kayıp saatler iskelesi.
hayat böyle. bunu anlayıp sükunetle karşılamazsan devam edemezsin. ben de olsam böyle söylerdim ihtiyaç durumunda. mesela bugün şunu keşfettim: ağrılar, sızılar içinde de olsan, baban ölse yine de o yemeği yiyorsun, yine giyinip sokağa çıkıyorsun. yine aynada kendine son bir kez bakıyorsun. bunun devam etmeye dair cılız da olsa bir umut beslemenin bir göstergesi olduğunu düşündüm.
acının ateş yayan bir dokunuşu var. eline,etine değen bir alev topu. kalbini yakan. ciğerini dağlayan. herkes bilir. ben o ateşi içeride eritip yatıştırmayı hep iyi bildim. her zaman bir yolu vardır.yoksa devam edemezsin. ben olsam öyle derdim. herkesin vardır; bazı saatlerin varlığınızdan koparılmış gibi, hiç yaşanmamış gibi varsayıldığı zamanlar. fişiniz çekilmiş gibi. hatırlıyorum bir akşamüstü montumu çekip sadece yürümem gerektiğini hissetmiştim. yürümüştüm,pek uzun sürmedi galiba. o saatler o saatlerdi. benden alınmış, kaybolmuş saatler. sadece kayıp saatler olmasıyla değerli, neden olduğuna dair bir fikrim olsa da anmak istemeyeceğim. yanardağına gömülü nedenler. bir gece beşiktaş’ta, iskelede bir saat oturmuştum. belki iki saattir. nedeni değersiz ama zamanı durduran bir oturmak. sonra yine devam etmiştim. çünkü anlamıştım. eğer anlamazsan devam edemezsin.
bir mucizeyi istemek, çok istemek de devam etmeye dair umutlarımızı, eylemlerimizi barındırır. iskelenin umutlar köşesi. birkaç ömür geçirten kayıp saatlerin iskelesi. bazen kendimi acındırdığım olur. acıyın bana, acıyorum kendimeler köşesi. bitmekle başlamanın geçirgenlikli , hep dönüşlü olduğu girdaplar köşesi.
yine de aynaya son bir kez bakarsınız. birkaç öğün atlarsınız da yine aç kalmazsınız. çünkü anlamışsınızdır yoksa devam edemezsiniz. hayat böyle.

















