SENİN MEZAR TAŞINA ÇAKILAN BAKIŞLARIMIN BELİNDE ÇEKİLMEMİŞ BİR SİLAH ZİHNİM
(Bir ölüm haberinden sonra çıkılan uzun bir şehirler arası otobüs yolculuğu bakmayışların) Soğuk bir rüzgâr ellerinin sokaklarında her dokunuşun yolunu kesiyor, Eller mi tutuşuyor, ellerimiz mi tutuşuyor yangın giyinmiş evlerde, çıplak bıçaklar çekmişsin gözlerine, leyli bir ıssızlık var başını eğişinde… (Bir ölüm haberinden sonra göz çukurlarımdan ufka atlamış bakışlarım, Uçurum aşağı bir hayatın acelesi kokar nefeslerimizden; aşağı itmiş bizi annemiz rahminden.) Hangi mezara baksam, seni gömemiyor gözlerim; avucumda taşıyorum vefatını, bedenini taşın altın koy bu yaşamayışı başarmak için; mezarlar, mezbahalar, kazalar… Başımdan aşağı atlayıp senin mezar taşına çakılan bakışlarımın belinde çekilmemiş bir silah zihnim. Bozkırda açan taze mezarlar, maziden bir kadın durmadan gönlümü azarlar; zihnim, alnımın iç tarafından dayanmış, ha patladı ha patlar!
Bozkırın gerdanında açılan bir fermuar gibi şehirler arası bir otobüs yolculuğu başlar. Hangi mezara baksam seni göremiyor gözlerim, hangi sefaleti soyunup atsam, tenim yine zebil bir yaşam; bitmez bir intizarın gerdanında sıkılan bir urgan senden sonra çıkılan yollar. Zaten, uçurum aşağı bir hayatın acelesi kokar nefeslerimizden; çoktan aşağı itmişti rahminden; bir beden öteye bırakıp gitmişti bizi annelerimiz.
Zebil














