Az önce telefonum bozuldu, ben de sargılı yüzüm ile evde oturmak zorunda olduğum için facebookta biraz oyalanayım dedim. Yaklaşık 6 aydır hiç bir paylaşım yapmıyorum ama 2010 yılına kadar döndüm hesabımda. Haliyle anılarım canlandı bunu size de yapmanızı öneririm, geçmişinize bakıp gülebilmek hoş bir şey, gülebilecek bi geçmişiniz varsa elbette. Ben de eski sevgilim hakkında bir şeyler yazmaya karar verdim burada. Eğer bana açılacak birisi falan varsa kesin okusun adeta bir rehber adeta bir tam çözüm olacak bu sizin için. Sonuçta hepiniz birine aşık olmuşsunuzdur, aşağı yukarı bu yaşadıklarımı yaşayacağınızı söylemek isterim ya da bunları yaşamışsınızdır, ''oha aynı şeyler lan'' diye şaşırırsınız okurken. Size kalmış bu.Başlığı niye böyle attım hiçbir fikrim yok. Neyse başlayalım
Normalde olsa ''İnsanların kötü taraflarını görüyorum ,Görmem gereken şeyler için dönüp geçmişe bakmama gerek yok.'' derim, gerçekten de öyle. Ama bugünlük bu sözü bi kenara bırakalım.
Eski sevgilimin adı Melike, onu yakından ilk defa sınıf temsilcileri toplantısında görüyorum.yaklaşık olarak 2011 yılının Mayısın ortalarına doğru. Lise aşkı işte arkadaşlar, ne yapabilirsiniz ki? Tenefüslere onu görmek için çıkarsınız, kantinde onu ararsınız, temsilci toplantısı düzenlensin diye dua edersiniz, elinizden en fazla bu gelir çünkü. Bunu yanlış anlamayın, 16 yaşındaki birinin aşkı ile 25 yaşındaki birinin yaşadığı aşk arasında fark olacağını düşünmüyorum. Yaşın ne alakası var? Her insan hissettiği duyguyu doruklarda yaşar, aşkı da öyle. Okul başkanlığı için seçim yapılacağı duyurusu geliyor, hah furkan durur mu hiç? Aynı gün aday oluyorum, ve ciddi anlamda diğer adaylara fark atarak okul başkanı da seçiliyorum.
( Kurduğum temsilci grubunun adı ''İnci we Trust'' inci sözlük yeni açılmış kimseler bilmiyor ama insanları etkilemeyi başarmıştım). Yaratıcı olduğum kesin. Hatta şöyle de bir afiş hazırlıyorum.
Evet başkan da olduk, istediğim zaman toplantı düzenleyebilir ve onu daha yakından görebilirim artık. Yani ben böyle düşünüyorum, 16 yaşındayız ve hayal kurmak güzel. Öyle olmuyor elbette, müdür yardımcısı izin vermediği zaman toplantı yapamayacağım gerçeği yüzüme çarpınca normal hayata dönüyorum. Yine tenefüslere onu görmek için çıkıyorum, görüyorum ama tek yaptığım uzaktan seyretmek, zaman geçtikçe onun da bana baktığını farkediyorum. Ama hayatımda kimseye açılmamış biri bakmaktan öteye gidebilir mi? Gidemez, gidemedi de. Hayattaki tek açılma tecrübemi anlatayım daha iyi anlarsınız beni ''5 yaşlarında anaokulu zamanı bi kıza açılmayı denedim, kare şeklindeki bi sokakta 4 tekerlekli bisikletimizi sürüyoruz, kız ne tarafa doğru sürerse karşı taraftan doğru sürüp onu karşıdan görmeye çalışıyorum. Tam onun yanından geçerken bi çocuk kendi kafasınca trafik polisi oluyor ve beni durdurmaya çalışıyor. Ben de kızın gözleri önünde düşüp, çocuğa ''napıyon oğlum düştüm onun önünde'' diye bağırdıktan sonra ağlayarak eve gidiyorum.'' Sonra da taşınmışlardır herhalde. Ne tecrübe ama. Konumuza dönelim, bir türlü açılamıyorum ona. En sonunda benim yakın arkadaşlarımdan kadir ve bahadır, bir okul çıkışı melikeyi büfede görünce okuldan bi kızı tutup melikenin yanına gönderiyorlar ''okul başkanı seni seviyormuş'' diyip uzaklaşıyor. Tam lise işi :)) Ertesi gün kadir bana olayı anlatıyor ve bugün onunla konuşacaksın diyor. İnanmadığım için ''buluşcam tamam ihi'' diye geçiştiriyorum. Ama ciddiler işte, keşke şaka olsaymış keşke. O gün bi tenefüs arası kantinin önünde onu bekliyorum, merdivenden utangaç bi şekilde iniyor. Karşısında titremekten başka yapabildiğim bir şey yok. Evet dün söyledikleri doğru, ben söylemek isterdim aslında diyip susuyorum, susuyoruz. Ertesi gün dışarda yanımdan geçerken numarasını istiyorum (bisikletle düşüşten sonra epey bi ilerleme kaydetmişim). Numarasını alıyorum, unutmamak için koşa koşa sınıfa gidip bi matematik kitabının arasına yazıyorum. O kadar aşığım ki , sınıfa gidene kadar heyecandan son iki hanesini unutmuşum, yanlış yazmışım. O gün akşam dakikalarca yazıp silerek, ''merhaba ben furkan :)'' yazabiliyorum sonunda. 3-4 mesaj sonra konuştuğum kişinin Melike olmadığını öğreniyorum. Şuna bak lan başkasıyla flört ettim! Sonra numarasını başkasından bulup ona yazıyorum. Bi mesajımı 30 dakikada düşünüp 5 saniyede yazıyorum, çünkü 30 dakika düşündüğüme bakmayın yazdığım şey ''evet :)'' kadar kısa oluyor genelde. Çünkü beyin durmuş mutluluktan akıl evete tamama çalışıyor. 6 Haziran günü ona '' ben pek beceremem böyle şeyleri ama ilkim olduğun gibi sonum da ol istiyorum'' diyerek çıkma teklifinde bulunuyorum, resmen Arsız Bela olmuşum da haberim yok! Melike kabul ediyor ama ne yapacağımı bilmiyorum. Ve evet ilk sevgilime sorduğum ilk soru şu ''e şimdi kabul ettin ama napıcam sarılmam mı lazım şuan?'' oluyor. Abazalıktan falan değil, ne yapacağımı bilmiyorum ki. İkimiz de çok utangacız, ilk 10 gün okulda hiç konuşamadık, konuşamadığımızı bildiğim halde okul servisine binmez onun askeri servisinin gelmesini beklerdim. Servisi yaklaşık 2 saat sonra geliyordu okul zili çaldıktan sonra. Okuldan sonra da 2 saat karşılıklı susup eve dönerdik. Şikayet etmiyorum, bi ilişkiyi yavaş yavaş yaşamak bence hala en güzeli. günler böyle geçtikten sonra, okul sonu geliyor ve okul başkanı olarak okulumuzun ilk Şenliğini düzenlemek için kolları sıvıyorum. Planımda da graffiti yarışması yapmak var, müdür izin de veriyor. Bizim şenlikten bir gün önce AAL şenliği var, oraya gidiyoruz o ve arkadaşları ile. O gün ilk defa elini tutuyorum, ve bu ne bileyim. O günden ayrıldığımız güne denk hep sahiplendim onu, birisi var ve o sizinle düşünebiliyor musunuz, başka kimse elini tutamaz tam bir sahiplenme duygusu. Sanki sevgilisi değil de babasıyım kızın. Tüm gün elini bırakmıyorum, ve yine o kadar acemiyiz ki onun elinden tutarken bi arkadaşı su vermek istiyor ancak bırakmayı beceremiyoruz ellerimizi. Sıkışmış artık, ufak bi uğraş sonrası çözülüyor ellerimiz.
Bu da o geceden bi resim arkadaki kedi gözlü gibi olan benim -.-
Ha bu arada az önce buldum facebooktan bunu, onun için paylaştığım ilk şiir bu,
Gözlerimle seni düşünüyorum,
Gözlerine karşı ..
Gözlerin denizler gibi ,
Gözlerin gökyüzüne benzer ,
Gözlerin yıldız yıldız ,
Gözlerin masmavi ..
Gözlerin masmavi dediğime bakmayın, ayrılana kadar göz rengini tam olarak bilmiyordum o kadar utangacım ki gözlerine bakamıyorum bile. Her neyse o gün
Gece 1 gibi eve gidiyor, ertesi gün bizim okulun şenliği olduğu için de direk yatıyorum. Melike arkadaşlarında kalıp AAL'in ikinci gününe de katılacak ama bizim okulun şenliğini ben organize ettiğim için okulda olmak zorundayım. Ertesi gün sabah 6'da okula gelip sahnenin kurulmasına yardım ediyorum, okul başkanı falan değil ayak işleri başkanı olmuşum da haberim yok! sıraları taşıyorum. ve o yorgunlukla şenlik başlıyor, graffiti yarışması da şenlikle birlikte başlıyor. Bilin bakalım ben ne yazıyorum? Kocaman bir MELİKE, şenliğin başından bitişine kadar anca bitiyor. Kendi organize ettiğim şenliği izleyemiyorum ama mutluyum. Yağmur bastırınca içeri kaçıyor ve şenliği yarıda kesiyoruz. Eve gidiyorum, öyle bir yorgunum ki çok az uyumuşum ve çok yorgunum. Melikenin de şenliği bitmiş arkadaşları ile oturuyor, konuşalım diyor ben de uyumuyorum tabii gebersem bile. İlk başta bi uyarıyorum bak arkadaşlarınlasın sonra da konuşabiliriz, yok illa konuşmak istiyor. Ben de içten içe istiyorum zaten, peki konuşalım. Uykusuzluktan ölen ve ona sürpriz yapmak için tüm gün koşuşuturmuş birine öyle yavaş cevap veriyor ki, bi ''evet ya çok güzel bi gündü'' mesajı atana kadar 3 kere uyuyup uyanıyorum. Sonra konuşmasında bi soğukluk hissediyorum, harbiden öyle soğuk bi tavrı var. Sonra hayatımın ilk tartışmasını o gün yapıyorum. Pek hatırlamıyorum neler dediğimizi ama '' furkan galiba biz acele ettik'' lafını unutacak değilim. Aha noluyo lan? diye kaldıktan sonra kadire soruyorum oğlum ne demek bu? Kadir de ayrılmak istiyor kız oğlum diye cevap verince, facebooktan ilişkisi yok yapıp konuyu kapatıyorum. İlk ilişkim olduğu için olup bitenleri idrak edemiyorum hep bi başkasına danışma isteği var. Oğlum böyle mi bitecekti? Gece 3 gibi uyuyamayıp terasa çıkıyorum, ağlıyorum bi yandan çünkü kabullenemiyorum. '' Seni seviyorum keşke böyle bitmeseydi'' diyip telefonu kapatıyorum. Günlerce kapalı o telefon. Sonra öğreniyorum ki melike tatile gidiyor. Unutma beni sakın diye bi mesaj atıyorum. İnan unutamıyorum diye cevap geliyor. Böyle mi oluyor peki ? Elbette hayır. Telefonum bozuk mesaj atamayabilirim bahanesiyle hissediyorum zaten bi şeyleri. Haftalarca mesaj gelmiyor sonra ben yazıyorum. O tatilde ben ise Ankara'da onun yasını tutuyorum. Hikaye daha başından çok uzadığı için ayrılık yerini hızlıca geçeyim. Tam 8 ay ayrı kalıyoruz, o yaz tatili cehennem gibi geçiyor. Aklıma geldikçe içim acır hala. Tüm yazı duşta portishead ne bileyim duman dinleyerek geçiriyorum. Ayrı olmak pek bi şey değiştirmiyor hala ilk günkü gibi sevdiğimi hissediyorum zaten 15 günlük bi ilişki için 8 ay beklememden de anlaşılıyor bu galiba. Gelen hiçbir kızın yüzüne bakmıyorum tek yaptığım onu beklemek. En son 2012 sevgililer gününde bi şey yapayım diye planlar yapıyorum. Sevgililer gününden 2 ay önce bi mektup yazıp sevgililer gününde ona vermeye karar veriyorum. 2 ay boyunca her gün biraz biraz yazıyorum mektubu 1.5 sayfalık bi mektup çıkıyor ortaya sonunda. Ha ben hatıralara çok önem veririm, bu yazıyı bile ilerde okumak için yazıyorum sayılır bu yüzden kısa zamanda mektubu geri istemeyi düşünüyorum hala atmadıysa , çünkü ayrılsak bile saklayacağına söz vermişti. Her neyse, 14 şubat günü mektubu verip tabiri caizse kaçıyorum yanından. 1 ay boyu korkuyorum furkanlar, ya yine aynısı olursalar havada uçuşuyor. En sonunda doğum günümden 2-3 gün önce barışıyoruz. Hediyemi erken alıyorum yani, ondan sonraki her şey güzel olmasa da ilk sevgilim olmasından dolayı mutlu ediyor beni. Her gün başka bi şeyden kavga ediyoruz. Fatih Terim ile Aykut kocaman yüzünden kavga edip 3 gün küs kalacak kadar hem de, içim yanıyor onunla küs kaldığımda. Diyorum ki Melike her çift kavga eder, aynı şeyleri düşünmek zorunda değiliz ama lütfen konuşarak tartışarak çözelim. Ama melike her şeyi konuyu kapatarak çözmeye çalışırdı. Size söylüyorum, eğer sevgilinizle tartışmalarınızı böyle çözmeden bi kenara atarsanız bi gün hepsi karşınıza çıkar. O ilişki bitmeye mahkum. Ben de yavaş yavaş bunun farkına varıyordum, bir gün eski sevgilileri yüzünden tartışıyoruz bir gün benimle olmak istememesinden, benimle zaman geçirmek istememesinden. İlişkinin biteceğini farkediyorum, korkuyorum böyle bitmemeli çünkü bir sürü hayalim var onunla. Bakın belki ilişki konusunda çok tecrübeli değilim ama aşkı yaşadığımı düşünüyorum. Ve aşık bir insan sevgilisini yalvartmaz buluşmak için, bunu yapmaz. 2 yıl boyu ne zaman düşünsem beni ektiğini hatırlıyorum. Çok sevdiğimi bildiği için ona mecburmuşum onsuz yapamazmışım gibi davranmaya başladığını hissediyorum. Bi kavgamızda haklı da olsam haksız da olsam özür dileyen taraf konuşmaya çalışan taraf ben oluyorum. Size şunu altını çize çize söyleyim ''Lütfederek sevmek ile küfrederek sevmek arasında hiç bi fark yok.'' Bu yüzden karşınızdaki size mecburmuş gibi davranmayın. böyle her şey biter ve ne kadar severseniz sevin haklı olduğunuz bir konuda özür dilemeyin. Alttan alın ama özür dilemeyin. 2 yıl boyunca defalarca ayrıldık çoğu da benim yüzümdendir bunu da kabul ediyorum, ne kadar seversem seveyim öyle inanılmaz şeyler yapıyor ki sevmiyor diyorum kendi kendime bitsin bu sefer, ayrılıyoruz. Bitiyor sonra onsuz yapamayacağımı farkediyorum ve barışıyoruz. Ama sonu hep aynı, her barışmanın sonu ''Daha önce de oldu aynısı, defalarca sana güvendim. Gitmeliydim ama kaldım.'' cümlesiyle bitiyor. 3 ay önce kadar ayrıldık tamamen ayrıldık, insan çabuk kabullenemiyor elbette. Ama melike bana unutamayacağım çok da şey yaşatmadığı için yaşattıysa bile benimle buluşmak istememesi birlikte geleceğe dair tek bi cümle bile duyamamamdan ve o en son yaptığı şeyden dolayı olsa ki yaşattıysa da aklıma gelmiyor. Şuan üzüldüğüm tek şey benim ona yaptıklarım, yaptığım için üzülmüyorum keşke böyle biri olmasaydı da yapmaya devam edebilseydim diye üzülüyorum.Yazı bitmedi ama bunu okuyan yakın arkadaşlarım için şunu bir dipnot olarak eklemek istiyorum bir kenara. Benimleyken Melikeyi neredeyse herkes tanıdı okulda, şimdi bile aylarca görüşmediğim bi arkadaşımla buluştuğumda melike napıyo diye bana sorarlar. Bok yapıyor, beni görmemişsin 3 aydır lan beni sorsana ilk! her neyse, burada yazdıklarımı okuduktan sonra '' nasıl katlanıyorsun furkan bu kadar şeye, bitirmenin vakti gelmedi mi artık, daha bir sürü kişi var etrafında'' diye başımın etini yediklerinde niye ayrılamadığımı anlarlar herhalde. Bu AŞK arkadaşlar.
Aşk öyle bir şey ki, Cem diye bi arkadaşlımla kilometrelerce yürüyüp bi çiçekçi aradığımızı hatırlıyorum. 10 kilometreye yakın, hepsi kapalı. Sürpriz yapmak için gül arıyorum ona, sonunda buluyorum. Aldığım 10 tane gülün yapraklarını çıkarıp buzdolabında saklıyorum. bozulmamazı lazımmış diye. 1 yıl önce çiçek aldığınız satıcı kadının nereli olduğunuzu hatırlar mısınız? Ben şuan hatırlıyorum. Erzurum, işte aşk böyle bir şey arkadaşlar artık o aşkı hissetmeseniz bile hissettiğiniz zamanların hatrına size her şeyi hatırlatır. Yüzlerce postite Seni seviyorum yazıp masasına yapıştırıyorum ve gülleri sırasına döküyorum. Yürüdüğümüz onlarca kilometreye değiyor elbette o sarılması. Ya da ne bileyim siz bi kutu dolusu çekirdek çitler misiniz lan aşk diye bi duygu olmasa?
Bi gün dışarda çekirdek çitlerken melikenin elleriyle açtığını görüyorum ve üzülüyorum ben 10 tane çekirdek çitliyorum kız bi tane çitliyor o arada. Yazık lan! Hemen 2-3 kilo çekirdek alıp çitlemeye koyuluyorum kalplide bi kutu almışım ona dolduruyorum. Gecenin 11'inde çekirdek bitiyor ama kutu daha dolmamış, hemen dışarı çıkıp açık tekel arıyorum çekirdek almaya. Bu kutu bugün bitip yarın verilecek çünkü. Gece 2.5 gibi bitiyor. Arkadaşlar size şu kadar söyleyim öleceğimi bilsem o kadar çekirdek çitlemem hayatımda, ama iş aşk olunca değişiyor. Dudaklarım yara oluyor artık ama sürprizi de bitiriyorum. Bunlar sadece yazı uzamasın diye aklıma gelen ufak sürprizler.
Geçen sene sınava hazırlanırken binbir uğraşla aldığım heyet raporuyla ders çalışmaya çalışıyorum evde. Ama melike okulda aklımın bi yarısı onda, grip olmuş. Hahh sanki ölümcül bi hastalık ama yok grip de olsa işin içinde o boktan aşk oldu mu verem gibi geliyor size. Ne yapsak ne etsek dersi falan bırakıp öğle arasına yetişeyim diye okula koşarak gidiyorum. Elimde bi nane limon bi sıcak su kapılarında onu bekliyorum. Ha pişman mıyım bu kadar uğraşa? Uğraşa elbette pişman değilim, sadece bunları yaparken hissettiğim duygular böyle bi sonu haketmiyordu.
Melike'yi şikayet edecek değilim, küfür de edecek değilim şuan burda. Eski sevgilim olmasına ve bana hissettirdiklerine saygı duyuyorum ama bunları da söylemem lazım anlattıklarımın tamamen gerçek olması için, son zamanlarda onunla ne kadar buluşmak istesem de beni hep ekmeye başlamıştı. İnsan sevdiği insanı ekmez arkadaşlar, buluşmak için can atar. Ben öyle yapıyordum en azından. Ya da benim dertleşeceğim insan elbetteki sen olacaksın. Bi gün hatırlıyorum, gecenin körü öyle kötü şeyler yaşamışım ki saat gecenin ikisi bi yandan ağlıyorum bi yandan camdan dışarıya bakıyorum elimde telefon melikeye yazıyorum. Ölmüşüm neredeyse, sabah da okul gezisi var. Uyanıyor yazdığım onca şeye cevap vermeden gezim var diyip konuyu kapatıyor. Gezi boyunca da hiç yazmıyor, yazdığım şeye cevap vermesini boşverin normal bi sevgili gibi bile konuşmuyoruz. O gün bi şeyler daha gidiyor içimden ama hayallerimiz var ve ilk sevgilimiz diye dayanıyoruz, yine bi gün ailevi bi konuyu melikeye anlatıyorum dershane çıkışı gerçekten de önemli bi konu ondan hemen cevap bekliyorum , bana 5 dakika cevap vermek yerine metroya atlıyor. açıklaması da şu ''güneş vardı o sıcakta nasıl cevap vereyim'' ya bi yürü git allasen. Her neyse, bunları da siğneye çekiyorum, her şeyden kavga etmemizi, gelecekte benimle olup olmak istemediğini bile bilmiyorum. Bunun için kavga ediyoruz, yalvarıyorum nolur gelecekle ilgili benim de içinde olduğum bi şeyler söyle. Ama yok melikeden '' her sevgilinle geleceği düşünürsen mahvolursun furkan'' cevabı geliyor. O zaman ne kadar kızsam da ne kadar doğru söylediğini şimdi anlıyorum.
Bu olayı normalde anlatmam ama melike bundan utanç duymadığı için anlatıyorum şimdi onun için normal bi olaymış gibi davrandığı için bitti zaten, melike yeni bir telefon alıyor o yüzden o aralar hep sınıfta artık camdan dışarı bakmıyor telefonla uğraşmaktan. Bi gün sınıfa çıkıyorum sürpriz yapayım. Melike sırada oturuyor elinde telefon, bir yanında bir erkek diğer yanında bir erkek. etrafta da iki tane birileriyle yatıp kalkmaya can atan kız. İzlediği şey spartaküs, porno yani. Kimse bana spartaküs dizi demesin. Porno ile dizi arasındaki farkı ayırt edebilecek kadar çok film izledim. ve izledikleri sahneyi de gördüm, bunca yıldır her türlü şeyi gördüm ama o sahnede benim bile midem bulandı. Arkadaşlar bakın ben melikenin elini 15 günde tuttum, öptüğümde 1 yıl olmuştu herhalde, okulda öğretmenler de dahil herkes bizi bildiği halde elimi bile tutmazdı. Melike öyle biriydi, ben öyle tanımıştım hani utangaçtık biz? Melike nasıl olurda evde bile izlemeyeceği şeyi yanına iki erkek alıp izlerdi, üstelik evde izleyeceğini ilk duyduğumda uyarmıştım izlemesen olmaz mı diye. ''sen dedin diye izlemem he furkan'' diye susturmuştu beni. Ve evet bakın hala küfretmiyorum bu cevabın üstüne. İnsanlar kendi yaptığı hatalar için göz yaşı dökebilir, üzülebilir. Ama ben Melike bana bunu nasıl yapar diye günlerce ağladım. Bana doğum günümde hazırladığı o ufak notları yüzüne fırlattım. Hayatımda aldığım en güzel doğum günü hediyesi de olsa pişman değilim. Şuan olsa bana bunu yaşatan birine tekrar aynı şeyi yapardım. Kendini affettirmeye de çalışmadı, 1 hafta sonra ben yanına gittim konuşması için. özür diledi benim zorumla ve barıştık. Bunun özrü mü olur benim mallığım, yani siz şöyle bi şey duydunuz mu? '' Aşkım ya ben yanlışlıkla yanıma iki erkek oturtup porno izledim çok özür dilerim'' duymamışsınızdır. Ben de duymadım ama kendi zorumla dilettiğim özrü kendim kabul ettim. 1.5 ay sonra onu aslında affedemediğimi farkettim. Her buluşmak istememde okulu asamam şunu yapamamlarından da sıkıldığımı farkettim. Artık ayrılma vaktiydi, gerçekten ayrılma vakti. Kendi kendime melike için '' O kadar yoksun ki, olmasan da olur hayatımda.'' diyorum Güzel bi konuşma ile sonlandırmak isterken, konuyu doğum günü hediyesini yüzüne fırlatmama getiriyor. Ben de ona tek bi soru soruyorum ''Eğer ben yanıma iki tane kız alıp sınıfta porno izleseydim sen bana bunu yapmaz mıydın?'' hayır ben böyle tepki göstermezdim dediğindeyse çoktan bitiyor her şey, benim 2 yılımı verdiğim insan bu olamaz. Sonra da bi önceki yazımda yazdığım bodrum'a gitmeye karar verdim, oradaki kızlardan da bahsetmiştim size o yazıda. 1 ay sonra falan Whatsapp'da melikeyi görünce naber kız diye yazdım. Nefret de etsen bir şeyler yaşamışsın, sevimli bi şekilde konuşmaya çalışıyorum. Sonra konuşmanın ilerilerinde dayanamayıp ''o olayı yaparken beni hiç düşünmedin mi?, ne kadar üzüleceğimi düşünmedin mi hiç'' diye bir soru soruyorum. Tamamen arkadaşça ve kötü niyet olmadan, mantıklı bi cevap bekliyorum. '' Sen hala orda mı kaldın :D'' cevabı ile bir kez daha kendime küfrediyorum neden yazdın ki? Ondan sonra ordaki kızlarla ilgili bir sürü şey yazıyorum, benimle yatmak için uğraşan kızdan tutun da bikinisini bana bağlatmaya çalışan kıza kadar. Umrumda değil oysaki ordaki kızlar, tek istediğim canının yanması söyleyip kurtuluyorum. Bodrumla ilgili size şunu söyleyim, orada bi sevgili yapmamamın tek sebebi, melikeye duyduğum saygıdır. Ben onu uyarmıştım aslında eğer ayrı olsak bile sınav yılı birisi ile çıkma sakın diye ama şimdi eski sevgilisi ile çıkıyormuş sanırım tekrar, ne diyelim melikecim umarım sonunuz bizimki gibi olmaz.
Arkadaşlar size tavsiyem şu ki, eğer ilişkinizin devam etmediğini ve sizi üzdüğünü hissederseniz uzatmayın. İki yılınız böyle uğraşlarla heba olur, kaybettiğiniz şeylerle kalırsınız. Benim tek kaybım 2 yılım ve sınavı kazanamamam olmadı. Size hissedeceklerinizi bile sıralayabilirim şuan ilk baştan onu unutamayacağınız için üzülürsünüz, sonra onu unutmaya başlarsınız, bu sefer de onu nasıl unuturum diye üzülürsünüz. Bi süre sonra da size yaptığı şeylere izin verdiğiniz için üzülürsünüz ama inanın ki geçiyor. Artık herhangi bir üzüntü hissetmiyorum gerçekten çok mutluyum.
Melikeye de birkaç şey yazmak istiyorum burdan,
Keşke aklımıza sadece güzel anılar gelse, öyle yapamadık malesef. Üzgünüm ama kiminle birlikte olursan ol hiçbiri sana saatlerce çekirdek çitlemeyecek, 1.5 dakika seni görebilmek için 20 dakikalık yolu 5 dakikada koşup yanına gelmeyecek, seni biraz daha fazla göreyim diye her okul çıkışı evine kadar bırakıp evine yaklaşınca ''neyse furkan yaa sen git artık geldim bile zaten'' diye kendisiyle dalga geçmeyecek, sadece sana nane limon vermek için okula gelmeyecek, flüt çalarken vuruşlarında ürkeceğini de sanmıyorum, peynirci poşetinden hediye almayı, telefonunu bi yerde unuttuğunda onun senden çok endişelenmesini unut bence, ya da sevgililer gününde sınıfa girdiğinde sınıfın duvarında kar sprayinden kalpler göreceğini de pek sanmıyorum. En azından sınıfınızdaki öğretmen sevgilini sınıftaki dolapta yakalamaz :) Haketmediğim şeyler yaşatmış olabilirsin, belki ben de sana yaşattım. Ama bana bunları yaptıracak kadar aşkı kendimde hissettirdiğin için teşekkür ederim. Ha aşırı kıskançlıkla falan suçluyordun beni hani eski sevgililerinle arana mesafe koymanı istediğimde. Haksız mıymışım? Konuşmadığın halde benden sonra eski sevgiline dönmedin mi? Eğer konuşsaydın neler olurdu kim bilir. Mutluluklar diliyorum, ikinize de. Mektubumu da almak istiyorum. Güzel bir anı olarak içimde saklayacağım seni. Senin için de güzel bir anı olabilmek umuduyla. Hoşçakal.