Kaplanlar ve Yaban Çilekleri
Bir gün adamın biri yabanda dolaşırken bir kaplana rasgelmiş. Kaçıp canını kurtarmak istemiş fakat koşarken çok geçmeden kendisini büyük bir uçurumun kenarında bulmuş. Kurtulmaktan umudunu kesmiş halde can havliyle uçurumun ağzındaki bir sarmaşık köküne tutunmuş. Uçurumda asılı altında rüzgâr ıslık çalarken yukarıda kaplanın huysuzlandığını, aşağıda daha da azgın bir kaplanın kendisini yemek için beklediğini görmüş. Bu arada biri beyaz, biri siyah iki fare sarp kayalıktaki deliğinden çıkıp kendisi ile hayat arasındaki tek bağ olan sarmaşığı kemirmeye başlamış. Bütün bunlar olup biterken birdenbire dikkatini sarmaşığın üzerindeki olgun yaban çileği salkımı çekmiş, bir eliyle tutunup diğeriyle güçlükle uzanarak koparmış ve ağzına atmış…
Rivayet odur ki: Sarmaşık gündelik hayatımızı kuşatan gerçekliği temsil eder. Kaplanlar hayatımızdaki korku, gerginlik, dikkat dağınıklığı ve benzeri şeylerdir. Bunlar sükûnet arayışımızın önüne çıkar ve çoğu zaman onu akim kılar. Hadisenin cereyan ettiği saha ve uyandırdığı korku bizi sükûnetimizi bozmaya ve gerçekliği temsil eden sarmaşığa daha sıkı sarılmaya zorlar. Fareler görmezden gelmeye çalıştığımız fakat sürekli zihnimizi kemiren, bizi gerçekliğe sarılmaya sevk eden iyi ve kötü düşünceleri ile insanın derin tabiatıdır. Yaban çileği salkımı ise hayatta tattığımız küçük şeylerin hakiki özüdür. Bunların gerçek kıymetini korkularımızla sükûnetimizi bozmaya ve kendimize gelmeye zorlandığımız sürece takdir edemeyiz, ekseriya gözümüzde olduklarından çok fazla büyütürüz ve yeryüzündeki bütün bu hırgür şeyleri gerçek kıymetleriyle takdir edemeyişimizden ileri gelir…













