Cosmic Funnies

No title available
ojovivo

Product Placement
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

ellievsbear

❣ Chile in a Photography ❣

if i look back, i am lost
I'd rather be in outer space 🛸
🩵 avery cochrane 🩵
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
macklin celebrini has autism
No title available
The Stonewall Inn
Lint Roller? I Barely Know Her
No title available
RMH

Kiana Khansmith
almost home

blake kathryn
seen from T1

seen from United States
seen from Vietnam

seen from Indonesia
seen from Canada

seen from Iraq

seen from Malaysia

seen from Indonesia
seen from United States

seen from France
seen from Azerbaijan

seen from Germany
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Armenia
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Germany

seen from Finland
seen from United States
@ustailaveyap
''DİLDO'' Birşeyler yazmalıyım. Ne yazdığım umrumda bile değil sadece birşeyler yazmalıyım. Çünkü söylemem gereken binlerce şey var. Kendim ve herkes hakkında anlatmam gereken çok fazla şey var. Ben bir yazar mıyım yoksa bir dildo muyum farkında bile değilim. Birşeyler, birşeyler işte. Anlatılmaması gereken bir çok şey var. Kişisel travmalarımız, uyuşturucu, seks, küfürler, kötü insanlar, hiç biri anlatılmamalı. Bunları duymaya ihtiyacımız yok. Benimde yok. Tek ihtiyacımız olan şey istediğimiz herşeyin tek bir sikik facebook bildirimi halinde hayatımıza kristal bir tabaktan sunulması. Siktir git. Neden bu kadar sinirliyim yada sinirli olup, olmadığımı anlayamayacak kadar uzaklaştım bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da ne zaman kendimi berbat hissetsem kendimi bu klavyenin yada kalemlerin, kağıtların ucunda bulduğum. Hikayem seni rahatsız mı etti, çünkü beni rahatsız etti. Aslında en başta kendimde bir çok şeyi duymak ve bilmek istemiyorum, zaten anlatmayacağımda. Bu yüzden merak ediyorum, ben ne bokum yemeye yazıyorum ve anlatılacak bir şey varmış gibi davranıyorum. Genelde on sayfayı geçtikten sonra ne yazdığımı hatırlamam. Bugün iki paragraftan sonra oldu. Ne yazdığımı gerçekten bilmiyorum. Ne fazla sarhoşum nede fazlasıyla kafayı yedim. Yinede ne yazdığımı bilmiyorum. İşte olay bu olmalı. Ne yazdığımı bilmemem. Yazdığım şeyin konusu bu olmalı ne yaptığını bilmeyen ben, ne yazdığını bilmeyen ben ve ne yaptığını bilmek istemeyen binlerce, milyonlarca insan, et yığını. Hepinizin canı cehenneme. Ben ve diğerleri bir bok biliyormuşuz gibi duruyoruz, iyi birer insanmışız gibi davranıyoruz ama buna çok uzağız. Belki bu bir hastalık yada belki bir saçmalık. Şu şöyle güzeldi, bu böyle güzeldi yada bu böyle olmalı şöyle olmalı diye konuşmayacağım yada yazmayacağım. Herşeyin nasıl olması gerektiğini bal gibide biliyoruz. Güzelliğin ne demek olduğunu, çirkinliğin ne tonda donduğunu hepimiz biliyoruz. Bunu yapmıyoruz, yapmak istemiyoruz ve istediğimiz zamanda genellikle fazlasıyla isteksiziz. Genelde insanların beni yediğini düşünüyorum. Çiğ çiğ, laflarıyla, gözleriyle ve donuk, donmuş kalpleriyle. Bunu bana hissetiriyorlar. O mimiği görüyorum, dudağın hemen yanında kırılıyor ve gözler bir şekilde kaçıp saklanıyorlar. Yalan söylediklerini biliyorum. Beni ne için yemek istediklerini de biliyorum. İçimizden birisi ne zaman çıkıp iyi bir halt yemek istese hepimiz onu yiyoruz. Kıyametin kopması için illa ölülerin mezarlarından çıkması mı gerekiyor. Biz mezarlarına girmeyen ölüler birbirimizi yemek için yeteri kadar çirkin değil miyiz? Bu yazdığım şeyler hiçbir anlam ifade etmiyor, aynı dışarda doğan güneş gibi. Evet biraz önce doğdu, turuncuydu ve sarı oldu. Şimdi dışarda tüm kuşlar mesai yapıyorlar ve bir çok insan görevlerine başladılar. Bu gün yazdığım hiçbir şey bir anlam ifade etmiyor çünkü bir anlam ifade edebilecek şeylerin peşinden koşmaktan yoruldum. Anasını avradını siktiğimin dünyasında birşeylerin peşinden koşmaktan yoruldum. Manasız beş milyar sigara içmekten, atmosferi delmekten ve kadeh dokuşturup, et yemekten yoruldum. Ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum ve sanki her zaman yarın denen günde bir bayram varmış ve hiçbir zaman gelmeyecekmiş gibi. Sanki yarın denen günde yaşayan bayram için en güzel kıyafetlerimi bugünden giymişimde sonsuza kadar kıyafetlerin içinde sıkışmışım gibi. Giydiğim kıyafetler eskidi ve yarın hiç gelmiyor, sürekli yarın olarak kalıyor. Bütün bunların suçlusu ben olmalıyım ki öyleyimde. Ne zaman kazanacak olsam geri adım attım. Ne zaman bir şey güzel gidiyor olsa ondan kaçtım. Birşeylerin yolunda olma olasılığı bile beni çıldırtmak için yeterli artık. Bir sevgilim vardı ve herkesin sevgilisi gibi birşeydi işte. Sevgiyle uzaktan yakından bir alakası varmıydı bilmiyorum, hissetmiyorum ve hissedemiyorumda. Bu konu hakkında konuşmuştuk. Eğer birşeyler hiçbir zaman yoluna girmezse, hiçbir zamanda bozulmaz diye aramızda düşünmüştük. Sonrada kendimizi yalancı çıkarmıştık. Birşeyler her zaman kötü gider, kötü gidiyor diye iyi şeylerden niye kaçınalım ki diye. Şimdi ikimizde birbirimize yabancı gibiyiz, hatta direk yabancıyız. Bunu bize, biz yaptık ve bende, oda çok memnunuz gibi duruyoruz. En azından ben çok memnun olduğumu biliyorum. Birbirimizle paylaştığımız bu yavşak sevginin, ödünç alınan telefon şarjından hiçbir farkı var mı bilmiyorum. Eğer yaşadığımız herşey boktan olarak kalacaksa ve birbirimize karşı hiçbirşey hissetmeyen insanlar olarak gebereceksek, neden bunca zahmete girdik, neden bunca zahmete girip birbirimizi hazza ulaştırdık yada neden birbirimizi sevdiğimizi söyledik. Ne olduğunu size söyleyeyim hayatımızdan çıkardığımız, bir zamanlar sevdiğimiz, deli gibi sevdiğimiz insanları sadece çıkarmadık. Onlarla beraber kendimizi de hayatlarımızdan çıkardık. Verdiğimiz sözleri, güvenişlerimizi, sevgiyle alakalı düşüncelerimizi, paylaştığımız öpücükleri, yatakları, kıyafetleri, her bir boku, her allahın cezası şeyide hayatımızdan çıkardık. Sevdikçe ve kaybettikçe aslında kendimizden birşeyleri çıkardık. En fazlada kendimize ait olması gereken kutsal şeyleri çıkardık. Umut denen şey, insanlığın temel gıdası. Psikoloji denen şey insanlığın, özelliklede kafayı yemiş dünyanın temel yaşam gereksinimi, bunların hepsini saçma sapan insanların yanında, yakınında yedik. Bunlar birer hataydı. İnsanlığın, benim, diğerlerinin ve tüm herşeyin, hayatından, var oluşundan, bunları çıkarması, çıkarmak istemesi bir hataydı ve hataların en büyüğüydü. Evet ben hatalar yaptım ve hiçbiri gram sikimde de değil. Evet bir çoğundan pişmanım ama gram sikimde değil diyorum çünkü böyle olmak zorunda. Bunların hiçbirin, amına kodumun bir dakikasında bile yanımda taşımak istemiyorum. Hata yaptığım her an, sanki evren yada diğer insanlar, insanlık bana karşı hiçbir suç işlemedi sanki. Sanki herkes peygamber ve sanki diğer bütün şeyler hata yapmamak üzere var olmuşlar. Sanki bu dünyada tek kötü benim ve herkes bununla alay etmek için buraya gelmiş. Aslında söylemek istediğim çok şey var ve bunun için beni çiğ çiğ yemenizi tercih ederim. Ama biliyorum beni yemeyeceksiniz yani yamyamlar yada aç çakallar gibi yemeyeceksiniz. İnsanlık diye kılıf uydurduğunuz, modern işkence teknikleriyle ağzıma sıçacaksınız. Eğer beni tek seferde yiyeceğinize inansaydım gerçekten bunun üstüne bir sigara yakabilirdim bile ama eminim ki bunun keyfini çıkaracaksınız. Çıkarmalısınızda çünkü yalanlarınızdan ve sikik sahteliklerinizden başka elinizde hiçbir bok yok. Şimdi dağılabilirsiniz çünkü lanet olasıca ziyafet bitti. Şimdi dağılabilirsiniz çünkü sizden ve bitip tükenmek bilmeyen egolarınızdan önce ben kendimi yedim. Canlı canlı yedim. Lanet olası bir odanın içine hapsedip yedim. İnsanlıktan ve her boktan nefret ederek. Tek sahip olmam gereken şeyi kaybederek yedim. Üstelik çatal, bıçakta kullanmadım ve bununla günlerce mutlu olabilirsiniz.
başlıksız
Birazdan uyuyacağım. Sonra da uyanacağım. Bu bir meslek sanki. Bu aralar bir çeşit oyun oynuyorum. Oyunun bir adı yok çünkü bunu düşünmek için zamanım yok. Aslında ne yazacağımı da bilmiyorum ve bilmediğim gibi planlamıyorum. Sanırım sanat denilen şey, işsizliğin bir parçası. Düşünmemeyi sevmeye başladım. Sadece yorulmak, dinlenmek ve yemek yiyip, su içmek. Ne yazacağımı umursayamadığım gibi, kimin ne düşündüğünü de umursayamıyorum. Konuşacak pek bir şeyim kalmadı. Sevmiyorum, sevmeyi düşünmüyorum ve düşünemiyorum. Halen daha üzülebiliyorum ama elimden pekde bir şey gelmiyor ve gelmemesinide pek düşünmüyorum. Sanki tüm mardinliler bu dünyaya garson yada midyeci olmaya gelmişler. Bu tüm herşeyin içinde kafamı kurcalayan bir bilinmezlik. Umarım Mardinliler birgün iyi bir hayata kavuşurlar. Birde Diyarbakır'lı bir usta var. Köpekten korkuyor, dükkan iş yapmadı diye para almak istemiyor. Dünya pek adil bir yer değil ve saf insanlar çaresizce karabasanların masalarına dağıtılmışlar. Udi kelimesinin anlamı bilmiyordum çok basitmiş, ud çalan kimse. Bir kaç gün evvel sade bir müzisyenin işten konulmasına tanık oldum. Bir müzisyen, bir sanatçı, kalpten gelen ve kalpte yaşayan, saygılı bir insan. Ellili yaşlarda, Orhan Gencebay kibarlığında tonton bir Udi, gecenin bir saatinde, üzgün bir şekilde, sırtında çantası karanlığa karışıp uzaklaştı. Neyseki arkasından yetişip elini sıkabilecek, teşekkür edebilecek kadar şanslıydım. Bu aralar bir oyun oynuyorum, tek başıma. Bu oyunda hem garsonun hemde ebe. Hem saklanıyorum hemde sobeliyorum. Geçen gün bir kadınla tanıştım. Birkaç saat köpekler gibi seviştik. Bir kadın olması benim için yeterli bir sebepti. İnsan yorgun olduğunda seçiciliğini yitiriyor. Bugün hiçbirşeyden bahsetmedim gibi gözüküyor ama aslında merak ettiğim bir konu var. Eğer hayatta kalmak için çalışmak zorundaysak, hayatta olduğumuzu fark etmek için ne zaman düşünebiliriz? Yoksa hayatta olmak için düşünmemeye mi ihtiyacımız var? Açıkça görülüyor ki düşünen insanda düşünmeyen de bu hayatta acı çekiyor. Mental yada fiziksel olarak acı çekiyor. Bu aralar düşündüğüm başka bir şeyide paylaştıktan sonra uyuyacağım, öyle olmak zorunda. Ölümden kaçmaya çalışıyoruz, bu bir içgüdü, yaşamak için elimizden gelen herşeyi yapıyoruz. Ya yaşam diye önümüze sürülen bu yemek aslında ölümün ta kendisiyse, ya yaşamak için önce ölmeye ihtiyacımız varsa? Açıkçası merak ediyorum, işte o zaman ne bok yiyeceğiz.
A sliver of silver.
Dostlar ne güne duruyor..
Ne güzel bir anı.
Yatağa girmeden önce saç kurutma makinesiyle ısıttım. That's the point!
Bu soğukta en mantıklı iş, sevgili edinmek. Az konuşan, çok üşüyen ve yatakta fazla dönmeyen.
günaydın amqqquue her şey bok gibi gidiyo Pollyannacılık yapmaktan da çok sıkıldım gerçekten her şey iğrenç durumda hayatımın hiçbi alanında başarı sağlamış değilim muazzam ya
evde duramazdım. evde durmak başımı ağrıtır beni sıkardı. insan içine çıkmam özgüvenimi tamamlamam ben de varım demem lazımdı. ama şu sıralar tek yaptığım evde kitap okumak ya da film izlemek. dışarı çıkmaya korkuyorum insanlarla baş etmeye enerjim hiç kalmamış.
hiçbir sitemi kaldırabilecek hiçbir tribe göğüs gerebilecek ya da hiç kimsenin kaprisini çekebilecek yürek kalmadı bende bana gönül koymak yerine empati kurup kendinizi yerime koyun
arkadaşım olmasa senin beyinsizliğini sikiyim ya diyip çat diye muhattap olmayı keseceğim insanlar var
Kalbim kendini saldı bir hayale, yavaşça ayrıldı benden, kayıtsız kaldı zamana, mini parçalara dağılarak yok oldu karanlıkta, tekrar ediyordum içimden, heryer soğuktu, tekrar ediyordum içimden, nefret benim dostum olamaz. Üzgünüm bukot, üzgünüm her yer üzgünüm, her yer bende değilim, sadece değilim.
Antalya'nın anlamlı sabahları
yolun bundan sonrasına tabutlarla devam edeceğiz.