara karşı sürekli daha güvenli limanlar aramamız. Yaşam karmaşası içinde daha fazla kaybolmamak için… 😊😘🤞✌🌞🙋♂️

















