Madeleine Peyroux "Between the Bars"
sheepfilms
occasionally subtle

roma★

❣ Chile in a Photography ❣
Misplaced Lens Cap
YOU ARE THE REASON
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

#extradirty
KIROKAZE
Cosimo Galluzzi
Acquired Stardust

Love Begins

Andulka
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
dirt enthusiast

Product Placement
Game of Thrones Daily

titsay
hello vonnie
seen from United States

seen from Germany
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from India
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Türkiye
seen from Argentina
seen from Brazil
seen from Poland
seen from Belgium
seen from Chile

seen from Malaysia
seen from United States
seen from France
seen from Germany
seen from Côte d’Ivoire
seen from United States
@theitems-blog
Madeleine Peyroux "Between the Bars"
Arkadaşınız, Sevgiliniz, Dostunuz ve-veya Aileniz sizin için eşsiz ise, onlara almanız gereken hediye de benzersiz olmalı!
Aynı alış-veriş merkezleri
Aynı mağazalar
Aynı ürünler
Klişe hediyeler
Alınan anlamsız ve hiç kullanılmayan hediyeler
Ucuz promosyonlar
Sizin de bir çokları gibi canınızı sıkıyor ve özel günlerde, sevdiklerinizi özel hissedecek yaratıcı hediye fikirlerini düşünmek sizi çileden çıkartıyor ise;
Sanat ile Tanışın derim. En azından bir başlangıç vesilesi olur, devamını getirirsiniz.
Yurt dışında özellikle Paris’te örneklerine çok rastladığımız Limitli sayıda üretilmiş, imzalı ve onaylı sanat ve fotoğraf edisyonları MUHTEŞEM bir yeni yılı hediyesi olur derim naçizane. Sınırlı sayıda üretilmeleri ve makul fiyatlardan satılmaları edisyonları daha cezbedici yapmakta. Hediye almakta geç kalanlar uğrasın derim. Hatta zevkinize uygun bir tane de kendiniz için seçin derim.
Ref: artlimits Besiktas, Akaretler, Istanbul
Olmadı SARTORIALIST, Olmadı ELLE TÜRKİYE !
Scott Schuman, namı diğer "The Sartorialist" son yılların sokak modasını, modaya yön veren dünyaca tanınmış insanları, doğal tarzları ve stilleri ile görüntüleyerek büyük bir hayran kitlesi oluşturmuş, alanının en başarılı kişisi. Ayrıca Time dergisinin bir kaç sene önce belirlediği, "modaya yön veren 100 kişi" arasına girmeyi de ayrıca başarabilmiş bir blogcu. Kabul etmeliyim ki erkek modası hakkında bir çok şeyi bloğundan öğrenmişimdir. Vaktim oldukça halen takip etmeye çalışıyorum.
Genelde Londra, Paris, New York, Stockholm hattında fotoğraf çekse de, bazen değişiklik yapıp farklı şehirlere uğrayabiliyor.
Geçen hafta sitesine göz attığımda Elle dergisinin ödül töreni için İstanbul’a uğrayacağını paylaştığını fark ettim. Sevindim. Bu tarz “ilgi” ve “hobi” odaklı şehir tanıtımlarının, standart bir seyahat dergisindeki klişe yazılara nazaran artık daha fazla cezbedici olduğunu düşünüyorum. Hatta şehirlerin ön plana çıktığı filmler üretilerek, dolaylı şehir tanıtımları yapılmakta. ( Bkz: Vicky, Christina Barcelona, Midnight in Paris) Artık devletlerin de şirketler gibi reklam ve tanıtım çalışmalarını, dünyadaki yönelimleri (trendleri) detaylıca inceleyerek, çağın öncü teknolojilerini de hesaba katarak yapmaları lazım.
Türkiye’nin Disneyland’ı, Sultanahmet meydanındaki camileri dışında farklı şekilde İstanbul’u tanıtacak bir fırsat elde ettiğimizi düşünerek açıkçası sevindim. Sonuçta İstanbul’un en kalbur üstü ve bohem yerlerinde alımlı ve trendy Türk kadınlarını dünyanın her yerinden binlerce moda sever ile tanıştıracaktı.
Tek yapılması gereken İstanbul'da dolaşırken kendisine bu mekanları ve merkezleri, sokakları bilen bir rehber verilmesi olacaktı. Hatta Elle dergisinde çalışanlar bunu gönüllü olarak yaparlar diye zihnimden geçiriyordum.
Ama yanılmışım ! Gördüğüm ve anlayabildiğim kadarı ile kendisine bir Türk manken verilmiş ve "git bu hatunla sokaklarda fotoğraf çek" denmiş !
Yani, konuya farklı bir açıdan bakacak olursak, "sen İstanbul'da tarz sahibi ve alımlı bir hatun bulamazsın, biz senin işini kolaylaştıralım, hazır bir model ile rahat bir çekim yap" mantığıyla hareket edilmiş.
Bunları yazarken bile bu lokal oryantalist zihniyete halen inanamıyorum. Ve bir türlü karar veremiyorum, yabancı oryantalistler mi daha zararlı yoksa bu ülkenin oryantalistleri mi bir türlü emin olamıyorum. Şöyle bir İstinye Park’a, Kanyon'a, Nişantaşı’na olmadı Bağdat caddesine, Cihangir’e, uzanın, binlerce alımlı, kendine özgü tarzı olan binlerce kadın göreceksiniz. Hadi göremediniz diyelim, otobüs bekleyen ceketli ve içindeki renkli kazağı ile bir an önce otobüse binmek için durakta bekleyen amcayı görüntüle. Daha özgün olacaktır. Olmadı çiçekçileri koyun, Eminönü balıkçılarını koyun! Daha dinamik bir hava katacaktır. Her gelişen metropolde olduğu gibi.
Bu arada elbette Scott Schuman’dan yani namı diğer The Sartorialist’den beklentim, "Ben istanbul’un dokusunu, gerçekliğini ve sokakta olanını fotoğraflamayı tercih ederim" demesiydi. Zaten kendisinin uzmanlığı ve varoluş manifestosu da bu olduğundan olaya bu şekilde yaklaşması benim mantığıma daha uygun düşüyor.
Aynı manken ile çektiği bir çok fotoğraftan cımbızla seçip yayınladığı fotoğraf moda fotoğrafçılığından ziyade, belgesel haber fotoğrafçılığı dalında yarışmaya girse, kesin ödül alırdı. Moda ve tarzdan çok sosyal çelişkiye odaklanmış bir fotoğraf. Alt mesajı, "biz işte biraz geri kalmışız, güzel alımlı modellere böyle sanki uzaylı görmüş gibi bakarız." Tam bir Oryantalizm klasiği...Dediğim gibi belgesel fotoğrafçılıkta başarısı tartışılmaz olurdu. Ama bir trendsetter için zayıf bir yaklaşım. Elbette araya bir kaç farklı fotoğraf serpiştirmiş olsa bile bana gerçekten başarılı gelmedi. Hatta bir önceki Fas ziyaretinden çektiği fotoğrafları inceleyin onları eminim daha gerçekçi ve samimi bulacaksınız. Hayret Faslılar kendisine model tahsis etmemişler ;) Umarım daha çektiği çok farklı fotoğraflar vardır ve zamanla onları da yayınlar.
Sonuç: Biraz detaylı planlama ile çok güzel bir tanıtımı kendi ellerimizle hafiften ıskalayarak mahvetmişiz. Yanlış anlamayın dünyanın sonu geldi şeklinde bir kıvamda üzüntü duymuyorum, ancak daha iyi olabilirdi diyorum. Hatta olmalıydı.
Ara Guler fotograflari isabetli olmus, en azindan cekemiyorsak, cekilmisleri koyalim tarzinda olsa da...
Ref: The Sartorialist
Kendimi bildim bileli, aldığım bütün şemsiyelerimi kaybetmişimdir. Her zaman içimde şemsiyeleri sahiplenememe duygusu barındırırım. Açıkçası sahiplenemediğim bir şeyi sevmem de çok zor. Belki de yağmurla barışık bir insan değilimdir. Sonuçta barışık olsam da, olmasam da kaotik İstanbul'da yağmur yağdığı zaman, iyi bir şemsiye hayat kurtarır.
Belki de benim gibi bir sürü insan şemiyeleri sahiplenmediğindendir ki, kimse çok fazla nasıl bir şemsiye taşıdıklarını önemsemez. Şemsiye olması yeterlidir. Hatta taşımaya bile gerek duymazlar. Yağmur yağdığında 5tl ye sokaktan plastik bir şemsiye temin edilebilinir. Belki de bu sahiplenmeme, nasıl olsa kaybedeceğim, almaya ne gerek var düşüncesinin bir sonucudur.
Mütevazi bir şemsiyeden ne bekleyebilirim bir bakalım:
- Sağlam tasarım, sadelik ve minimum desen
- Mutlak dayanıklılık
- Küçük olması, kolay taşınabilir olması
- Mütevazi fiyat
Beklentiler sizlere normal ve sıradan gözküyor olabilir. Bence de öyle! Ancak İstanbul’da bu kadar normal beklentileri karşılayacak bir erkek şemsiyesi bulmak inanın çölde vaha bulmak kadar zor! 2 sene önce bir arkadaşımın tavsiyesi ile Marks&Spencer’a gittim, yukarıdaki beklentilerimin tamamını karşılayacak bir şemsiye aldım. Gerçekten çok sevmiştim ilk aldığımda. Takside unuttum. İkincisini gittim aldım vapurda unuttum. Yılmadım üçüncüsünü gittim aldım. Avrupa tatiline de götürdüm. Aşırı rüzgardan ve yağmurdan dolayı arkadaşım yolda 3 şemsiye değiştirirken, ben sapasağlam şemsiyemle geziyi kazasız ve kayıpsız atlatmayı başardım.
Anlayacağınız test ettim, onayladım, sevdim ve seviyorum gibi bir durum oluştu şemsiyem ile aramda. Son olarak konu yağmur olunca İngiliz şemsiyelerinden vazgeçmemek lazım...
Az yağışlı bir kış olur umarım...(barajları dolduracak yeterlilikte yağması kafi) P.S: Sahip olduğum şemsiyeyi sevmeme rağmen, halen şemsiyelere karşı bir önyargım mevcut, malum sevgi bazen yeterli olmayabiliyor ;)
İpek örme kravatların hastası olduğumu daha önce sizlerle paylaşmıştım. Küçük beyaz noktalı olanlarını açıkçası daha önce görmemiştim. “İpek örme power tie” arayanlara iyi bir alternatif. Resmi dünyanıza rahat, şık ve güçlü bir anlam katabilir.
Tom Waits Eggs And Sausage (In A Cadillac With Susan Michelson)
Kim demiş kalem her zaman kalem kutusunda taşınır diye! İnşaat ustaları kulak üstü yapıyor da biz niye gömlek altı yapmayalım ;) Üstelik kaybolma riski de sıfır! (Sarı LAMY Roller)
Parası, Gücü ve İktidarı olanlar için,
Yeterince sofistike bir alet...
Ipod’un dünyamıza girmesi ve birçokları için bir uzuv görevi taşımaya başlaması ile hayatımıza yan aksesuarlarını da dahil etmek durumunda kaldık. Hayatımızı kolaylaştıralım derken, durmaksızın hayatımıza bir şeyler ekliyoruz ki bu da işin paradoksu artık.. Neyse gevezelik etmeyip konunun özünü paylaşayım. Eğer siz de kapılarınızı bu aksesuarlara açmış iseniz ve en iyilerini arıyorsanız, IHOME taşınabilir hoparlörler tam ihtiyacınızı karşılayacaktır. Açık söyleyeyim ben seyahatlerde fazla gerek duymuyorum ama birçok kişinin olmazsa olmazı olmuş taşınabilir hoparlörler. Birbirine entegre olmaları ve kullanım sonrası en az yer kaplayacak şekli alması kullanım ve taşıma rahatlığı açısından muhteşem!
Bold choices take you where you supposed to be! - JIM BEAM
Ne içerseniz için, içtiğiniz bardak, aldığınız tadı ve hazzı ikiye katlayabilir. Kısa zamanda olmazsa olmazınız olabilir ve hatta seyahatlerinizde bile yanınızda taşır hale gelebilirsiniz.
Bu bağlamda Casablanca bardak tasarımını kim yaratmış ise, kendisine buradan şükranlarımı sunmuş olayım. Genellikle amerikan kültürünün kült viski bardağı olsa da, büyük boylarını su, meyva suyu, limonata ve diğer meşrubatlar için kullanabilirsiniz. Bira bardağı haricinde kullandığım tek bardak modeli olduğunu da belirtmeliyim.
Erkeğin çanta sorunsalına çözümler getirmeye devam ediyoruz. Bu sefer konumuz sık seyahat edenlerin vazgeçemediği kabin boyut çek-çek çantalar.
Bu kategoride çok alternatif var.
Özellikle siyah renkli balistik naylon kumaşlı olanları için. Ancak bu çantalar fazla resmi duruyor ve yazın tatile çıkacaksanız o kurumsal havadan bu tarz siyah çek-çekler ile kurtulması zor.
Bir çek-çek çanta arıyorum ama:
1. Sağlam, dayanıklı, modern ve modası geçmeyen (timeless) bir model olsun
2. Hem keyfi hem de iş seyahatlerinde kullanabileyim
3. Hem Paris'te takım elbise ile, hem de Rio de Janeiro İpenama Plajı'nda şort ile yürürken sırıtmasın
diyorsanız, size bir önerim mevcut.
Belki de ilk defa bir taşla iki kuş vurabilirsiniz. RIMOWA marka çanta modellerine bir göz atın derim. Unutmadan, kim demiş Almanlar tasarımdan anlamaz diye ;)
Benim favorim Salsa Air modelleri.
Uzun zamandır PSP ile bakışıyoruz. Sebep arıyordum oynamak için. Can sıkıntısını giderebilir miyim diye düşünüyordum. Buldum!
Her türlü can sıkıntısına ve boşluğa çözüm :PAC MAN.
Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en çok bilinen ve satan oyunu. Özellikle çalışan insansanız, oyun oynarken de stratejiye kafa patlatamam diyorsanız size de öneririm.