stalingrad’ta vasili zaytsev kobanê’de musa

Love Begins

tannertan36
Not today Justin
Three Goblin Art
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

titsay
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
we're not kids anymore.
Peter Solarz

⁂

Discoholic 🪩
Claire Keane
sheepfilms
tumblr dot com
Stranger Things
macklin celebrini has autism
Show & Tell

❣ Chile in a Photography ❣
occasionally subtle
trying on a metaphor
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Ireland
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Canada

seen from Malaysia

seen from New Zealand

seen from United States

seen from Australia
seen from Chile
seen from United States
seen from United States

seen from China
seen from Japan
seen from Canada

seen from United States
stalingrad’ta vasili zaytsev kobanê’de musa
6 Kasım 2014 de öldürülen Kader Ortakaya Tekel işçileri için Burger King işgalinde, Tekel işçilerinin sesini isyanını yükseltiyor. 2009 - https://vimeo.com/9158253
Samira Teyfik dedemizden mirasımızdır.
gamın, kederin tüylerini bir kara tavuk gibi yol! kuvvetli ol, neşeli ol, haydi Come $ome All
Özgürlük tohumlarının yükseldiği yeri kanımızın son damlasına kadar korumaya, orada savaşmaya ve orayı özgürleştirene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz!
Kader ORTAKAYA
[0:20sn.] esai morales, arif sağ(?) ile itişip kakıştıktan sonra komünist enternasyonali çalmaya başlıyor.
Hem ALTIN hem DAĞLI çocuk: NECDET ADALI
".../ bilmez mi ki derviş/ ipin âh'ı başkadır bedestende/ celladın, canbazın başka// ne desem boynuma sarılır sözlerim/ ben canbazdan yanayım/ canbaz ahaliden/ ahali ipten yana..."
12 Eylül öncesiydi… "İçinden bir şey tut dendiğinden en çok AŞK/ Dışından bir şey tut dendiğinde en çok DEVRİM tutardık" yıllarıydı. Necdet Adalı'yı bir kez gördüm, bir gece vaktiydi. İnsanlık düşmanı faşistlerle sokak sokak, okul okul, kasaba kasaba mücadele edildiği, anti-faşist olmanın değer olduğu yıllarda, Altındağ'da devrimkondu bir evin duvarına yaslanmıştı. “Kitaplara yetişemiyoruz, okuduklarını anlatsana abi” demişti oracıkta. 8 Ekim 1980 günü Necdet idam edildiğinde Samsun'daydım ve aranıyordum. Hem Altın hem de Dağ(lı) çocuktu. Aşk dahil herşeyi devrime benzetirdi. Devrimle arkadaşlık ederdi. Evden en erken çıkan, eve en geç dönen devletin tersi çocuklardandı. Üstü başı merak ve diyalektik kokardı. Devrime heves etmişti. (Hevesi emanetimizdir...) O heves; bizim mahallenin aşkıyaları için yanlış yaşamama, yanlış yaşlanmama makamıdır, şimdi...
Ben mahalle arkadaşlarının yalancısıyım... Her biri çocuklukları kısa, ölümleri uzun süren, Devrim'in buluğ çağında çocuklardandı. Altındağ'da, İhsan Sungu İlkokulu’nun hemen arkasındaki Ziraat Mahallesi'nde otururdu Necdetgiller. Okulun tam karşısındaki Haydar ağanın gecekondularından oturanlarla “paylaşım sorunu”ndan kavgalar çıkar. Onların komutanı 'sarı' denilen Necdet, diğerlerinin Enser'dir. Necdet sekizlik yuvarlak demirden kılıçla, Enser tahta baltasıyla savaşırdı . Devrimci olduktan sonrasındaki hikâyesi, tarihe ve halklara malum... Örgüt sorumlusundan sabah akşam teorinin gerekliliğini dinleyen; “kitle önünde mat olmamak için” de okumak zorundaki asilerden biriydi. Yıllar sonra içerden dışarıya kitap okumaları için haber gönderen okuryaşar çocuktu. Mahalle ve siyaset arkadaşı celali Suat'ın anası için Necdet, Kurtuluş'un “sarı”sı da olsa “Ayhan’ın gardaşı”ydı... Gözlerinin renginden dolayı “boncuk”tu. Davudi sesli Yaşar Özel’e öykünerek şarkılar söyler; en çok da, “Küçük suda gördüm seni, gözlerinden bildim seni” diye başlayan, Tamburi Mustafa Çavuş'un Şehnaz Buselik şarkısını severdi. Sevdiği kızı bulmak tarihçilerin işidir. Okul dışında çıraklık yaparken haftalığını almadan devrim için işten çıktı. 1 Mayıs 1977 katliamı sonrasında Kurtuluş'un yayımladığı özel sayıdaki Necdet’in pazubantlı resmini bulmak devrime dahil. Bir arkadaşı, onu ya yazıda ya afişte ya da bir çatışmada sürekli “hareket halinde” gördüğünü söylüyorsa, tarihin ortasında durup, bugünlerdeki “teorik ve pratik” hareketsizliğimizi düşünmeli. Orta Çarşı'nın orada “gazozuna” maç yapan, cami duvarına yazı yazdırmayan çocuk. İdam edildikten sonra, abisi Ayhan'ın, Sakarya Caddesi'nde “Necdet Adalı ölümsüzdür” diye bağırmayı gelenek edinerek “teşkilatın” duyarsızlığına kırgın ölmesi de geçsin zapta.
12 Eylül sabahıydı. İnsanlar korkudan kısaltılmıştı sanki. Tankların ve askerlerin muvazzaf sesleri arasında, sokaklarda, şehirlerde korkuya rastlayan kuşlar, devletten huylanarak göğün en uzağına uçmuşlardı. Tek olmak çok olmaktı. Tek’te çok’u, ben’de biz’i temsil etmenin sıratındaydı Altındağlı Necdet. Okuduklarından bilirdi; kendi olma bilgisi ve bilinci o an’da sınanırdı. Enternasyonalizm o an'da, o kişide temsil edilirdi. “İlk”ler önemliydi insan hayatında; ilk aşk, ilk devrim, ilk bildiri, ilk kitap, ilk alıntı, ilk film... İlk ölmek, ilk idam edilmek önemliydi. Devrim o anda, o ilk'te temize çekilirdi. Tüm temsil biçimleri, tüm alıntılar, tüm duvar yazıları o anda, son mektubunda yazdığı “Sizleri ve ezilen halklar adına mücadeleyi, erken bırakmak zorunda kaldığım için üzgünüm, ama bundan ve içinde bulunduğum durumdan dolayı hiçbir zaman pişmanlık duymadan ve şu kısa yaşamım içerisinde hiçbir şahsi çıkar gözetmeden ezilen halklar adına verilen mücadelede yerimi almaya çalıştım ve bundan dolayı gurur duyuyorum.” diye başlayan o ilkson mektupta özetlenirdi. O ilk an'da, teoride doğru söyler pratikte şaşar, konumuna düşüp kendine yenilme, dünya görüşüne mahcup olma ihtimali de vardı... ( “Şimdi bilmiyorum, bakalım, ilk ne zaman ölürüm...” [Turgut Uyar])
Bir İtalyan atasözü, “Her şeyden biraz kalır” diyor. Geçmişi bugüne, bugünü geçmişe çağırarak devrimci olmanın devrim olamamanın hevesiyle söylersek; kaç devrim, kaç kitap, kaç aşk yılı yaşamıştır Adalı... Kaç devrimin hevesi kalmıştır içinde?
Şimdi, Necdet'in hikayesini anımsarken sorulması gereken soru, şu dizelerde de gizli: "bu çocuk kime çekmiş, diye sorar komşular/ benden duymuş olun, çekmişse kendine çeker..."
Sahi bu çocuk kime çekmiş... Çekmişse DEVRİME çekmiş...
Sezai Sarıoğlu
oradioberlin Berlin Radyosundan, Beyrut Sokaklarından sözleri var. TAKİP EDELİM PLS
filmin mutlu sonu
geçen gün gezi şehidi mehmet ayvlıtaş'ın babası ali ayvalıtaş'la halk otobüsünde karşılaştım. merhabalaştık, 1 mayıs mahallesini geçene kadar yol boyunca duvarlarda ki dev puntolu "MEHMET AYVALITAŞ ÖLÜMSÜZDÜR!" yazılamalarından gözünü kaçırıyordu. gözünü hep kaçırıyordu. yaşadığı yoğun duygu gözlerinin yaşından anlaşılıyordu ve ben o anı, o anda yaşadığım öfkeyi aldığım son nefesime kadar unutmayacağım. hastaneye gidiyormuş. bu aralar kalbi çok sıkışıyormuş, ilaç vermiş doktor, ilaç tedavisi işe yaramazsa ameliyat olacakmış. üzüntüden demiş doktor ona. o üzülmesinde kim üzülsün. en son "al işte cumhurbaşkanı yaptılar katili" dedi. "filmin mutlu son'unu sizler yazacaksınız" dedi. "gençlere selam söyle"
bundan 74 yıl önce...
"Sovyetler Birliği çözülünce Filistin öksüz kaldı." Leyla Halid
Ezidi Kürtler,1942
AFEDERSİNİZ
Psychedelic propaganda müziği yapan ilk ve tek örgütün Filistin Halk Kurtuluş Cephesi olduğunu biliyor muydunuz? Saygı duyun!