https://vsco.co/sherrryfino buyrunuz🍂
See more of sherrryfino’s VSCO.
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
★

PR's Tumblrdome
official daine visual archive
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

if i look back, i am lost

Origami Around
taylor price

Jar Jar Binks Fan Club
Interview Vampire Daily
art blog(derogatory)

@theartofmadeline
almost home
The Stonewall Inn
untitled

bliss lane
Claire Keane
h

oozey mess

Love Begins
seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Singapore
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Canada
seen from Türkiye
seen from Pakistan
seen from Mexico
seen from Latvia
seen from Bangladesh
seen from United States

seen from Türkiye

seen from South Korea
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Italy

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
@themaviucurtma
https://vsco.co/sherrryfino buyrunuz🍂
See more of sherrryfino’s VSCO.
Hayatım bir süredir bu manzarada geçecek. Yeni
Bir dönem başlıyor.
Bazı anlar sonsuz olsun
Bu evin balkonunda yılbaşı gününü geçirmek isterdim. Kendime bu seneki yılbaşı hediyem Barcelona bilet almak oldu. 2024 güzel hisler barındırıyor umarım bu güzellikleri yaşıyor olurum. İyi yıllar ✨
Tumblr'da 9. yılımı dolduruyorum 🥳
Sonsuz bir kahvaltı sofrası
“28 yaşındasın ve seni tüm benliğinle kabullenemeyen biri vardı. Şimdi bununla yüzleşmek çok zor.”
Gerçekleşmesini isteidğim dileklerimi yazdım ve toprağa gömdüm. Bakalım onları yaşarken hatırlayacak mıyım?
muz balığı için mükemmel bir gün
enteresan geliyor hayat ile olan ilişkimin tam olarak 30′a gelmiş olması. pek yaş ya da saçlarımdaki beyazlara da takılan biri değilim açıkçası ama yine de sayı olarak ve zaman olarak bir şöyle kısa süreliğine bu yazıyı yazarken düşündürdü beni…
yani aslında belli bir noktadan, başka bir noktaya hedef koyarken bunun gerçekleşme sürecinde insan hızlıca olaylara tanıklık edebiliyor. bu hedefin süresi gün, hafta, ay ya da birkaç yıl olunca da yadırgamıyor. ama düşününce 22 yaşında falan okul biterken kafamda bir plan var mıydı, şu an ne olmasını umuyordum? diye düşününce hasbelkader son 1.5 senede bir şekilde işlerine yoluna oturttum gibi.
zaman zaman aydınlanmalar yaşadım ama genel bu aydınlanmaların hepsi büyük mental çöküşler sonrası ortaya çıktı. başlarda kendimle ilgili düşüncelerimde biraz daha sertken daha sonra kendime olan bağlılığım artması, başka kişi ya da şeylere olan bağlılığımı düşürdü. burada da artık kendime, yalnızca kendim haksızlık edebilirim noktasına geldim.
bazı şeyler geç oldu. bazıları zamanında. bazıları ise zamansız… belki. bilemiyorum her şeyin bir gidişatı var onun farkındayım, belki sadece alınan kararların getirdiği sonuçlar sadece gidişatı etkiliyor ama gidilecek olan yer aslında belli diye düşünüyorum kafamda.
en son uzun bir şeyler yazalı muhtemelen 4 sene olmuştur. ondan öncesinde de hayatımda kendimce belli kırılma noktaları olmuştu. bir sabah uyanıp “bunu kendine neden yapıyorsun?” diyerek bitme şekline üzüldüğüm bir ilişkinin, bitişinin ardından 4. gün bu soruyu sormuş ve adeta zihnimi sıfırlamıştım. sanırım o noktada bir miktar duygusal birliktelik sınırlarım çizildi. ve tabii ki ondan sonra da yer yer basit goller yedik…
ama o günün ardından kişisel ve sonrasında mesleki anlamda kararlar vermem netleşmişti. üç sene sonrasına kadar yine bir şeyler yolunda idi - ben öyle sanıyordum elbette - sonra yine bir kırılma. ama o aşamada aslında; benliğimi, kendimi, hislerimi, çevremi ve sonrasında olmam gereken kişiliğin aslında nasıl olması gerektiğini öğrendiğim bir zaman oldu. yine kötü şeyler insana ister istemez büyük dersler verdiriyormuş, onu fark ettim. bazı şeyleri umursamama isteği biraz daha arttı. tüm bunlar olurken, hayatım rasyonel ve duygusal olmak arasında geçiyordu. duygusallık ağır basıyordu…
aslında insan yine bu noktalarda, bu olaylarda büyüdüğünü ve artık değiştiğini düşünüyor ama tabii öyle olmuyor çünkü olmayacak da. bitmeyecek bir şey olduğunu fark ettim. her önemli noktada biraz daha değişeceğim ya da aslında olmam gereken kişiliğe giderek bürüneceğim, farkındayım. ve tabii ki ondan sonra da yer yer basit goller yedik…
ama bu kırılma noktasından sonra kendimle olan ilişkim fazlasıyla arttı. kendimle zaman geçirdiğim dönemlere teşekkür ediyorum çünkü insan illa birine ihtiyaç duymamalı. bu buna kendime edeceğim büyük bir haksızlık gibi geliyor. ufak tefek durumlar dışında rasyonelliği ön plana koymaya çalışırken elbette duygusal tarafın ağır bastığı tatsız sonlar ya da başlamamış birtakım olaylar oldu. başka şeyler denendi mi? evet. tekrar denememem gereken şeyleri de öğrendim aslında böylece.
her birinin bana kattığı en güzel şey açıkçası kendime ait bir sınır ve sınırın arkasında etrafı izleyip, tanımak oldu ki buna şükrediyorum, benim için büyük bir özellik.
bir noktada hep insanlardan, bazı olaylara karşı doğrudan kendilerinin farkına vararak birtakım söylemlerde ya da eylemlerde bulunması gerektiğini bekledim ama aslında öyle olmadığını görmek beni ziyadesiyle üzdü. empati de demeyelim buna, dümdüz düşünmek. bunu beceremeyen insanlarla olan ilişkimi bir süre azaltınca aslında beni rahatsız eden şeylerin kötü ve negatif şeylerle birlikte, içimde var olan duygusal taraf olduğunu da fark ettim.
ve bir sabah uyandığımda da hayatımın en rasyonel insanı olduğum döneme geldim birkaç sene önce. düşün, dikkatli ol, elbette kendin gibi olmaya devam et ama hayatını duygusal açıdan yoracak şeylerle uğraşma dedim.
baskılaması zor, uygulaması güç ama sürdürmesi verimli bir dönem oldu. sonra zaten yavaş yavaş ilerleyince bir şeylerin sürdürülebilirlikle olduğunu görmek beni mutlu etti. 22 yaşında kafamdaki bazı şeylerin 30 yaşına geldiğimde hayata geçmiş olması, kimi gecikmiş olsa da, aslında düzenin bir şekilde bir şeyleri gerçekleştirebileceğimi göstermesi güzel oldu.
hâlâ törpülemem ve kaybetmem gereken birkaç şey var. farkındayım. bitmeyecek gerçi hiçbir şekilde bu durum ancak fazla düşünme eylemini, daha rasyonel olgulara taşıyınca bir şeylerin değişebileceğini gördüm.
gün döndükten sonra bir şey değişmeyecek. bir sayı. ki doğum günü kutlamayı sevmem. özel bir şeyleri de sevmem, sevemiyorum. her şey sebepli, sebepsiz değil. ama bu sebeplerle ilgili birinin bilgi sahibi olması gerektiğine de inanmıyorum. bazı noktalarda kendimle ilgili çizmiş olduğum sınırın dışından bakılınca bana dair çok bir bilgi görünmese de zaten böyle olmasını istediğim için olması, problem yaratmıyor. bu sebeple görünmek istediğim gibi görünüyor olmak makul geliyor.
bu yaşın benim için tek anlamlı özelliği, başlangıçtan sonraki evreye geçişimde, şu an içinde bulunduğum geçiş evresinden, sonraki evreye geçiş için bir checkpoint gibi. bir süre önce dert ettiğim şeylerin artık anlamsız ya da boş geliyor olması da artık yaş almakla alakalı ya da tecrübe etmekle ama sonuç olarak bir yaş daha almış bulunuyorum.
saçlarımın bir kısmının beyaz olmasının sebebini ben sorgulamıyorken birinin sorguluyor olması da dünyanın en anlamsız şeyi bu arada. aynen çok stresten, aynen şu oldu bu oldu. hayatımla ilgili detayları bilmesini istemediğim insanların, hayatıyla ilgili detaylarla pek ilgilenmiyorum.
ve kapanış olarak, zihnen tamamen zıt noktada olsam da, adı geçtiğinde, okuduğumda ya da izlediğimde bana bazı şeyleri anlatan jerome david salinger’ın seymour glass’ına ve joachim trieri’in oslo, 31 august filminin başrolü anders’e ithafen bir şarkıyla kapatıyorum bu uzun yazıyı.
the alan parsons project - old and wise
Bir şeylerin yolunda gitmesine o kadar ihtiyacım var ki bir ışık görmek istiyorum sadece bir ışık lütfen hayatımda güzellikler olsun.
"Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben...biz artık geçmiş zamanız. Bir anlık öfke, binlerce sahne...oyuz biz." John Steinbeck , Gazap Üzümleri, s.107
İçimde yarım kalmış bir konuşmanın üzüntüsü vardı.
Rüyamda babam bana ofis satın alıp burası senin güzelleştir diyordu . Dünyanın en mutlusu bendim
Ne zaman işe mutlu ve istekli gideceğim ya da ne zaman öyle bir işte çalışacağım
Metroda ağlamak çok zormuş yanımda peçetem de yok
Yeni başlangıçlar için