Photograph by Didem Zeynep Ödemiş

Origami Around
trying on a metaphor
Sade Olutola
Alisa U Zemlji Chuda
Cosmic Funnies

⁂

❣ Chile in a Photography ❣
sheepfilms
Cosimo Galluzzi
Show & Tell
DEAR READER
Claire Keane

Love Begins

pixel skylines

★
Lint Roller? I Barely Know Her

No title available
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
No title available
todays bird

seen from Canada

seen from India

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Finland
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Italy
seen from Finland
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Japan

seen from Canada
seen from Finland
@thevoidtedu
Photograph by Didem Zeynep Ödemiş
Photograph by Begüm Sarı
Photograph by Doruk Atay
Photograph by Yağmur Burhan
Photograph by Gökçe Naz Soysal
Photograph by Merve Şanlı- Barcelona Pavillion/Spain
Photograph by Gökçe Naz Soysal - Erimtan Museum
Here is our new issue!!
Photograph by Begüm Sarı
“Ütopyalar Güzeldir”
The Void ekibi olarak DDA (Denge Denetleme Ağı) tarafından gerçekleştirilen, “Ütopya Atölyesi”ne katıldık. Mekanlar üzerinden hayallerimizi paylaştık ve ütopyalar kurduk. Daha fazlasını bu ayki sayımızda bulabilirsiniz.
#nextarch by @next_top_architects #next_top_architects #zahahadid
You will be remembered by your architecture forever.
Mauricio Thomsen, Porto Alegre, Brazil
Her bu konuda konuşmaya karar verdiğimde aynı şeyleri hissediyorum. Ne diyeceğimi bilmiyorum ama içimdekileri dökmem gerek diye düşünüyorum. Öyle umut dolu, sevecen, olumlu ve cesur bir yazı yazamayacağım. Bu yönde bir beklentisi olan veya içini aydınlıkla doldurmak isteyen birileri varsa burada hemen okumayı bırakabilir zira son zamanlarda hiç de umut dolu, olumlu ve cesur değilim.
Ne zaman böyle olduk diye düşünmeye başladım dün gece. Aslında yavaş yavaş oldu, bir anda olmadı. Kızılaydan, Güvenparktan, kalbimizden vurulduk diye olmadı yalnızca. Arka arkaya, daha ayağa kalkamadan, biraz olsun saramadan yaralarımızı oldu diye bu hale geldik, böyle yitirdik umudumuzu ve açıkçası ben daha 20 yaşıma girmeden bunları hissetmek zorunda olduğum için çok üzgünüm. Ben sevgilimle kavga ettim diye üzülmek istiyorum veya o kız arkadaşlarıyla dışarı çıktığı için kaygılanmak istiyorum gencecik insanlar hayatlarından olduğu veya sebepsizce öldürülme ihtimalimiz bu kadar yakın olduğu için değil. Annem beni eve sadece otorite kurmak istediği için çağırsın istiyorum, canımdan endişe ettiği için değil.
Aslında söyleyebilecek çok da fazla şey yok. Çoğunluğumuz aynı hisleri paylaşıyoruz. Milletçe, ülkece konuşmaya ihityacımız var. Bugüne yine İstanbulda yanlışlıkla patlatılan bir bombaya uyandık. Şaşırıyorum artık gerçekten çünkü bu bomba yanlışlıkla patlatıldı diye şükredenler var, daha da kötüsü olabilirdi diye, daha çok insan canından olabilirdi diye. Evet bu da bir bakış ama ne bileyim yani bunu bile söylüyor olmak ne kadar acı verici bizler için. Bir masum kişinin bile canı bu kana susamış caniler tarafından alınsa benim içim yanıyor.
Dileklerimle yazıyı bitirip çok da uzatmak istemiyorum. Artık küçük üzüntüler yaşamamızı istiyorum. Yaşımıza, kalbimize, ruhumuza ağır üzüntüler istemiyorum. Çalınan gülüşlerimizi, gözlerimizdeki ışıltıyı ve yaşama heyecanımızı geri istiyorum. Yaşamaya dair umudumu geri istiyorum. Onlara teslim olmak istemiyorum. Farklı olmak istiyorum, listelerinden sildikleri öylesine bir isim olmak istemiyorum. Bir kendini bilmez o an o saatte orada olduğu için sevdiklerimden olmak istemiyorum. Hepinize sağlık diliyorum. Kendinize dikkat edin.
Yağmur G. Burhan
Ankara mutsuz. Ankara çok mutsuz. Şehir belleği bu ya, hatırlıyor en geçmişteki günlerini. Başkent seçildiği günkü heyecanı bile taze. Merak ediyor içinde yaşatacağı anıları, hayatları. Onunla yakından ilgilenen ilk mimarları hiç unutmuyor: Lörcher, Jansen, Holzmeister. Bu üç isim belleğinin en silinmez yerinde. İlk oldukları için değil hayır, tek oldukları için. Başkent oluşundan beri 92 yıl geçmiş bahtsız Ankara’nın. Bahsi geçen bu üç mimarın Ankara için çizdiği nice anlamlı çizgiler her yıl daha çok silinmiş, hatta karalanmış. Kızılay’ı çizmişler; bakanlık binalarının yer alacağı çağdaş bir şehir merkezi olarak. Güvenpark’ı çizmişler; simgesel bir değeri olan anıtı ve yemyeşil yollarıyla gerçek anlamda bir park olarak.
Bu noktada biraz ara vermek zorundayım. Güvenpark’ı anımsayan Ankara ağlıyor şuan, konuşamıyor. Güvenpark için döktüğü ilk gözyaşları değil bu; ama bu sefer canı acıyor. Güvenpark’ın dolmuş durağına döndürüldüğü günü hatırlıyor. Sahipsiz bırakılıp balicilere teslim edildiği zamanları da anımsıyor. Hatta TOMAlarla sulanıp genç bir çocuğa mezar olduğu gün bile dün gibi aklında. Hepsinde günlerce ağlamış Ankara. Nasıl ağlamasın ki. Eskiden çocuklar bisiklete biner, anne babalar bankta oturup heykeli seyredermiş. Şimdilerde ise katliamlarla anılıyor Güvenpark.
O güzel anılar neden korku dolu anılara dönüyor peki şimdi? İşte böyle sordu Ankara gözyaşlarını silerken. Cevap veremedim; utandım. Bu masum kent milyonlarca parlayan yaşama karşın sönmüş birkaç yaşama ağlıyordu. Hepsini yakından tanıyordu Ankara. Nice güzel anıları birlikte geçmişti. Saatime baktım. Yeni güne çeyrek vardı. Hala ağlamakta olan Ankara’yı yalnız bıraktım ve daha güzel bir güne uyanmak dileğiyle gözlerimi kapadım.
Melis Acar
Those were the days..
Güvenpark, Kızılay in 1924s.