“kendi peşimi bile bıraktım”

tannertan36
Mike Driver
No title available
Sade Olutola
Cosimo Galluzzi
Keni

Kaledo Art

roma★
Fai_Ryy
d e v o n

#extradirty

JVL
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
macklin celebrini has autism

blake kathryn
Jules of Nature

Love Begins
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
noise dept.
Today's Document
seen from United States

seen from Germany
seen from France

seen from United States

seen from Germany

seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Italy
seen from United States

seen from United States

seen from Serbia

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom
@tanrininsoytarisi
“kendi peşimi bile bıraktım”
seni sevmek… herkesin dilinde, benim yüreğimde. onlar dilinden düşürmez sevmek deyimini, ben yüreğimden eksik etmem seni.
bir daha kalbin öyle atsın diye kendini dipsiz bir uçurumdan atman gerek. ki bazen, kalbin öyle atsın diye tüm insanlıkla vedalaşman gerek.
her şeye rağmen; tenin bana Allah’ın yarattığın en büyük gezegendir, gezemediğim için bitiremediğim…
bir yaşam derdim vardı. ağır geldi omuzlarına.
Bu bir aşk hikayesi değil. Korku filmi senaryosu. Ağır bir dram. Ya da siz ne diyorsanız..
“Ben seni haketmiyorum. Sandığın kadar iyi biri değilim.” “Yanlış cümle! ‘sen mutlu olmayı haketmiyorsun’ diyeceksin. Hem ne var sandığım gibi değilsen, ben zaten sandığım gibi kalmanı istiyorum senden. Hayalimdeki kadını canlandırmanı istiyorum.” “O kadar kolay değil. Sen bir erkeksin, her erkeğin takıntısı olan şeyler vardır. Ben senin takıntılarına tutundum her zaman ve bunu farkettiğin an düşeceğim.” “Seni itmek için sırtına dokunduğumda o elleri oradan ayıramam, seninle birlikte düşerim.” “Benimle birlikte düşmene izin veremem, bunu anla artık.” “Ben de düşmene izin vermem, sen de bunu anla.” “Senden izin istemiyorum, beni anlayışla karşılamanı bekliyorum.” “Neyin anlayışı bu ya? Neyin beklentisi? Sen böyle başın hala omzumdayken beni hayatından çıkarman gerektiğini söyleyeceksin ve ben bunu anlayışla mı karşılayacağım?” “Sen yazarsın.. Beni de yazarsın. Yazdığın hikayelerin arasında kaybolurum. Sen aşkı çok güzel anlatıyorsun.” “Sen de çok güzel yaşatıyorsun. Ailen görmesin diye gece boyunca içtiğin sigaraları söndürdüğün o çay tabağını sokağa nasıl savurduğunu çok iyi biliyorum. Her sabah işe giderken pencerenin altındaki kaldırıma bakıyorum ben, gece uyanıkken kaç sigara içmişsin diye. Yerdeki izmarit sayısı fazlaysa sen uyanana kadar kafana takılan şeylerle meşgul oluyorum. Hatırlıyor musun, bi keresinde kavga etmiştik, gece boyunca hiç konuşmamıştık. O gece pencerende sabaha kadar yanıyordu ışık. Ailen evde değildi. Karanlıktan korktuğun için ışığı açık bıraktığını zannettim, korkmaman gerektiğini, her ne olursa olsun yanına koşabileceğimi anlatan uzun uzun mesajlar yazıp sildim. Sabah işe giderken pencerenin altına baktım her zaman olduğu gibi. Çok izmarit vardı ama kafama takılan bu değildi. Üç tane Kent sigarası izmariti vardı, onlar senin içtiğin. Yedi tane de Camel Brown gördüm, izmaritin dibine kadar çekilmiş hem de. Sen Camel içemiyorsun, evine gelebilecek kadar samimi olduğun bütün kız arkadaşlarını tanıyorum; hiçbiri sigarasını izmaritin süngerine kadar çekemiyor. O gün benim görmekten hoşlanmayacağım biriyle sabahladın, bunu az çok tahmin edebiliyorum, herkes eder. Ama dediğim gibi, ben seni olduğun gibi değil; hayal ettiğim gibi seviyorum.” “Ben seni haketmiyorum.. Lütfen beni daha fazla zorlama, beni bu zamana kadar kimse böyle sevmedi, alışık değilim, yapamıyorum.” “Ağlamayı kes!” “Yapamıyorum, çok denedim, olmuyor.” “64 ile 52’nin toplamı kaç yapıyor?” “Ne?” “64 ile 52’yi toplasana.” “116 mı?” “116 tane kirpiğe sahip olmak nasıl bir duygu?” “Kirpiklerimi mi saydın sen benim?” “Bu kadar kısa süreceğini bilseydim saçlarını sayardım.” “Sen harika bir insansın. Hayatımda gördüğüm en güzel hisli adamsın. Ve en iyi..” “Yapma lütfen, iyi olmanın beş para etmediğini kanıtlamamıza gerek yok durup dururken.” “Hep böyle kal..” “Daima böyle kalacağım. Bıraktığın gibi.. Olur da bir gün döners….-” “Öyle bir şey olmayacak. Numaramı değiştireceğim, evimi değiştireceğim, okulumu, işimi, arkadaşlarımı, gerekirse kimliğimi. Senin sevdiğin kadın olarak kalmamak için elimden ne geliyorsa yapacağım. Unutacaksın beni. Yıllar sonra sen çok ünlü bir yazar olduğunda karşına çıkıp senden imza isteyeceğim ve sen beni tanımayacaksın bile.” “Üstünden yıllar da geçse, o attığım imzada kendini bulacaksın sen. Seni unutmayacağım, öyle bir lüksüm yok benim. Seni unutmasam da, ulaşmaya da çalışmayacağım merak etme. Ne yaşıyorsan, nelerden vazgeçiyorsan, kimlerle çürümek istiyorsan, tek dileğim; Her Şey Gönlünce Olsun..”
birini seviyorsunuz ama nasıl sevmek, evladın gibi ulan. kılına zarar gelse, dünyaları yakacaksın. birini seviyorsunuz ama nasıl, gözünden akan gözyaşında boğulursunuz çünkü ah o nasıl ağlamak, ulan evladını üzmüşler sanki onun gözyaşları. halısaha maçından çıkmış, sizin düşündüğünüz şey terli atletini değiştirmesi, hasta olmaması. lan, öyle bir sevmek ki evladın sanki. gözünün üstünde kaş var ya, bunu sebep ederek özlemek işte. birini seviyorsunuz ama nasıl sevmek, yaklaştıkça aynı zaman dilimi içinde kulağınızda daha büyük hasar bırakan bir gürültü gibi, o sesin midenizdeki kelebeklere hayat verişi gibi sanki. her gün her gün. ulan nasıl sevmek bu.
güzel bir şey gördüğümde kolundan tutup sana onu göstermek isterdim. romantik bir film izlediğimde omzuna başımı koyup seninle o filmi izlemek isterdim. ciğerimizdeki namert sancıyı dindirecek bir şarkı bulduğumda kulaklığımın birini sana verip o şarkıyı seninle dinlemek isterdim. fakat ben hiçbirini yapamıyorum ve tüm ihtimaller üstüme devriliyor. kendinden niye nefret ediyorsun diye sorma, her şeyin başı senle başlıyor, senle bitiyor.
neyse. bir ihtimal daha var çalıyor selma hünel’den. o ihtimali mezarımın başucuna koyuyorum senin edeceğin dua niyetine.
Liseye başladığım sene konuştuğum bi kız vardı, baya ilgileniyordum. Sürekli birbirimize şarkılar gönderiyorduk, ben tabii o zamanlar güllü, azer bülbül falan dinliyorum. Kızın da bir müzik zevki var görmeniz lazım. Cradle of Filth'den tut marliyn mansona uzanıyor. Annesinin 14 yaşındaki kızının böyle adamları dinlediği için psikoloğa götürmesini normal karşılıyordum. Bu da benimle hep alay ediyor tabii, yok müzikten şarkıdan anlamıyorsun, müslüm gürses dinlenir mi, kendini de jiletlersin sen falanlar filanlar. Tabii ben bunlara ses etmiyorum, googledan “metal müzikler” yazıp kendime playlist hazırlamaya uğraşıyorum. Şarkıların isimlerini falan ezberliyorum. Aradan biraz zaman geçti, sevgili olduk. Sebebini anlayamadığım bi şekilde sevmeye başladı beni. E tabi insanız biz de, o kadar sevilmeye göt kalkıyor elbette. Bi gece ayrılmak istediğimi söyledim. Tabii o zamanlar whatsapp filan yok, görüldü olayları da mevcut değil. 10.000 sms yapıyoruz. Ben senden ayrılıyorum yazdım buna sanki neymişim gibi. Cevap gelmedi. “Tamam mı?” yazdım. Yine cevap yok. “Cevap vericek misin?” yazdım. Yine cevap yok. “Numaranı da siliyorum, sen de sil.” yazdım. Yine cevap yok. “Hala bişey yazmanı bekliyorum.” yazdım. Sonra bi multimedya mesajı geldi, bi açtım bu şarkı çalıyor. Ardından bir mesaj; “Daha ne yazayım, müslüm gürses söylemiş her şeyi, bana bir şey bırakmamış.” Uzun bi süre kalakaldım öylece. Sonra tekrar bi mesaj; “Müslüm Gürses çok güzel, gelsene.“ O günden beri kimseye gidemiyorum.
yalnızca öptüm*
“bugün benim doğum günüm, hem sarhoşum, hem yastayım; en son seni gördüğüm sokağın başında: hem kederli, hem de bir hayli yalnızım…”
gözlerimde kan vardı, kusuruma bakma sen, birazcık özledim de…
eli şekerden yoksun küçük bir çocuk oldum sende ben, beni sevdiğin günlerde kaldım, sevemediklerinde dağıldım… gözümden akan yaş, gürbüz bedenimi bölerken boydan boya, yalnızlığı anca saatin tik takları açıklayabilir tenimde bıraktığın buruk bir cinayetin izlerinde kayboldum… delik deşik oldum sapan mermilerin ucunda… bu hayat ki ellerini bağladı şarkıların, şiirlerin, aşkların bu savaş ki bitirdi yazı, her geçen saniye aşk; demin de kaldı…
hali nice peygamberler ile tanıştım. sorduğumda seni söylediler… sen ki aşkın ilk katili sen ki kalbin cefası, sen ki bir evlat sevdası, ben ki öldüm yolunda: hüsranınla… satırlara döktüm bileklerimden sızan kanı seni yazdım satırlara seni döktüm seni özledim, bizi kustum…
sözlerimde kan vardı, kusuruma bakma sen, birazcık özledim de…
kirpiklerinde astım kendimi bir deryanın ortasında oysa büyük savaşı dahi yaşamıştım her kan damlasına kadar içimde… mor sümbül çiçekleriyle süsledim ayağının izi kalmış sokakları… ve kaydı toprak avuçlarımdan, aşkın yelkeni kırık gemilerini yüzdürdü yer yüzünde… gözlerimi diktim semaya sonra ki, israfil sur’u üfleseydi: yeryüzü gözlerimden başlardı yok olmaya…
ve eksik olsaydın, hali nice peygamberler yok olurdu adına şarkı yazılmazdı hatta bunca… sen ki bileğimden sızan kan sen ki aşkın vefası sen ki bir devrim batımı ben ki hasretim sana, hala… ve sevgilim seni yazdım kanla kaplı satırlara sonra öptüm, sonra öldüm…
bütün bir şehir uyurken avuçlarını göğe açıp seni dileyen, bir bendim.
son satırlar gelir genelde akla:
“ve gömdüler beni, öldürdükleri gibi özenle. “
ama yine de insan, mezar taşına bile sevdiğinin ismini yazdırmak ister. sonsuza kadar dizlerinde uyumanın tarifi budur aşk dilinde.
keşke hep inandığımız gibi kalsanız. güzelliğinizin maskesi akarken suratınızdan, yalanlar ortasında çıplak kalmış gibi hissediyorum kendimi. vicdanımı sökebilseydim eğer, yedinci kattan atarken aşağıya inan hiç acımayacaktı. inançlarımı yenibilseydim eğer, sizinle savaşımız daha kolay olacaktı. fakat: her maskenizin ardında bir başka bir şeyin olduğunu gördüğümde sizinle savaşmayı bıraktım. cümlelerinizin bir değeri yok gözümde. önce ağzınızda yuva yapmış samimiyetsiz cümleleri tükürün. hangi makamda ve konumda olduğunuzun bir önemi yok. çünkü insanlığınızı kaybettiğiniz dünyada ne giydiklerinizin, kıyafetlerinizin ne derecede pahalı olduğu, kaliteli olduğu, sizin içinizi saklamıyor. keşke hep ilk günkü gibi kal sa nız.
senin beni anlaman ihtimaller dahilinde mümkün değil zaten.
İki deli bir araya gelmemeliydik.
PÖH - JÖH