Kalbim sana atmakta;
bir iftira, bir taş, biraz da yalan…
Sen şimdi ölümden geçsen, bir nefes alıp yüzünü seyre dalsam derinlere,
rayihanda boğulup kalsam;
alkolik bir zemherinin dayağından kurtulan rüzgâr yardımıma koşsa,
rüzgârın cebinden mevsimler düşüyor zaten;
ne vakit ölsen beni ilmek ilmek; her bakmayışında.
Kalbim sana batmakta;
nefes doluyor kırıklarından, nefis doluyor gözlerinden,
ağırlaştıkça batıyor gerdanındaki derine;
sancı, sanrı…
ne varsa hepsi,
olmamış, ölmemiş, annesi gitmese bile dönmemiş sakat çocukluğuma bir kanrı.
Sen şimdi ölümden dönsen, apağır saçların ellerinde,
içinde savurgan ve çamurdan anıların sıkış tepiş,
elimden tutsan ve kalsam yarımda;
bozuk saat mi dersin, ısırılmış bayat ekmek mi ya da tutukluk yapmış bir revolver mi;
yarım yamalak bir kalp atışıyla; kalsan yanımda.
Tam o anda bir yaz mevsimi düşsün avucundan,
intiharımın tasmasını tutan avuntumdan eser kalmasın,
dudaklarından kendini atmak üzere olan bir sigara misali,
dumanı havada, her şeyin sen oluşu dumanında asılı kalsın;
gecekonduların alçak ve çatlak çatılarından karnı aç sözler sızarken bir acı çekmek sağanağında,
hayatta olmanın alçak sancısı yağarken semadan,
herkesten kaçabilmişken kendine esir düşersin kendi sığınağında.
Dudaklarından kendini atmak üzere olan bir sigara misali,
cebinde son intiharı kalmış bir hayatı içime çekerken;
dumanı havada, her şeyin sen oluşu dumanında asılı kalsın;
Üşümekten mi, seni düşünmekten mi titreyen ve uykusuz kalmış bir hayat,
Tam o anda bir yaz mevsimi sızlasın avucunda;
zemheri ellerin, zifiri gözlerin ve zebil bir ben;
misafir hayatımın kalkıp gitme vaktini üfle gitsin.