başlıkla hiçbir alakası yok. dinler üzerine bir yazı serisi yapmayı isterim, çok isterim çünkü bir yazı yazarken o konu üzerinde bilgim derinleşiyor çünkü bir şeyi birine anlatmak, yazarak olsa bile kendi anladığından daha fazla derinlik istiyor. bunun için araştırma yapmak, okumak gerekiyor. ben nabıyorum bu ara? bir yazı üzerine derinleşip vakit ayıracak vaktim 4 yaşındaki bir çocuğun pipisi kadar küçük. gerçekten. ama bir o kadar da tatlı. yani şimdi yazacağım yazı 4 yaşındaki bir çocuğun pipisi gibi olacak. küçük ama takljslk. tulumba tatlısı gibi. ucuz ve sağlıksız. yani bu yazıyı okumayın. ya da okuyun aq banane. neyse. yine fazla konudan konuya atladım. ama bu yazıda bunda serbestim. yazacağım sabit bir şey yok. bu yazı serisinde tamamen bunu yapacağım. allahın rahmeti ve bereketi üzerine adlı bir seri olacak ve haftalarımı özetleyeceğim, bir nevi günlük ve hikaye tutacağım. bunu da okuyan okur. okumayan okumaz. valla geçen son 2 yazıda çıtayı fazla yükselttik 100 not falan aldı. ben korktum bu kadar like alması için başlatmadım bu “üzerine” olayını. tabi gönül ister binlerce kişi okusun ama. biz bi tumblr fenomeni değiliz kalemimiz o kadar güçlü değil üstadım… TAM BUNU YAZARKEN ADİL KULLANIM KOTASINI DOLDURDUĞUM HABERİNİ GÖRDÜM. AYIN BİTMESİNE 10 GÜN VAR VE.. üzer ve bututmar kıravlat beni lanetledi… hahahah… bi de danışman hocam değişmiş yine. neden yoktan yere danışmana gitme olayı koydularsa… 2 haftadır gitmiyorum haftaya bi uğrayayım aq.. sikicem yapacağınız işi ya…
neyse konuya dönelim. 10 günlük kısımlarla yapmayı düşünüyorum bu yazı serisini. yani 10 gün öncesine sarmak istiyorum. 10 eylülde ne yaptığımı hiç hatırlamıyorum, o yüzden 11 eylülden başlicam.
yeni bir şeye başlamak insanın en alışık olduğu ve en alışık olmadığı durumların kesişiminin zirvesi diyebilirim. sürekli yeni bir şeylere başlıyoruz her gün. bunun okul ya da akademik bi çalışma olmasına gerek yok. kafamızda kurduğumuz herhangi bir plan bizi farklı bir yöne itiyor. buna başlarsak düşünce şeklimiz değişebiliyor. fazlasıyla alışığız yani. ama bu soyut düşünceden çıkıp somut bir hale bürününce; yani benim perspektifimden 12 aydır herhangi bir okulla/dersle(hatta lys çalışma olayını göz ardı edersek bu süreç 20 aya kadar çıkabilir) bir alakam olmamışken bir anda okula başlamak insanın rektumunu paramparça edebilecek kadar acımasşkldjas BETİMLEMEYE BAK ABİ… KİTAP MI ÇIKARSAK LAN? bu arada yeni danışmanım feminist bir bayan ya… haftaya gidip biraz gözlemleyeyim. acaba bana SEN SEKSİSTSİN falan der mi.. hazirliktaki bi hoca bize siz seksistsiniz diyodusdjasşkldjaslkd ULAN KONU ADAMLIKSA BİZ MASADAN KALKALIM BEEEEEE
neyse ben ne anlatıyom ya.. he gittim okula. ingilizce dersinde bi kızla bakıştık dedim ben haftaya bunla tanışırım. dersi 1 saatte bitirdi çünkü hoca. amınakoyim haftaya kızın sınıfı değişmiş ya… vallaxi hayatımın özeti falan filanken ben ya. neyse ne kız bizim bölümdeeemiş ama kızı saldım artık. ne o bana bakar ne ben ona…. ben kimseye bakmıyorum lan galiba… deli miyim lan ben????
geçelim buraları. 4 ay yatıp tatil yapmışsınız, 6da kalkıp okula gitmişsiniz ve 1 yıldır halısaha maçı yapmıyorken 6-7 halısaha maçı teklifi gelince evet kim der? kim? tahminleri alalım.. BİİKANAKADAAAAR… valla bi adamı deli sikse evet deli sikse şuna evet demez ya. ne olmuş acaba kesin musallat oldular ben şıhlara dolandım yoksa böyle bi şey olmaz ya. öldüm öldüm dirildim kardeşim eve gelip 9da sızdım ama. özlemişim aq sızmayı.
neyse haftanın ilerleyen günlerinde bir şey olmadı. bu arada ünide ilk hafta dersler çok basit diyip bırakmayın, sikiliyonuz sonra. eşek gibi oturup dinleyip çalışmak lazım… BU ARADA DEFTERLER NE KADAR PAHALILAŞMIŞ AQ PAHALI DİYE DEFTER ALMADIMASKLDJAS yarın gidip alayım bir iki tane ya… bu ne amınakoyim adam 120 sayfa deftere 6 lira dedi. dedim siktirgit hocam neresine güleyim bu şakanın.. tabi ki demedim. yutkunup çokmuş ya dedim. kolay gelsin diyip çıktım dükkandan. pardon tükandan..
perşembe günü de inanılmaz bir olay yaşandı. çimenlerde uzanmışız batak oynuyoruz(ÇİMENLER FALAN BATAK FALANNNdlkasjdakls) güvenlik gelip yasak dedi amınakoyim. valla dedim ne diyosun amınakyim.. tabi demedim ama onu der gibi baktım.. çıldırmış aq biz bu okula kız düşürmeye gelmedik 4 erkek batak oynamaya geldik birader ya. ufff… moda kayalıklarda iki dayı arkaya geçmiş biri diğerine sakso çekiyor ülkenin laiklik seviyesi tavanlarda ama batak yasak. siktirgit sigara içenlere de sigarayı götünüze sokmanızı rica ediyorum falan de HADİ HADİ .
neyse bu hafta başladı, iki gün güzel geçti spor yapmaya da geri döndüm. rica ediyorum bu yazıyı okuyanlar spor yapsın. hayatınıza kalite, güç ve özgüven geliyor. ayrıca bazı arkadaşlarınızdan hazzetmiyorsanız hemen bağları koparmayın. sallayın kullanın. gün gelir seversiniz. ölçün biçin, insan tanımayı öğrenin. 3 sene sonra herkes değişir pişman olurum diye hareket etmeyi bırakın da pişman olun biraz.yine öğüt verdik aq.
görüşmek üzere (yazıyı baya kısa tuttum çünkü başta dediğim gibi. bi de yazmak istemeyince kesip bırakıyorum. her şey samimi olmalı. tşk bb)
selamunaleykum ulan... iki kişiyiz gelin lan.... iki mi? tek kişiyiz abi. tek kişiyiz mi? tek kişiyim. delilik edebiyatı üzerine oynayan ilk insanlar parayı yaptı ünü kaptı kitap yazdı. eee aşktan hala para kazanan var? bu millet iflah olmaz bu millet eğitilmez kanka ya. iki kişi olsam şarkı dinlerken rahat rahat yazı yazabilirdim ama böyle olmuyo. o sen olsan bari.. karışıyo hep her şey birbirine. bi şey okurken de böyledir. yapmayın etmeyin. fokusunuzu yaptığınız işe verin tamamen.
bi de bi şey üstünde düşünmeden yazıya girmek gerçekten çok güzel ya. her şey hakkında konuşabilirsin ama sonra başlığa bakıp yazıya dönme ihtiyacı hissediyosundskljds. ders çalışırken falan da böyle. matematik çalışırken insan bahar candan düşünür mü amınakoyim ya. az kendimize gelelim bu nedir... bi de ders hakkında konuşmayı tamamen unuttum çünkü yaklaşık 13 14 aydır hiçbir şey düşünmedim bu konu hakkında. evet hazırlık okudum ingilizce. bu pazartesi okulum açılıyor ve memnun değilim diyemem. çünkü sıkıldım amınakoyim okulsuzluktan. ilk 10 ay iyiydi ama son 3 ay baya sıktı yani. neyse. filmi biraz geri saralım ve en baştan başlayalım.
sene 1998, küçük bikanakadar istanbulun kenar semtlerine kurulmuş bir özel hastanenin kadın doğum bölümünde dünyay.. LAN O KADAR DA DEĞİL YA. okuma yazmayı falan atlayalım biraz. insanın karakterinin oturduğu, ilkokul çağlarına gelelim. ve biraz küçük bik.. küçük değil de ergen bikanakadarı tanıyalım. ya da ergenliğe yeni giren, pipisini yeni keşfeden diyelim.
sene 2009. senelere tam hakim değilim. ama hesaplarıma göre 2009 olmalı. ergenliğe yeni yeni girmenin ne olduğunu herkes bilir. bunu okuyanlar çok yüksek ihtimalle yaşı 16-17 bandında gençler olacağından belki tam algılayamamış olabilirler ama büyük sakarlık durumu(vücudun büyümesi) çeşitli kafa karışıklıkları ve amiyane tabiriyle amcık amcık hareketler sergiler insan bu dönemde. amcık amcık hareketleri biraz açmak isterdim ama eğer 2 sene evvelini düşünürseniz, biraz hatırlarsınız. şahsen ben hatırlıyorum. bunun sebebi de karakterin sürekli gelişmesi ve oturmaya çalışması. bunun için üzülmeyin, kaç yaşına gelmiş hala amcık amcık hareketler yapan insanlar var. bunun sebebi yeterince okumamaları, kendilerine fazla güvenmeleri. siz siz olun kendinize ederinizden fazla değer biçmeyin de değerinizin farkında olun. bokunu çıkarmayın yani. kendinizi arada bi hafif gömün, fazla alçakgönüllü de olmayın. insan ilişkilerinizi düzgün çekin yani. mesela sorumluluk bilincinin oturması bi insanda çok fazla değişkene bağlı. aile, arkadaş, çevre, görülen şeyler vs vs. şans da baya önemli bi faktör çünkü hayatın karşınıza ne çıkaracağı, ne gibi insanları koyacağı gerçekten tam bir muamma. o yüzden arada bi ananızın yanına gidip hayır duası alın. kim bilir belki karma gerçektir. bu kadar insan inanıyosa bi numarası vardır aq.
neyse. ergenlik dedik. işte bu sorumluluk bilinci de o yaşlarda oluştu bikanakadarda. yaşı küçüktü, kavga etmeyi sevmiyordu, varoş bir mahallede büyüdüğünden fazla şey görmüştü ve parasızdı. bu çok önemli bir faktör. parasız insanlar genelde üç yola savrulur: 1-amcık amcık hareketler yapmaya devam edip ölür 2-aklı başına sonradan gelir keşke okusaydım diye dövünürken kasiyer olur 3- derslerine beş kolla sarılıp kasiyer olur.
yolun sonu hep bim amınakoyim. birleşik islam marketleri rulezzz..
neyse. yani bikanakadar derslerine sarıldı. sorumluluk bilinciniz gelişmemişse ve son sınıfa geldiyseniz bunu son sene yapmak çok ama çok zor. dinleyeceksiniz ve o karakteri anında boostlamanız gerekecek. çok fazla fedakarlıklar yapmanız lazım o halde. eğer aileniz arkanızda duran, eğitimli bir aileyse işiniz her zaman kolay olacak.
yine olay aileye geliyo. ailenizi de siz seçmediniz. bu dünyaya ne kadar sövsek az yemin ediyorum ya. neden online oyun gibi değil her şeyimizi biz ayarlayalım level 0dan başlasın herkes. valla vurdukça vuruyor kahpe dünya.. SEN MİYDİN SEVGİLİMİ ÇALANNNNN...
evet. sorumluluk bilinci. ve insanları dinlemek. bakın çok önemli iki faktör. kendinize fazla güvenmeyeceksiniz ve herkesten öğrenilecek bir şeyler var. şimdi siz götveren hocanızı sevmiyorsunuz ve siklemiyorsunuz, ama bilmiyorsunuz ki 2 sene sonra fikirleriniz değişince o hocaya bayılacak ve hak vereceksiniz. hiçbir şey belli değil, o yüzden amcık gibi tabularınız olmasın. gevşek olun demiyorum, gelişmeye açık olun diyorum.
neyse. çok uzattık. ADMİN HADİ SADEDE GEL SON SINIFI ANLAT dediğinizi duyar gibiyim. filmi biraz ileri sarıp 12.sınıfımın nasıl geçtiğini eylül ayından(kursun başlaması) ağustos ayına(tercihlerin açıklanması) kadar anlatacağım
2015 EYLÜL: kronolojik gitmek her zaman bir şeyin okunmasını kolaylaştırır ve zevkli hale getirir. genelde insanın kafası sayı doğrusu şeklinde işlediği için sıraya dizmek kolay hale gelir. karışık işlemleri algılamak için deneyebilirsiniz mesela. neyse. başlayalım. taaaaaa iki yıl önce. muhtemelen anlattıklarım tam olarak doğru ve birebir aylara düşmüş olmayacak ama ben yine de hatırladığım kadarıyla anlatmaya çalışacağım.
evet, eylül. yazın güzel üni falan kazanırız diye biraz gaza gelip kitap almıştım. arkadaşlarla falan. yazın azar azar çalışıyordum, ağustosta tatile gittiğim için anca ağustosun sonlarında biraz çalışma şansım olmuştu. ancak olayın ciddiyetini çok sonra kavrayacaktım. siz siz olun olayın ciddiyetini erken kavrayın. bakın 1 gün bile size çok şey katacak. günün ne kadar uzun olduğunu bu sene öğreneceksiniz. o yüzden oturun, adam akıllı olayın ciddiyetini kavrayın. ne yapmak istiyorsunuz? hedefiniz ne? bakın bunu birçok kişi bilmiyor ve ÇOK BÜYÜK bi problem. çünkü o yaşta kimse ne istediğini bilmiyo da konumuz o değil aq. neyse.
kursa gidiyordum sabahları çıkıp, lisede beleş kurs vardı. hayatımda hiçbir zaman dershaneye gitmedim, özel ders almadım. bakın bu salaklıkta ben, hiç dershanesiz falan itü işletme müh kazandıysam SİZ ANASINI SİKERSİNİZ YAW. ama bu biraz benim sorumluluk temelime bağlı. o da fakirliğe dolayısıyla. çünkü lise 1-2-3 okul birincisi olarak geldiğim için biraz rahattım aslında. ne de olsa yaparız diyodum. YAPILMIYOMUŞ. anahtar: it gibi çalışmak
ben eylülde naptım: hiçbi şey. tumblrda takıldım, kız düşürdüm, nude düşürdüm, inşaatta top oynadım ayağıma çivi girdi. evet. eylülün özeti bu. allahtan tetenos olmadık aq
2015 EKİM: okul açıldı, bakın hem okulu hem ygs lysi bir arada geçirmek çok zor bir eylem. bunu kaliteli yapan baya öne geçecek. kilit anahtarımız şu: okuldaki zamanı iyi değerlendirmek. bomboş derslerde geçip arkaya soru çözeceksiniz, benim gibi arkadaşlarınız çağırdığında bahçeye çıkıp soda içip sonra 2 saat top oynamayacaksınız. kaç ay top oynadık amınakoyayım ya. valla aklım başımda değilmiş. kimseye uymayacaksınız. üniversiteyi kazanınca yine oynaşırsınız arkadaşlarınızla. sevgiliniz de varsa(bu konuya çok uzağım ama aralık gibi bişi oldu onu anlatırımskldjsdkls) ya tamam ya hep devam. arada kalırsanız yarra yersiniz. birbirinize destek olur ve birlikte daha güzel ilerleyeceğinizi düşünüyorsanız devam edin.
anahtarı söyledik. benim ne yaptığımı da söyledik. kasıma geçelim
2015 KASIM: yavaştan deneme sınavları, deneme sınavlarında alınan (temele bağlı olarak) iyi puanlar. ve gevşemeler. valla gevşektim ben. siz gevşemeyin. denemenin sonucu değil önemli olan. önemli olan denemeden ne aldığınız. oturup bütün yanlışlarınızı düşüneceksiniz. çözeceksiniz. eve gelince mesela yorgunluktan ölmüşseniz benim gibi yığılıp telefonla oynamayacaksınız. gidip yarım deneme daha çözeceksiniz. ya da hangi dersiniz kötüyse onları. çözümlü deneme almanız çok önemli. iki sene geçtiğinden pek kaynak hatırlamıyorum ama çözümlü deneme alın. mesela ben 110-120 net yapıyordum. kafam rahattı yeter diyordum. sınav kolay geldi. ben yine 110 net yaptım ama yetmedi aq şakljsd o yüzden vitesi boşa almayın. ayağınız debriyaja yakın olsun, arada bi gazdan çekip vitesi arttırın ve hızlanın. çünkü yeter dediğiniz zaman dengeniz şaşıyor
ben ne yaptım: saldım. top oynamaya devam. bi kız da vardı da neyse konumuz aşk değil ve ben depresif bir blog değilim. o yüzden zaman harcamayın boş boş işlerle. sizi üniversite kurtaracak.
2015 ARALIK: bak ne çabuk geçiyor. hemen geldi geçti. bu süre zarfında ders çalışmayı falan bırakan herkes toparlanır. çünkü üç ay kalmıştır. son üç ay önemli bir faktördür ve buraya nasıl girerseniz öyle çıkmazsınız. herkes güzel ve gazlı girer çünkü. önemli olan dizginleri elde tutup her zaman yükselen bir performansla, tabiri caizse perişan ola ola çıkmaktır.
anahtar çok basit. deneme çözeceksin, eksik konunu bulacaksın, konuyu çözeceksin dinleyeceksin. bi daha deneme çözeceksin. sonra lys çalışacaksın arada bir. çünkü lys matematik temeliniz kötüyse yarrağı yersiniz. bak ciddi diyorum. ne dedik en başta? kendinizi tanıyın ve günlerinizi iyi bölün. lys temeli çok önemli onu kurmalısınız eğer yoksa.
yutubdan ders izlemek falan çok önemli mesela. bu verdiğim öğütleri tek bi aya indirmeyin. tamamında yapın. çözümlü kaynaklar, arkaadaşa soru sormak. bi de yanlış yapmaktan utanmayın.
MESELA SORUYU YANLIŞ YAPIP SONRA CEVAP ANAHTARINDAN BAKIP HEE BEN BUNU DOĞRU YAPARDIM ZATEN DİYİP TİK ATMAYIN. AQ.. YANLIŞINIZI GÖRÜN. YÜZÜNÜZE VURUN. kitapta yanlış yapmak hiçtir, sınırsızdır. önemli olan bir mart sabahı esas sınava girdiğinizde yanlış yapmamaktır....
neyse.. biraz atlayacağım. genelde hep aynı geçer ama bi önemli faktör daha var
SOMESTIR TATİLİ: genelde insanlar kursa gitmeye falan devam eder. eğer çok soru soran bir tipseniz ve evde çalışamıyorsanız kesinlikle kursa falan devam edin. gidin soru sorun öğrenin not alın. bak not çok önemli. yapışkanlı renkli kağıtlarla doldurun odanın her tarafnı aq. okuyun, okudukça aklınıza girer. mesela formüller ve önemli ipuçları çok mühim. gördükçe aklınıza girecek. ama eğer evde daha iyi çalışıyorsanız dışarı çıkmakla uğraşmayın. hele hele istanbul gibi büyük bi şehirdeyseniz yolda 2 saat geçiyo aq. oturun evde çat pat bam bam çalışın
bunu demek çok kolay. ben ygs den çıkana kadar aklım başımda değildi. ondan söylüyorum. lysde nasıl çalıştığımı birazdan anlatıcam. şimdi yaptığım yanlışları anlatıyorum. lysdekileri görüp bütün yıla uyarlayacaksınız. ve işi şansa bırakmayacaksınız. bu da mühim.
neyse. gün geldi sınav çattı. HE UNUTMADAN, HOCALAR FALAN SINAVA SON GÜN ÇALIŞMAYIN DER. EN BÜYÜK PALAVRA. SON GÜN HATTA SINAVA GİTMEDEN NOTLARA FALAN BAKIN. AQ SANKİ NORMAL SINAVDAN FARKI VAR. SABAH BAKTIĞINIZ Bİ ŞEY ÇIKAR PAT DİYE YAPARSINIZ.
HEYECAN FAKTÖRÜ DE ÇOK ÖNEMLİ. BUNU KAFANIZDA BİTİRMELİSİNİZ YAVAŞ YAVAŞ. STRES KANSER YAPAR AQ. MEZUNA KALIRSINIZ ÜNİ ELBET KAZANILIR DA KALICI HASAR OLURSA MAHVOLURSUNUZ... O YÜZDEN SAKİN OLMAYI ÖĞRENİN. MEDİTASYON FALAN YAPIN. MY. HEADSPACE BAYA GÜZEL İNGİLİZCE BİLENLER İÇİN.
ayrıca okulu pek siklemeyin. zaten hocalar yüksek verecek, dersinize çalıştığınız için yapacaksınız. son seneyi de çalışacaksınız. ygs çalışmıyorum diye paniklemeyin zaten ygs hiç bitmeyecek. o yüzden adam akıllı PLAN ŞART. mesela size plan verenler olacaktır. bunları kendinize uyarlamadan almayın. çünkü her birey kendi içinde farklı bir algoritmadır. başkasının kilidini açan anahtar size girince kilidinizi bozabilir. o yüzden mantıklı düşünmek en önemlisi.
ygs geldi gitti diyelim. aklıma geldikçe devam edeceğim ama kronolojiyi bozdum siktiret. şimdi size üç beş önemli faktörden bahsedeceğim
1- YGS SONRASI
2- OKULA GİTMEYİ BIRAKMA DÖNEMİ
3- RAMAZAN.
1: ygs sonrası baya önemli mesela ben kendime onca güvenmeme, 120-130 net yapmama rağmen(-ki yarrak gibi çalışıyodum temelim iyiydi yetiyo diye düşünüyodum) sınavdan önce bir düzine hata yaptım, bahane sunmayı sevmiyorum ama 1-2 hafta ciddi ağır hastalık geçirdim. son 1 hafta neredeyse elime kalem almadım(en büyük hatam bu. siz siz olun son haftalar çok çok sıkı çalışın en önemlisi) ve sınavdan yine de 110 net yaptım. yetmedi 50 bin geldi. çünkü sınav baya kolaydı. ve bütün arkilerim (denemelerde aynı, hatta daha iyi yaptığım insanlar) benden iyi yaptılar. bu bende bi şok dallgası oluşturdu.
sinirlendim, hırslandım amınakoyim. abime mesaj attım, gayet destek çıktı. onlar düşer sen çıkarsın dedi. koy göte sıkı çalışacaksın dedi. oturdum herkes sınav sonucunu konuşurken sınıfta polinomları bitirdim, türev çözmeye başladım. integral çözdüm. 150 soru çözmüşümdür en az o gün. eve geldim, program çıkarttım. şöyle şöyle şu konuyu bitiricem(sorularını bitiricem yani) sonra deneme çözücem. oturdum video izledim internetten bir sürü. fizik, organik kimya notları aldım. bu sırada 1 ay daha okula gittim nisana kadar ve sürekli ders çalıştım kimseyle konuşmadan aq. çıldırdım resmen sklşdjslk sizin de çıldırmanız gerekiyo. çünkü başarı anca öyle geliyo.
2: okula gitmeyi bırakmak. bu bence çok önemli çünkü okul sınava çalışmayı baya siken bi şey. ben haftada 2 gün falan gidip soru soruyodum arada. mayıs gibi gitmeyi komple bıraktım. lys temelim fena olmadığı için sürekli deneme > soru > pekiştirme yolunu izliyodum. dediğim gibi pek hatırlayamıyorum ama temel hatlarını söylüyorum hep. çünkü en önemli olanlar en akılda kalanlar.
3: ramazan. oruç tutmayın. ölmezsiniz. oruç tutarak ders çalışılmıyo. ananız babanız dindar dogmatik biriyse oturun anlatın. tutarım sonra diyin tutmayın sonra. allahla sizin aranızda amqqq. ramazanda sıkı çalışmanız lazım. çünkü [iş bu yazı yazılırken ramazan mayıs-haziran arasına gelmektedir. o yüzden yazılmıştır. yıllar sonra okunulursa şaşkınlık oluşmasını istemeyiz] çünkü ramazanda millet oruç tutar, havaya girer. siz oturup ders çalışırsanız koyarsınız çocuğu. ve 30 gün boru değil kardeşim sınava güzel bi streak yaparak girmek kadar güzel bir şey yok.
sabah 8de kalkacaksınız, planınızı belirleyeceksiniz gününüzü. kahvaltı edip derse. günde 9-10 saat kalkmayacaksınız masadan ki kazanasınız. kimse yatarak kazanmıyo aq. yatarak kazanan ya özel üni kazanır ya da böyle amcık bi bölüm kazanır. ya da süperzekadır ki buna hiç ihtimal vermiyorum. yatarak kazanan kimseyi tanımadım. öyle diyorsa yalan söylüyodur.
ve gün geldi çattı. sınava girdik sınav bitti. o an var ya. bütün kitapları çöpe dolduruyorsunuz. içiniz rahat. açıklanmasını bekliyorsunuz. kuş gibisiniz amınakoyim. uzanıyorsunuz. değdi amk diyosunuz. sonra bekliyosunuz sonuç açıklanıyo.
mesela ben 50binden 15bine çektim, okul birincisi olduğum için de 12-11binlik yere girebildim.
sınıfta ygs de 8bin yapan arkadaşım vardı, 12bine düştü.
ygsde 10-15bin yapanlar 20bine düştü. ygsde 3bin yapıp 30bine düşen arkadaşım var. tabi 3bin yapıp 2bine çeken de vardır. siz siz olun sıkı tutun ipi, ve kazanmaya bakın. kimseyle değil kendinizle yarışın. kendinizi eğitin ve hedefinizi bilin.
o kadar mutlu oluyorsunuz ki. ben gördüm sıralamayı, insanların habeirni aldım. taktım kulaklığı bime gittim yoğurt aldım. size yemin ediyorum o yürüyüş hayatımdaki en güzel yürüyüştü. sonunda bim olsa da baya mutluydum o an aq. siz de olacaksınız. sonunda mutlu olmak istiyorsanız biraz acı çekeceksiniz. çünkü dinlenmek bi işe yaramıyor.
neyse. itü işletme mühendisliğini seçtim. anadoluda tıp okuyabilirdim, istanbul üniversitesinde diş okuyabilirdim. istediğim herhangi bir mühendisliği okuyabilirdim, ist üni hukuk okuyabilirdim. fazlasıyla araştırıp bu bölümü seçtim.
çünk bölüm baya güzel. az takipçili güzel kız gibi bi bölüm amınakoyim.
işletmelerin sahip olduğu sistemlere ilişkin problemlerin çözümü, yeni işletme sistemlerinin tasarımı üzerine kurulu bi bölüm. yani, işletme mühendisi işte.
hem işletme hem mühendis ne alaka diye bi soru duydum.
şimdi işletmeci geliyor... moruk diyor bu termodinamik ne amınakoyim.. ama bizim bölümde işte adam termodinamiktir falan görüp iletişimi iyi oluyo diğer departmanlarla.. diyebiliris..
http://www.islmuh.itu.edu.tr/?page_id=2031
ya da yukardaki linkten bölümle ilgili uzunca detay alabilirsiniz.
son olarak diyecek bir şeyim yok. kapatın tumblrı, telefonu. oturun ders çalışın. programınızı bilin hedefinizi koyun. size sizden başka kimsenin faydası yok. kendinizi siz kurtaracaksınız.
yazı biraz uzun oldu ve konular karışık diye hissediyorum. ama anlayacağınızı ve birleştireceğinizi sanıyorum. yaklaşık 2250 vuruşluk bi yazı oldu 5 sayfa falan. tekrar bi taktik verip kapatayım:
saçma span işlerle değil, dersinizle uğraşın.. şu kadar net yapsam ne olurla zaman kaybetmeyip sürekli gelişin. deneme çözün. nete takılmayın yanlışlarınızı geliştirin. sürekli bi şeyler öğrenin. ve bu iş taktik işi. çıkmış sorulara bakın. her sınavın bir sistemi var. bunu öğrenin. ÇIKMIŞ SORULARI İLK DEFA SÖYLÜYORUM SONDA SÖYLÜYORUM. ÇÜNKÜ EN ÖNEMLİSİ.
eskiden yazı yazmaya otururken bi şema oluştururdum kafamda. düzenlerdim editlerdim sonra üç beş kere okuyup yayınlardım. sonra tanrının çalışma düzeninin bu olmadığını anlayıp bangır bangır yazıp hiç okumadan salmaya başladım. enterasan bir şekilde daha çok beğenildi ve okundu. sanki karşımdakiyle konuşuyorum da anlık bir şekilde muhabbet akıyor gibiydi. sonra bunun üzerine düşündüm ve çıkış yolunu buldum. seveni sikerler, sikeni severler.
evet, neden böyle bir giriş yaptığımı bilmiyorum -ki neden bilmediğimi yaptığım girişten sezebilirsiniz sanıyorum. sezemeyebilirsiniz de. çünkü gelen bazı anonim sorulara göre birçoğunuz kafasını duvara sürterek belli yetilerinizi kaybetmiş organizmalar gibisiniz. evet, biraz sitem ediyorum. birazcık. e o kadar da olsun amınakoyim!
bak neyse, procrastination yazmışız yine. itinayla türkçe terimleri kullanmıyoruz çünkü burda birilerine bir şeyler vermeye çalışmaktayız. yoksa oturup ben de “erteleme hastalığı üzerine” yazardım. ama procrastination derseniz ortamlarda +5 entellik puanı ve şekil kazanırsınız. insanların size bakışı farklılaşır. vay orospu çocuğu derler. vay neler de biliyor. +5 orospu çocukluğu puanınızı cebinize kor devam edersiniz. çünkü ne demiştik, sikeni severler. (LAN YİNE NE GÜZEL BAĞLADIM YEMİNLE BU ARA ÇOK GÜZEL BAĞLIYORUM)
insan kendisini över mi yazı yazarken. muallim naci misin aminakoyim ya.. neyse. konumuza dönelim, procrastination, prokırestineyşın yani. erteleme hastalığı. birkaç örnek vereceğim ki elle tutulur gözle görülür bi hal alsın. elinize alıp avuçlayın, okşayın. örnekler güzeldir.
örnek 1: ders çalışacaksınız, ama hiç ders çalışasınız yok. oturuyorsunuz kitabın başına açıp abuk subuk yutuptan videolar izliyorsunuz, odanızı toparlıyorsunuz. normalde hiç yapmayacağınız -normalde yapsanız çok değerli olacak- aktiviteler yapıyorsunuz ama itinayla ders çalışmıyorsunuz. ama bu sizin vicdanınızı itekliyor, canınız yanıyor. itinayla ders çalışamıyorsunuz, yanıyorsunuz çünkü siz bir procrastinatorsunuz!
bu verdiğimiz örnek bir daha çok ygs öğrencilerinde ve sınav haftalarında gözlenir mesela. çalışmak istersiniz, çalışamazsınız. aklınızda ders olur ama ölüp biter kavrulursunuz yani.
bundan bir çıkış yolu var mı? şimdi biraz bunu irdeleyelim. ya da yarın mı irdelesek... neys.. (bunu yakalayanlara +5 orospu çocukluğu puanı daha geldi)
örnek 2: kilo vermek ya da kilo almak istiyorsunuz. (YAZININ BU KISMINDA Bİ ES VERMEK İSTİYORUM. ÇOK ACIKTIM BİRDEN VE YEMEĞİ BEKLEMEK ÜZERE TELEVİZYONLU ODAYA GİDİP AYAKLARIMI UZATIP ZAP YAPACAĞIM. YAZININ GİDİŞATI TAMAMEN BOZULABİLİR AMA HİÇ UMRUMDA DEĞİL GERÇEKTEN ÇOK ACIKTIM YA. YEMEK DEDİK ACIKTIM YA. 1-2 SAATE GELİP DEVAM EDİCEM İNŞ 2051)
tam bi saat sonra geldim. ertelemeden oturuyorum bam bam devam ediyorum. örnekten devam edelim. bi saat önceki insan değilim, insan her zaman değişir. balık yedikten sonra da değişir, yemek masasında ailesiyle ettiği sohbetten sonra da. değişmeyen ve kendisiyle tutarlı olan insan gerizekalıdır. çelişmekten korkmayınız diyerekten ikinci bir giriş yapıyorum. çünkü yazıya başladığım ben ben değildi. sen de sen değilsin. vaaaaaay, ümstad nece tespitti o öyle...
neyse. kilo vermekten bahsediyorduk, spora başlayacaksınız. bir gün yaptınız, iki gün... sonra cips aldınız dayanamayıp. yediniz ama vicdanınız el vermiyo. ama yiyonuz. bu procrastinate işte. tam olarak erteleme şu bu dersek yanlış olur. çünkü dillerdeki kelimeler birbirini tam karşılamıyor. zaten bu şu dilde şöyle bi kelime varmışmış postları da bundan çıktı. bi entelektüel abimiz bunları böyle vermeye başladı. (word stuck özentisi halinde. bunu ilk olarak word stuck yapmıştı uzun uzun anlamını anlatarak, kaynağını vererek) sonra bu yarak kürek insanlar her şeyin bokunu çıkarttığı gibi bunun da çıkarttı. işte hep böyle amınakoim bu dünyanın ya.
örnekleri verdik. şimdi sebeplerini anlatmak istiyorum. sonra da nasıl kurtulabileceğimizi anlatmak istiyorum. çünkü gidişat hep böyle olmalı hayatımızın patikalarında... 1-nedir, ne değildir 2-sebep? 3-çözüm.
yani. bir sürü bıdı bıdı yaptık sebebini anlatmaya girince biraz tırtlayabiliriz. bunun için yine 2 madde vermek ve devam etmek istiyorum. biraz düşünüp daha farklı şey bulunabilir ama şu an aklımda bunlar var. belki laf lafı açtıkça daha çok şey bulabiliriz
1- mükemmeliyetçilik : açık ve net. aslında bunu hiç açıklamaya gerek yok. bi işin mükemmelini yapamazsam hiç yapmayayım düşüncesi pek çok insanda hakim. kilo vermeye başlasam zaten bırakırım kafası. gayet açık ve net. bunun için uzuuun bir motivasyon konuşması yazardım ama salak mısınız aq? hiçbi işin mükemmelini yapamazsınız zaten. o yüzden uğraşmadan dönün bu yoldan. mükemmellik mi kalmış dünyanın anası sikilmiş. arkanıza yaslanıp izlemek mi istiyosunuz yoksa bu çöp mekanda bir şeyler uğraşıp biraz mükemmellik olgusuna yaklaşmak mı? gerçek mükemmeliyetçiler götünü büyütmez kanımca.
OFF NE GAZ HE. MOTİVASYON VERMEYEK DEDİK ALASINI VERDİK ALASINI....
2- üşengeçlik. genlerimize işlenmiş bi illet. bunu da açıklamaya gerek yok. procrastinate olayı genelde uzun süreçli bi olayı yumurta dayanana kadar ertelemek anlamına da gelir. o yüzden üşendiğinden ve zamanın olduğundan saldıkça salarsın. yumurta kapıya dayanınca da vasat bir iş çıkarırsın. genelde böyle olur. oysa ki aynı eforun %20 arttırılmış halini günlere yaysan fazla fazla güzel kaliteli bir iş çıkacak...... bilmiyorlar.. bilseler böyle yapmazlardı allbayımmmmm..
bak aklıma bi tane daha geldi 3 oldu.
3- fazla plan yapma, plan aşamasında fazla düşünme: gayet basit. sebepler çok basit çünkü herkesin yaşadığı ve genel geçer olgular olduğundan üzerinde fazla düşünmek anlamsız. ama düşündükçe yeni şeyler bulunabiliyor. yani oturup bi olay üzerinde aşama aşama düşünmektense işe başlamak gerek. mesela yazının başını hatırlayalım. oturup ne yapsam diye düşünmektense bam bam girdiğim yazılar daha güzel sonuçlar verdi ve beni yazmaya daha çok itiyor. üstünde düşündükçe üzülüyorsun, çekiniyorsun çünkü. FIRE IN THE HOLE. AKLIMA Bİ TANE DAHA GELDİ BAK. DÖRT OLDU DÖRT
4-birçok işi aynı anda yapmaya karar verip kafada kurup hiçbirini yapmama... BU SENSİN Dİ Mİ? BENİM. SENSİN. O BU ŞU ... yapma olm. mesela alıyosun 6 tane kitap. hepsini bitiricem diyosun aynı anda okumayı düşünüyosun hiçbirini yapamıyosun. ya da ressam olucam kodlama öğrenicem yazı yazıcam spor yapıcam diyosun. bi bakmışsın elinde instagram götünü yaymışsın türk dizisi izlerken keşfette yabancı ünlü fotoğraflarına bakıyorsun. yani ben sana ne diyeyim sayın okuyucu.. ne diyeyim... yazıklar olsun...
başka bi şey gelmedi aklıma. henüz. o yüzden nasıl kurtulabileceğimizden bahsedeceğim ve hayatın ne kadar kısa olduğundan dem vuracağım.
bunun için wait but why isimli çoook sevdiğim bir blog sitesinden bir yazıyı alıntılayacağım. yazı şu: 100 blocks a day
yazıyı birebir çevireyim. ingilizce bilen kankilerim burayı atlayıp devam edebilir. ama biraz yorum katıyorum. yine de bakın yani...
insanların çoğu günde 7-8 saat uyur. yani yaşamak için geriye 16-17 saat kalır. ya da aşağı yukarı 1000 dakika diyebiliriz. gelin 1000 dakikayı 100 tane 10 dakikalık kutucuklar halinde düşünelim. her sabah kucağınızda 100 tane kutucukla uyanırsınız. gün içinde de hayatınızın 10 dakikasını, kutucuklarınızı ,harcayarak bitirirsiniz. ta ki harcayacak kutucuk kalmayana, uyku vakti gelinceye dek. gün sonunda geriye bakıp, 100 kutucuğumuzu nasıl kullandığımızı düşünmek her daim iyi bi fikirdir. kaç tanesini geleceğimizi güzelleştirmek için doldurduk? kaç tanesi sadece eğlence için oradaydı? kaç tanesini diğer insanlarla, kaç tanesini kendimiz için harcadık? kaç tanesi bir şey yaratmak için(inşallah dogmatik tayfa buna kızmaz. olm create = yaratmak lan şişte delirmeyin hemen..), kaç tanesi bi şeyleri harcamak için kullanıldı? kaç tanesinde vücudunuz için bir şey yaptınız, kaç tanesinde zihinsel aktiviteye odaklandınız? ya da kaç tanesinde ne vücudunuzu ne zihninizi düşündünüz? hangileri favori kutucuğunuz, hangilerinin allah belasını versin?(least fav. boyle çevrilince valla daha güzel oldu)(aslında adam en az favoriniz diye demiş)(saygı)
bu kutucukların büyük bir karenin içine yerleştirildiğini düşünün. ya hepsini bir amaç uğruna etiketlemek zorunda olsaydınız?
bütün gününüzün nasıl olması gerektiğini düşünün ve kutucuğu doldurun,(yapmak zorunda kalırsınız demiş ama biraz yorum katalım aq.....) hangi kutu neye değer? yemek pişirmek üç kutucuk gerektirir, yemek sepetinden ısmarlamak 0. yemek pişirmek üç kutuya değer mi? (ya da paranız var mıskldjs) günlük 10 dakikalık meditasyon(öğle namazı diyelim, kültürleri değiştirip.) bir kutuyu harcamaya değer mi?(dogmatik tayfa yine sinirlendi, haşa.) günde 20 dakika kitap okumak size yılda neredeyse 15 okunmuş kitap verir, 2 kutucuğu harcamaya değmez mi? cs go oynamak sizden bir sürü kutucuğunuzu alır, değer mi cyka blyat? hangi kutular sizin için tartışılmaz olarak var ve değiştirilmez, hangileri daha esnek ve değiştirilebilir? hangi kutular bomboş, amaçsız olarak kalmalı?(hepsi amqqq diyip yatmaya devam eden adam gibi adamlar derdim ama hiçbir adam gibi adam bu kadar yazıyı görüp okumaya devam etmezkldjsakld)
şimdi, gününüzü(dününüzü demiş ama gece yazdığım için gününüzü diyorum.. bitti sayılır) nasıl geçirdiğinizin etiketlendiği 100 kutucuğa bölünmüş bir kare hayal edin. az önce doldurduğunuz ve gerçekte olan iki büyük kare arasındaki farkları düşünün.
soru şu: iki grid(büyük kare işte.) birbirinden nasıl farklı, ve neden? (hayaller hayatlar loool)
evet arkiler. kısa bi ara verdik diyeceğim ama adamın yazısında parantezler halinde yine konuşmadan duramadım. hayatımız kısa. resmen 100 kutu aq. yıla vurup güzel bi hesap yapardım ama inanın çok üşeniyorum. bir gün 100 kutuysa bi ay 3000 kutudur. bir yıl da 36000 kutudur. ve siz yatmaya devam ediyorsunuz. mükemmellik mi, üşengeçlik mi, planları kaldıramamak mı bilmiyorum ama büyük gerizekalılık ediyoruz ve bu benim canımı yakıyor ara ara. mesela bu adam yazıyı 11 ay önce yazmış. kutuları nasıl doldurdun diye sorsan bi durur, düşünür. pişman olur yani. biz de aynen öyleyiz. pişmanlıklar içindeyiz, canımız yanıyor ve bi şeyleri düzeltmek istiyoruz. ama onlar romantik kitap yazarlarına para kazandırıp aşk acısı çekiyorlar. biz varoluş acısı çekiyoruz, kimse bizi anlamıyor albayım...
sanırım bir yazının daha sonuna geldik. bu yazıyı yazmak için yaklaşık 5 kutu harcadım, umarım değmiştir ve hoşunuza gider.
yazılarla alakalı sorular, düşünceleriniz ve yazı önerileriniz için mesaj kutum her zaman açık. oturalım, düşünelim, konuşalım. ertelemeyelim. eğer interaktif düşünceleriniz varsa(beraber kutu dolduralım vs.) bu işi büyütebiliriz. ne de olsa hepimiz bir şeyler üzerine yaşıyoruz.
garip bir şekilde düşüncelere daldığım bir gece yarısı blogda yaşadığım olaylardan çıkarımlar yaptığım birtakım gönderiler paylaşırken “eğlence üzerine” başlıklı bir anımı anlattım ve yanlışlıkla bulduğum bu konsepti beğenerek bunu bir seriye çevirme kararı aldım, devamı gelen yazıları da bu bloga çekerek bir arşiv oluşturmak istedim. (çünkü yıllarca yazabilirim ve güzel durmasını istiyorum. diğer blogdaki saçmalıklardan etkilenmesin istiyorum.) sistem şöyle işliyor ki;(manifestomuzu yayınlayalım da ciddiyetimiz belli olsun)
”üzerine” düşündüğüm, ya da herhangi bir yerde rastlayıp bunun üzerine düşüneyim diyip çeşitli araştırmalar, okumalar, izlemeler ve dinlemeler sonucunda kendi süzgecimden geçirdiğim düşünceleri üniversite kampüslerinden istanbul gettolarına uzanan bir üslupla harmanlayarak paylaşıyorum. bunu neden yapıyorum?
çünkü fikirlerimi toparlamak ve bir yerde paylaşıp insanlara ulaşmak hoşuma gidiyor, bir şeyler üretme duygusu egomu okşuyor ve birilerine az da olsa bi şeyler verebiliyorum.
henüz herhangi bir düzenim yok, spotane bulunan bi fikir sonucunda spotan yazılar yazarak ilerliyorum. kim bilir ilerde neler olur, neler döner. bunu düşünmek de istemiyorum çünkü her zaman ilerisini düşünerek yaptığım planlı programlı fikirlerim çöp oluyor. biraz tadını çıkarmak istiyorum.
allahın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun(offensive r conservative? idk anythin biaaatch) yeni yazılarda, yeni yıllarda, güzel anlarda görüşmek üzere.
güzel bi boş zaman bulduk, madem güzel tepkiler de geldi diyip lanet koca kıçımı sandalyeden kaldırıp kitaplıktan “homo deus yarının kısa bir tarihi” kitabını aldım, bi bardağın içine ince bir dairesel dilim limon kesip üzerine spordan çıktıktan sonra aldığım beypazarı sodayı boca ederek içeceğimi hazırladım ve yeni yazıyı yazmaya koyuldum. yazıdan önce şarkı dinledim ve dişlerimi fırçaladım. her şey tamam. bu arada beypazarı marka sodayı açarken önce gazını alın, aptal gibi açmayın yarısı yere dökülür, fıst sesi gelsin bekleyin. sonra biraz daha bekleyin. sonra açın. bu da life protips olarak kalsın burada.
bu yazı aslında gelecek 100 yıl üzerine önce benim tahminim, ve sonra yukarda dediğim gibi aldığım kitaptaki notlarıma bakacağım. baya önce okudum bazzı notları algılayamıyorum nasıl yazmışım ama (yazımı sikeyim) yavaş yavaş başlayacağız.
öncelikle bundan 80 yıl önce kimse interneti düşünmemişti. insanoğlunun düşünceleri sürekli UÇAN ARABA VE IŞINLANMA ÜZERİNE. bu bayağı bir komik ama hiçbir zaman olmayacak gibi gözüküyor. belki olursa -olmaz da- 800 yıl sonra olur, onu da ben hiç siklemiyorum. geçmişte kurulup bugün gerçek olan hayallerden en popüleri görüntülü konuşma hayali. bugün herkes telefonunda whatsappten(vatsep diye okuyalım sonuçta bilimsel.. puhaha VATSAP LAN VATSAP) başkalarıyla görüntülü konuşabiliyor, metrolarda- evet yanlış duymadınız!!- metrolarda millet görüntülü konuşuyor. utanmıyonus mu aq.. neyse. gerçekten bu büyük bi teknolojik devrim görünüş olarak. ama insanların hiçbiri daha mekanik olarak sifonun nasıl çalıştığını bilmiyorken bunca gücü elinde tutması ve iki yaşındaki çocuğu tabletin ekranını yardımsız açınca çok zeki demesi biraz olaya absürdlük katıyor.. sahi sifon nası çalışıyo amk! (şaka oğlum, boru işte, iki boru var fiziksel olarak basınç aynı kalacağından.. sifon anlatmayayım hiç de geleceği düşünürken sifona geldik yalskjdks. düşünmek aynı böyle laf lafı açıyor. mesela gece yatakta düşünürken de kendi kendimle konuşurken laf lafı açıyor. yalnız o kızın nasıl sevgilisi var ya kıza bak yanındaki ayıya bak aq.)
neyse. geleceği belirleyecek şey BÜYÜK İHTİMALLE otomasyon ve yazılım sistemleri olacak. çünkü bilgisayarlar yavaş yavaş hayatlarımızı fazlasıyla etkilemeye başladı ve bu değişmeler daha hızlı farkedilecek. amerikan federalleri web cam kamerasından herhangi bir kişinin odasına erişebiliyorken(bu arada snowden filmini izleyin çok hoş) bu kadar teknolojik güç hiçbir özelimizi bırakmayacak ve belki çeşitli kaoslara bile sebep olacak. çünkü amerikan birtakım bilim insanı ölümsüzlük üzerine çalışıyor ve buna gerçekten inanıyorlar. lan ibneler allah yoksa kuantum parçacıklarını kim yarattı.. big bangde genişleyerek ortaya çıktılar.. lan allah yoksa kim patlattı? allahuekber.. unexpected jihad. blog patlıyomuş. neyse ki aptal tayfa uzun yazı görünce direk geçiyo da rahat rahat sallayabiliyoruz. onlara ufak yazı vereceksin özledim diyeceksin kitabını bile alırlar. amınızakoyim.
mesela kitapta not aldığım bi yerde robo-rat isimli bir farenin beynindeki duyu ve ödül merkezlerine elektrot yerleştirilmiş. ve bu elektrotlar sayesinde hayvanı tamamen kontrol edebiliyorlarmış. peki bunu insanlara yaptığını düşünün? az önce anlattığımız özgür iradenin kaybolmasını tamamen tetikler. ve kötü niyetli politikacıların eline geçerse(amısına koyim ben onlarn) yarra yeriz. ama merak etmeyin size bize dokanmaz. biz öldükten sonra olur bunnar.
mesela fareyi oyuncak gibi her yere yönlendirip yüksekten falan atlatabiliyorlarmış. bununla enkaz altında kalmış kurbanları falan filan bulabilirler yazmış, yeraltı mağaralarını açabilirler falan. baya etkili olur. lan neler dönüyo da haberimiz yok aq.dlşskdsşl adam kitapta yazmış ki durun onu direk kopi paste yapayım.
“Profesör başka bir tuşa bastığında, fare merdivene tırmanmak istiyor ve tırmanıyor. Sonuçta farenin istekleri ateşlenen nöron dizisinden ibarettir. Nöronlar başka nöronlar tarafından mı, Profesör Talwar’ın kumandasına nakledilmiş elektrotlar tarafından mı ateşleniyor, ne farkeder? Belki de fareye sorsanız, ‘Tabii ki özgür iradem var! Bak, sola dönmek istiyorum ve dönüyorum…. Bu özgür irademin varlığını kanıtlamaya yetmiyor mu?’ diyecektir”
liberal tayfayı da gömmüş. müthişsjdh.mesela bunun üzerine olan düşünceleri black mirror bi bölümünde MASS ile alakalı bir şey var. askerler falan. son sezonda. onu izlerseniz insanda olsa neler olur görebilirsiniz. yani bunları düşünüyorlarsa, olur arkadaşlar. sikerler kamil hepimizi sikerler!
ama bunu gündelik işlere endekslerlerse, ödül ve ceza kısımlarını etkilemeyi, insanın yaşamasının hiç anlamı kalmaz aq. istediğin zaman kendine ödül verebilirsin düşnsene. full orgazm aq. VALLA GELECEKTEN KORKUYORUM KEŞKE MAĞARA DEVRİNDE DOĞSAYDIM PÜ TİKSİNDİM AQ.
bi de bunlar tammamen kod, genetik falan filan. valla bak küçükseniz kendinizi geliştirin, kod falan öğrenmeye kurcalamaya başlayın. genetik hevesiniz varsa işsiz kalmaktan korkmuyorsanız genetik okuyun. çünkü geleceği etkileyecek olan baba mesleklerden. neyse ki benimki işletme mühendisliği ve herhangi biriyle alakalı bir şirkette müdürünüz olarak çalışıp gelir giderleri kontrol eder ya da yeni araştırma komitesinde bulunabilirim. çünkü para her zaman var ve olacak…. BELKİ O DA KAYBOLUR.. AMA 50 YILA KAYBOLMAZ.. KİM BİLİR
valla kitapta çok güzel örnekler var şimdi biraz baktım da. anasını sikim hepsini anlatırsam saat 3e kadar yazmam gerekebilrskljdls belki ara verip ikinci kısmını yaparım yazının. hızlı yazar da wire izlerim diye düşünüyodum :SS
neyse. mesela birçok iş kaybolacak geleceğe gidildikçe. eskiden bi ayakkabı fabrikasında 5 birim insan çalışıp 5 birim para kazanabiliyorken, şimdi bi internet start upında 2 birim insan çalışıp 6 birim para kazanabiliyor. internet, iş alanlarını yıkıyor ama yeni iş alanları açmıyor. sanayi devriminden internet çağına kadar iş alanları yıkılıyor ama yeni ve daha verimli iş alanları açılıyordu. şimdi kod vs. internetle iç içe olmayanlar/bilmeyenler için iş alanları yıkılıyor ve yeni alan açılmıyor. gereksiz bir insan topluluğunun oluşacağı düşünülüyor gelecek yüzyıl içinde. allahtan bize vurmadı valla çok korkardım kesin işlevsiz olurdum offff
mesela düşüncelerimizi nasıl verdiğimiz üzerine en az bir yazı daha yazmaya karar verdim şu an. kitapta çok güzel örnekler var!!!
mesela ilerde yapılan robotlara algoritmalara hakverilmesinin baya olumlu olacağını düşünenler var. zaten tüzel varlıklar bi bedene ait olmamasına rağmen hakları var ve anayasalara bağlılar. bilgisayarlar(genel, laptoplar diil anladınız) da böyle olacak diyollar… kesin olur kesin.. hep doctor who hep exterminate aq..
mesela kaliforniya santa kruz üniversitesinde david cope bi yazılım yapmış EMI-Experiments in Musical Intelligence diye.yedi yılda geliştirilmiş ve bir gün içinde beş bin bach korali bestelemiş. soonra bi festivalde seyirciye çıkarmışlar dinletmişler, herkes demiş bach bu falan… bilgisayar olduğunu öğrenince millet şooooooooook
mesela sonra bu yazılımla adamın biri duello yapmış. üç parça ard arda çalınmış, bilgisayarınkini gerçek bach eseri sanmışlar, bachınkini duello yapan adamın çaldığını sanmışlar, insanın çaldığını da bilgisayar sanmışlar. ne çok yükseltmişiz kendimizi aq. bilgisayarlar paso tokatlıyo bizi. bi de biz yapıyoz bunları. sonuçta yine bizim ürünümüz fişten çek sussun aq. hep ego savaşı hep.. aaaaaah ah..
mesela oxfordda yayınlanan bi çalışmaya göre abddeki mesleklerin yüzde 47sinin yüksek riskli olduğunu hespalamışlar.(bunu da hesaplayan bilgisayar insan değilsdksjlds)
yüzde 99 ihtimalle tele-pazarlama ve sigortacılık işleri algoritmalara gidecek
yüzde 98 ihtimalle hakemler
yüzde 97 kasiyerler bitecek(ki bitiyo yavaş yavaş ekspres kasaların çıkması çok uzak değil)
yüzde 96 şefler bitecek(algoritmaya yemek tarifini anlatacak ve yapacak. şefler kalır da algoritmayı onlar yazarskljds sonra hepsi biter)
yüzde 94 avukat asistanlarının ve garsonların
yüzde 91 tur rehberleri
yüzde 89 fırıncılar ve otobüs şoförleri
git gide azalıyo yani ama ameleler, güvenlik görevlisi, denizci, barmen,arşivci marangoz, hepsi teker teker bitiyor. mesela arkeologların yerine geçme ihtimali 0.7ymiş. arkeolog olun da o da zor iş mınakoim 10 tane arkeolog ünlü olup iyi iş yapıyo kalan 800 mezun işsiz. götünüz yiyosa yapın yani.ama mesela yeni meslekler de çıkar. westworlddeki gibi sanal dünya tasarımları, korku evi yerine VR evler. neler neler. bak düşündükçe akla fikir geliyo LAN GELİN YAPALIM KÖŞE DÖNERİZ BELKİSKLDJS
sonuçla, veriler ve algoritmalar yavaş yavaş bizi ele geçirecek, ya da çok muazzam bi ütopik dünya yaşayacağız. ütopyaya inanan varsa valla saflığını bana versin biraz pembe gökyüzü izleyeyim.. biraz yoruldum, bu örnekleri çoğaltmak için bi kitap reviewi bile yazabilirim. çünkü sınırrsız örnek var kitapta ve kitabın başarısının sırrı bu. üslup güzelse ve fazla örnek varsa bi yazı güzel oluyor ve sıkmıyor. çünkü birine bir şey anlatırken çocuğa anlatır gibi anlatırsanız çok güzel ve rahat anlar. bu da en kolay yolu örneklendirip somutlaştırmaktır.
taktiğimizi yine vermeden duramadık, ikinci yazıyı yazdık. ve ben biraz yoruldum. umarım değmiştir ve mutlu olursunuz okuyunca. hepinisi seviyorums.
ilk olarak iki hafta önce bir gece “… üzerine” ile başlayan, spotane gelişen birkaç yazı yazdım ve bunu neden devam ettirmiyorum, sürekli boş yapıyoruz bari biraz devam edelim de birileri bir şeyler öğrenir, ben de düşünme süremi arttırırım diye düşündüm. çünkü günlük yaşantı içinde düşünmek için çok az zaman bulabiliyoruz. gerçekten. çok fazla gerçekten diyorum ama gerçekten öyle(bununla ilgili 10. sınıfta geometri hocamla dalga geçiyordum, sonradan en sevdiğim hocalardan oldu. belki bununla bi ilgisi vardır-bu parantezi ilerleyen dakikalarda daha anlamlandıracağız.). neyse, araya parantez girince konu dağılıyor. düşünemiyoruz kankilerim. düşünemiyoruz. şöyle bi düşünün gününüzü. durdurun okumayı birkaç saniye ve düşünün. sabah kalktın, kahvaltı yapmadan elinde telefon instagram keşfet. hadi tuvalete gittin elinde tumblr reblogs, hadi bıraktın kahvaltı yapıyosun önünde televizyon alişan dilenciye para verdi. bıraktın bilgisayar. bıraktın telefon. E DÜŞÜNEMEDİN BÜTÜN GÜN. duşta bile telefonla oynuyoruz, müzik dinleyip dans ediyoruz. evet, müzik dinlemek de düşünmeyi zorlaştırmakta. kasapsan et doğrarken müzik işine odaklanmanı sağlar. kas gücü gerektiren işlerde yardımcı olur. ama zihinsel işlerde müzik… rezalet gerçekten.. düşünemiyoruz.
evet artık yazıyı biraz ittirelim. düşünemediğimizdendir bu seriyi devam ettirme kararı aldım çünkü insan klavyenin başına geçince düşünme aktivitesi hızlanıyor, ve süresi artıyor. şöyle ki, normal bir günde herhangi bir olay üzerine düşünme(anlık tepkilerden bahsetmiyorum, düşünmekten bahsediyorum.) taş çatlasın 5-10 dakikadır. o da sıçmaya giderken telefonu unutursun, global problemleri düşünürsün falan… peki bu düşünme mekanizması nasıl gerçekleşir? yani burda bi saniye durup sana mı kaldı lan bunu açıklamak göt denebilir lakin burda sadece bir yerlerden görüp okuyup izlediklerimi ve aklımda kalanları kendimce, okuyan olursa diye anlatmak istiyorum. yoksa kimseye pipimi gösterip bak benimki en büyük demek gibi bi derdim yok, olmadı.
nasıl gerçekleşiyor? bunun üzerine iki görüş var. (maddemizi sıralamamızı yapalım da havalı olsun biraz)
1) liberteryen özgür düşünce görüşü: verdiğimiz kararların tamamen bize ait, random ya da beynimizden çat diye çıktığını savunan görüş. örneğin öğle yemeğinde canınız dürüm çekti, aradınız marmaris büfeyi, hocam 2 dürüm dediniz adresi verdiniz geldi. canınız istedi, dürüm yemek istediniz. z raporu. bunu okuyunca aaaa bu benim işte diyebilirsiniz. şimdi diğerine bakalım
2)ağır deterministçi görüş: yaptığımız ve verdiğimiz kararların başlangıçtan beri filozof d’holbachın tanımıyla “unbroken chain of events” yani olayların devamlı bir zincir halinde sebep-sonuca dayanarak gerçekleşmesi. bir nevi kaderci bir görüş. izlediğim bir videoda oedipustan bahsediyordu kadercilik üzerine. oedipus(ödip)in anneli babalı hikayesini bulup bi okuyun. neyse, bunda ise verdiğiniz kararın öncesinde onu etkileyen bir sebebin olduğunu söylüyor. EEE BU DA BENİM?
insanoğlunun hayatı tarih boyunca çelişkiler üzerine gelmiş ve çelişkiler üzerine gelişmiştir. bu çelişkileri insanı bi şekilde araştırmaya itmiştir. sapiens kitaplarını okursanız çelişkiler üzerine birkaç örnek bulabilirsiniz, şu an kitaplığa gitmeye FAZLA ÜŞENDİĞİM için gidip sayfaları karıştırıp örnek arayamıyorum ama hatırladığım kadarıyla inandığımız dinlerde bile animizm çatışmaları çelişkileri var. oysa tektanrıcılık animizmi sevmez. bu başka yazının konusu. ama çelişki demişken değinmiş olduk. fazla değmeden devam edelim, iki görüşü de savunuyoruz gibi, ÇÜNKÜÜÜ ÇELİŞİYORUZZZ :) end of the story.
şimdi bu çelişkiler insanoğlunu haliyle düşünmeye itmiş. çünkü içimizde içgüdüsel olarak bi ben kararlarımı özgür veriyorum düşüncesi var lakin bunun KOOOSKOCAMAN BİR ARKA PLANI VAR. mesela einstein reyis bile demiş bunu. bi alıntı yapalım da yazımız seksileşmeye devam etsin;
“pipomu yakmak istediğimde bunu hissediyorum ve yapıyorum da. ama bunu nasıl aklın özgürlüğüyle bağıntılandırabilirim? benim bu pipomu yakma istencimin arkasında ne yatıyor? başka bir istenç, irade eylemi mi?”
haydaaaa.. girdik yine bilinç altına, geçmiş deneyimlere… hemen burda libet deneyini anlatmak istiyorum. çünkü bu istençlerin arkasında beyinde bir aktivite dönüyor ve bilinç dediğimiz şey aslında birtakım nöron. (çok fazla materyalistik konuşuyoruz belki maneviyat tayfa bize kızabilir ama lütfen kızmasınlar.. kavurma yiyip sakinleşsinler hemen… biraz da soda için.. oohh)
anlatacağımız deneyin ana fikri şu, bi odaya üç beş insanı sokuyolar, istediğiniz bi anda elinizi kaldırın diyorlar. ve kaldırırken saate bakın ve ne zaman karar verdiğinizi not edin diyorlar. ve beyinlerine takılı olan alet sayesinde beyin etkinlikleri takip edilebiliyor. veeeeeeeeee ACAYİP Bİ SONUÇ ÇIKIYOR ORTAYA.
ELEMANLAR ELLERİNİ KALDIRMADAN 350-400 MİLİSANİYE. BAK MİLİ. MİLİSANİYE ÖNCE BEYNİN ELİ YÖNLENDİREN BÖLGESİNDE ETKİNLİK TESPİT EDİLİYO. hobaaaaaaaaaaaaa. ee o zaman sen dürümü ısmarlamadan önce de bir şeyler oluyor ve nöronlar dürüm istediğine karar veriyor. bunlar da geçmiş yaşantına bağlı. gerçekten. gerçekten demişken benim de gerçekten dememi beynimde bi şeyler tetikliyo ve bunu etkileyen de 10. sınıfta geometri dersinde duvar kenarında dizimi sıraya dayamışken hocanın gerçekten demesiyle taşak geçmemiz ve hocanın bize ayar çekmesi oluyor. o zaman özgür düşüncemiz yok ve ikinci seçeneğe dalıyoruz hepimiz.
ama seçeneklerimiz var diye hissediyoruz? dürüm yerine başka bir şey seçebilirdim. çin yemeği ısmarlayabilirdim. çünkü öyle istiyorum. deterministik görüşte seçenekler yok. istediğimizi yapıyoruz yani.
yine bi geçmişten deneyli bi örnek verelim. doktorun biri elektrodla epilepsi hastasını tedavi ediyor elektrik yollayıp. adamın kolunu yönlendiren beyin merkezini görüyor ve elektrik yolluyor, haliyle kol hareket ediyor. adam hastaya soruyor neden hareket ettirdin diye, adam İSTEDİĞİM İÇİN diyor. haydaaa. yine üst paragraf boşa çıktı. elektriği önceden yolluyor, istediğimizi yapmıyoruz, yaptığımızı istiyoruz.
doktor beyin adı da roth. roth açıklıyor ki, eylemlerimiz için aldığımız kararlar bilinçaltımızda. ama bu olaylar incognito(gizli) bi şekilde işlediği için anlamıyoruz. yani invisible causes var ortada. tabi amınakodum insanları da BEN BEN BEN diyo. hep ego mınakoyim.. hep bilinç.. hep büyük biziz.. hee sensin he… lan yine sosyopsikolojik mesajları bilimle harmanlayıp verdim… ah ulan türkom ahhhh..
bu invisible causes(görünmez nedenler)i biraz açarsak ve deterministik görüşü sabitleştirirsek;
nöronlar beynimizi beynimiz biyolojik sistemimizi ve biyolojik sistemimiz (hormonlar kemikler falan) fizyolojik yaptığımmız hareketleri etkiliyor. ve bunların hepsi sebep sonuca dayanıyor. birinin özgür diğerinin deterministik olması mümkün değil. araya bir örnek sıkıştırayım mesela;
-mesela sabah kahvaltıda yumurta yiyeceğiz. mantıklı olarak beynimiz neden yumurta yiyeceğinin inancını düşünüyor ve proteinli ve sağlıklı olduğunu alıyor arşivden, yumurta tutkumuzun spordan geldiğini ve kasları besleyeceğine inanıyor. son olarak hararetimiz de şöyle haşlayalım yumurtayı kayısı kıvamında yiyelim diyor ve yumurtayı haşlamaya başlıyoruz.. ama biz farkında değiliz ve direk fiziksel dünyaya dalıyoruz. nöronlar elektrikleşmeye devam ediyor. biz de devam edelim-
fiziksel dünyanın deterministik(rastgele olmayan) olduğuna inandığımızdan özgür iradenin illüzyon olduğu sonucuna rastlıyoruz. mesela burda da rastgele değil diyoruz ama yukarda bir sürü materyalist şey söyledik. hem inançlı hem inançsız bi çelişkiler çerçevesinin içindeyiz. nerden baksan ahmakça…
belki de bize özgür irade olarak göstermesini de beyin sağlıyordur.. belki de özgür iradedir ve hepsi yanlıştır… hep şüpheye düşüyoruz hep bi ayağımız çukurda…
bu özgür iradenin de nasıl oluştuğuna dair fikirler var; toplumun ve nasıl yaşadığımızın çevresinin etkisi büyük bunda. işte dizilerde herkesin odası var, sonra kalbinin sesini dinle istediğini yap mottoları her yerde. insan da neye inanacağını bilmiyo çorba gibi bi devirdeyiz amınakoyim. hep rb rb rb nereye kadar..
ama bunda da millet haklı, yani bi şekilde insanı eylemlerinin sorumluluğundan ve özgür iradeden sorumlu tutmalılar çünkü o zaman suçluluk olayı kalmaz ve adalet-anayasa sistemi komple çöker. BEN YAPMADIM SİZ YAPTIRTTINIZ diyenler haklı çıkar(belki de haklılar) da ortalığın anası sikilir. belki böylesi doğrudur yani… doğru olmasa da gayet güzel(gayet güzel olmasa da) yaşıyoruz yani. düşünmek için yer zaman buluyoruz, okuyoruz araştırıyoruz ve ben bu yazıyı kafamı dinleyerek rahatça yazabiliyorum. kıymetini bilmek gerekir.
kıymetinizi bilin, düşünün arkilerim.
—
bu arada, sona gelmişken birkaç şey söylemek istiyorum. konuyu araştırırken kullandığım bütün kaynaklar ingilizceydi. internette ingilizce çok fazla kaynak var ve araştırırken size çok fazla yardımcı oluyor. konuyla alakalı farklı şeyler okumak isterseniz google’da FREE WILL IS AN ILLUSION yazmanız yeterli olacak. türkçesini aratınca ingilizce asıl kaynaklardan çevrilmiş birkaç blog yazısından falan başka bir şey bulunmuyor. (bu yazı da ingilizce kaynaklardan okuduğum ve anladığımı süzgeçten geçirip yazmak üzerine zaten.) ki bütün yaşamımız böyle. bu şekilde düşüncelerimizi hiçbir zaman bizim olmuyor. ordan burdan… süzgeç bizim diyebiliriz ama yine de %100 bir saflık yok hiçbir zaman.
ingilizce öğrenin, araştırmalarınızı ingilizce yapın. ingilizce şeyler okuyun ki daha güzel kaynaklara erişin canlarım. ben ara ara yazacağım, neredeyse 1 saattir üzerine düşünüp toparladım yazıyı. umarım düzgün olur ve beğenirsiniz. öğüdümüzü de verdik oh.
son olarak, deterministik görüşe göre sebep sonuçsal bi sonsuz zincir var ve elbet bir başlangıcı olmalı bu serinin.(allahı kanıtladık lan ayak üstüsdkljs) bu da belki evrenin doğuşunu ve eylemlerin başlangıcını açıklar bilimsel olarak… ya da herkes müslim olur ve arap şeyhlerini mutlu eder kim bilir…
teşekkürler buraya kadar dayanan varsa.. uzun süredir aklımda olanları araştırıp toparlayıp yazıya döktüm. umarım bi nebze bir şeyler hissedersiniz. son..
üstüne zaten düşünüyordum, kafamda taslak şekilleniyordu. anonimin biri de gelip existential crisis geçiriyorsun diyince bi nervous breakdown yaşayıp yazıyı somut hale getirme kararı verdim ışık hızıyla. yani ne bu ingilizce kelimeler göt! varoluşsal kriz ve sinir krizi desen çükün mü düşer seslerini duyuyorum… haklısınız ama arkadaşlar ben bir sene ingilizce hazırlık okudum zevkine… BAK sınavı geçebilirdim ama zevkine.. sırf böyle puştluk yapabilmek için.. şaka lan şaka iki kelime öğrenirsiniz cebinize atar bi yerlerde satarsınız işe yarar.. bak biz sizi düşünüyoruz hep
her şey sizin için.. oyunuzu bize verin.. oy olmasa da bize ver.. öhm..
neyse, nedir bu eksıstenşıl kriz? üstüne herkes düşünmüş yani. felsefede varoluşçuluk diye akım yapmış adamlar yıllar önce. ama sene 2017, dronelar falan çıktı internetten bunu yazıp yüz kişiye okutabiliyorum ama hala bi halıya yatıp tavan izleme hissi… evet tam olarak türkçesi bu. edebi ve tam karşılıyor bence.
halıya yatıp tavan izleme hissi.. yani öyle varoluş maroluş seksi lafları tamamen bırakıyoruz madem, tam olarak bu. tuvalete giderken telefonu unutunca dirseklerini dizlerine dayayıp napıyorum lan ben niye varım lan ben neyim lan diye düşünmek.. bunun sebeplerini şu şekilde sıralayabiliriz(bi sıralama yapalım da şekil olsun mınakoi)
1. anlam arayışına düşmek herhangi bi sebepten dolayı a)yalnızlık b)acayip mutluluk c)ölüm vs. bi ek parantez açayım ölüme.. mezarlık ziyaretçilerinin filozoflaşması gibi bi deyim okuduydum nihal atsızın bi kitabında. bak milliyetçilik üstüne düşünmemin kitap gruplarına katılmanın tek faydası bu söz oldu bana. nihal atsızdan başka hiçbir şey hoşuma gitmedi… lan insan dünyayı ele geçirebilecğeine inanır mı liberal humanizm mi kaldi, fuhrer misin amınakoyim. neyse.
evet. anlam arayışı. düşüyoruz albayım. anlam arayışına düşmeyen eleman yok denecek kadar az diyebiliriz bence. hatta ben de bi şeyle konuşur gibi yapayım da şizofrenik etki verip edebi üslup yaratalım dur… anlam arayışına düşüyoruz faberkastel 0.7 uç.. tutunamıyoruz faber… faberim…
2. dinsel/inançsal olarak boşluğa düşmek. bu da bi krize sebep oluyor genelde. kutsal kitabı adam akıllı okumaya başlayan herkeste gözledim ben mesela. bi boşvermişlik bi dalgınlık abuk subuk(anlamlı olan aslında. yani diğerlerine göre abuksubuk…FARKLILIK PERSPEKTİFİ…) sorular düşünmek. sormak. bu yolun sonu karanlık sen yine cuma namazlarına git ve güsulsuz gezme ömer, ne olur ne olmaz…
yani bunların sebepleri dediğimiz gibi farklı şeyler okumak, yaş, yalnızlık, yeni bir insanla tanışmak, acayip fazla mutluluk, ölüm.. her şey sizi bu amınakodumun halısına yatırıp tavanı izletebilir. neden sövdüm bilmiyorum ama güzel oturdu, neyse. sebeplerini saydık, anlamını verdik. nasıl kurtulacağımızı inanın bilmiyorum ki bi yolu da yoktur bence. arada gelir gider öyle kafasına göre. genetik bi geçmişe atalara dayanan bi sebebi de vardır elbet. zaten her şey sonunda buna çıkıyo aq. bi hikaye anlatsam şimdi çat düşer herkes… anlatayım bari…
şimdi geçmişte millet dağ bayır geziyor, incir ağacına dalıyo sevişiyo dert kederi yok ama bi gün bi adam böyle bi bayıra uzanmış aşağılara mamutların sevişmesine bakarken aklına geliyo… lan bizim bu mamutlardan farkımız yok.. biz neyiz.. falan.. gidiyo bunu anlatıyo mağarada.. herkesin aklına düşürüyo şüpheyi piç. o gün bugündür sonra bunun evlatları depresif blog oluyo. biz de bunu yazıyoruz. BAYA HIZLI Bİ ZAMAN İLERLEMESİ OLDU 20BİN YIL KADAR AMA OLSUN SLDKJS
bu arada varoluşçuluk felsefesi dedik yukarda hafif onu da açıklayayım aklımda vardı. şimdi bu felsefenin temelinde iki düşünce var. 1-varoluş 2-öz. yani bir dayak nedir? iki neden atılır? insan hariç diğer bütün varlıklar sandalye masanın falan hep önce özü oluşur, sonra varolur. ama insan için varoluş özden önce geliyor. yani şöyle. öz bir şeyin niteliği, varlık ise varlık adı üstünde aq. neyse. sandalyeyi yaparken bilader oturalım diyip yapıyorlar, önce özü oluyor. ama insan varolduğunda özü yok. bu yüzden nasıl yaparsanız kendinizi öyle olursunuz, varoluşsal krize de özü bulmak için düşersiniz. zorunlu özgürlükten gelir.
özünüz gür olsun efenim, özgürlük de bundandır.
OF ÇOK GÜZEL BAĞLADIM YA ŞU YAZIYI BÖYLE ADAM AKILLI EDİTLEYİP BİRİNE GÖSTERSEM BÖYLE ŞEHVETLE ÖPÜŞMEYE BAŞLARIZ DİYE HİSSEDİYORUM ŞU AN
yani şimdi.. üniversitede miyiz amınoğlu bu nasıl başlık diyip geçmeyin..
lütfen….
geçmenin la.. dur… scrollama.. ya da scrolla hadi hadi siktir..
evet. not tutmak. muazzam bi icat lan. bak var ya hayattan aldığın tadı %50 arttırır en az. ama nası tutucaz aq? derste kitabın kenarına yusuf has hacib-kutadgu bilig mi yazcaz? doğru.. bana bunu lise 2 ya da üçte bi hocam dedi.. içimden aynısını düşündüm..
ama haklıymış lan. bak insanların dediklerini büyüdükçe anlıyonuz. hep zaman kaybı aq. ama napalım böyle böyle anlaşılıyo bazı şeyler.. ALBAYIMjlkjlk. neyse daha olric yok..
hitler: türk misafirperverliğini çok beğendim. ayrıca notlarıma ekliyorum
edison: tesla diye bi çocuk varmış. notlara eklendi!
neyse. not tutmak. bakınız bi şeyi öğrenmek yazmaktan geçer. ama böyle avel gibi yazmayı herkes sevmez. kalem tutmak mı kaldı amk.. bordo klavyeli olduk hep..
çıktık açık alınla otuz yılda her darbeden..
beş yılda onbeş milyon bordo klavyeli yarattık her modemden…
iyi oldu he mi?
neyse.. kalem arkiler. rotring uçlarını tırnak temizlemekten öte kullanın. defter tutun. gün özeti olur, bi film ismi olur, filmden beğendiğin replik olur..
hadi tumblra yazıyon tutmuyo üzülüyon. defterin takipçisi olmaz lan! yaz 10 yıl sonra bakar gülersin.. herkes yazmış.. ya öyle böyle büyük adamların hepsi bu işi yapmış.. bizim eksiğimiz ne amk..
ilkokul hocalarımız ne kadar göt olsa da yazı yazmayı öğretti..
bi de kimseye 40 yıl köle olmam.. kölelik mi kaldı aq. ırkçı mıyız.. özür dilerim hazreti ali.. ve tüm alevi cemiyeti.. alev alev…
AMA ORDA İRONİ VARDI! doğru alevi kardeşim.. madımakta ironi yoktu.
yani. mesela bi şey öğrenmeye çalışırken.. ama gerçekten yani.. bi şey öğrenmeye çalışın lan bu arada. eşek gibi internette dizi izlemeyin. 10 bölüm yerine 9 bölüm izleyip 1 bölümde bi şey öğrenin. herhangi bir şey. AMA BEN DİZİDEN DİL ÖĞRENİYOM diye çemkirmeyin, ağzınızı parçalarım. altyazıyı okuyonuz amk. ne dili. dizileri de ing altyazılı falan izleyin. adam olun..
neyse. her şeyin hakkında not tutun. karmançorman da olur. simetri hastasıysanız çizgileri düz çekin.bi de saklamaya çalışmayın defteri. saklarsanız dikkat çeker aq. ORTAYA KOYUN KİMSE DOKUNMAZ..
tabi herkesin bağımlı olduğu bir takım olgular var. bunlar birtakım hormonların tetiklenmesiyledir elbet. çünkü her şey hormonlarla alakalı.. anasını sikim o hormonların.. bazen zevkli oluyo ama genelde başımıza gelen her şeyin sorumlusu hormonlar.. bilim adamları kesin hormonları kontrol altına almanın yolunu araştırıyolardır.. çünk bunu politikacılar çok beğenir sever ve destekler.. çünk maymun kitleler f.. neyse oglum ben siyasete girmicektim ya.
bu bağımlılıkların sebebi tabi tek başına hormon değil. rastgele bi hormon dur bi ibnelik yapayım diyip bizi bi şeylere bağımlı etmiyo.. bi şeylere bağlı olarak başlıyo bu tetikleniyo ve devam ediyo. domino taşı gibi. reaksiyon gibi yaşadığımız her olay..
LAN YOKSA KOSKOCAMAN Bİ DENEYİN İÇİNDE OLMAYALIM?
neyse.. deney demişken.. geçen bahsettiğim kurzesagt adlı kanalın bi videosunda izledim bu bağımlılık olayını.. yazıya dokim dedim.. daha iyi anlarım ve okuyup sevinen olur diye..
OKUYUP SEVİNEN VAR MI KLAJSD OLEYY YAZI!!.. scrollayıp geçenin amk.. ben olsam scrollardım.. terzi kendi amına koyamaz..
neyse deneyi anlatıyoduk.. herkes işte böyle maddelerin bağımlılık yaptığını düşünüyomuş başta.. ama hastanelerde uyuşturucu kullanıyolar(anestezi falan) ve kimse çıktıktan sonra bağımlı olmuyo amk demiş biri. DEMEK MEVZU MADDEDE DEĞİL..
MEVZUYU ANLATMADAN ONCE DENEYİ ANLATİYORUM..
simdi bi fareyi alıyolar.. bu fareleri de sendikasız çalıştırıyolar hep yazık aq… DİREN FARE CEMİYETİ..NEYSE. aldılar fareyi koyuyolar bi kafese.. ama yalnız başına..
iki tane su koyuyolar biri zehirli biri normal şebeke suyu.. zehirsiz.. fare gidiyo zehirliyi içip ölüyo amk.. diyolar deli mi sikti bunu.. başkasında deniyolar sonuç aynı..
sonra diyolar du bakalım bunları bi toplu fare cenneti yapalım oraya koyalım.. sikş dönüyo içerde işte kaydırak falan koyuyolar, çember member full takım cennet…
bu sefer fareler zehirli suya dokunmuyo amk….
VAAAAAAAAY… ŞİMDİ DÜŞTÜ MÜ??? düşt..
yalnızlıktanmış albayım.. albayım.. aga be……
sonra albayım başka bi örnek daha var mesela.. vietnam savaşında askerlerin %80i eroin kullanıyo bu vietnam ormanlarında.. ama ailelerine dönünce hepsi bırakıyo… albayım.. albayım.. her şey yalnızlıktanmış.. ah olric..
tabi neyse o zamanlar olric yok.. her şey yalnızlıktan…
zaten bakarsanız.. bu bağğımlılık çeşitleri hep yalnızken tetikleniyo;
*bi insan niye sigaraya başlar? ortamda tüttürmek için aq. ortamım olsun içeyim. sigaralı ortamda sigara içmeyenin barınma olasılığı sıfır çünkü.. hep ortam boy hepsi..
*bonzai??? yalnız adam amk.. ölmek istiyo.. vuruyo.. çat çut.. artis görünmek istiyo yalnızlıktan.. statü istiyo. ölüyo sonra
*bi insan niye porno izler? bu açık zaten.. sonra bağımlılığa vuruyo.. hep yalnızlıktan.
eeee sonuç ne albayım? ne yapalım yani
albayım. arkadaşlar edinin.. spor yapın.. meditasyon yapın.. hayata dair amaçlar edinin.. birileriyle bi şeyler paylaşın.. herkes olabilir bu internetten biri mahalleden biri aileniz ya da..
hiç kimse yoksa.. kubara düşmeyin.. blog tutun.. falan..
neyse çok öğüt veremiyom. bu kadar bitti. yazıların sonunu getiremiyorum
YANİ İNSANLAR NEDEN MİLLİYETÇİ OLDUĞUNU BİLMİYOR. ANAM BABAM BENİ BU ÜLKEDE DOĞURDU DİYR BURAYA AİT HİSSETMELİYİM VE BURASI İÇİN ÇALIŞMALIYIM ÇÜNKÜ BURASI BENİ EĞİTTİ BURASI YETİŞT.. LAN E BUNLARIN HİÇBİRİNİ SEN SEÇMEDİN? ÖBÜR TARAFTA DOĞSAN O YETİŞTİRECEKTİ? YA DA AÇLIKTAN ÖLCEKTİN AFRİKADA? NE DEĞİŞTİ?
ŞİMDİ LİBERAL ZIRVALARI YAĞDIRMAYACİİM. LİBERAL HUMANİZM ASLINDA IKINCI DUNYA SAVASINDS BITTI. HITLER ARYAN FALAN FILAN ZIRVALARINDA DUDUKLENINCE KAPITALIST BI CEMBERDE HAMSTER OLDU INSANOGLU.. OFF BAYA POETIK OLDU HEMEN PAZARLAYAYIM BEN BUNU.. KAFIYE DE BITMIYO KITAP MI YAZSAK.. İLLE..
ÇOK NIHAL ATSIZ DA OKUDUM, BUTUN MILLIYETCI INSANLARLA DA TARTISTIM. BİR GECEDE LİNC YİYİP(APTALLİGİMDAN VE MİLLİYETCİ KNKLSRIM YANLIS ANLADI) 10K UNF YEDİM. HİCBİR ZAMAN İSİNMADİM BU FİKRE. SANİRİM DİN VE DOGMAYLA ESDEGER BİR FİKİR. AFYON, TOPLUMU BİR ARADS TUTMAK İCİN.
PEKİ BEN NİYE BOYLE DUSUNUYORUM? OKUDUGUM FALAN FILAN HEP ETKILIYO DA ANA BABA DA ONEMLI. CEVRE ONEMLI HEP… ETKILER..
ACAYİP Bİ DEVİRDE YASİYOZ. GORMEMEMİZ GEREKEN SEYLERİ GORUYORUZ. BU NEDİR? 2 SANİYE BEKLEYİN. DUSUNUN. EVET!! BU SOSYAL MEDYA.
BUYUK BIR ICAT, BU KONUDA ŞEKERBERK ABİMİZ MUAZZAM BİR BEYİN, COK OZENEREK TEBRIK EDERIM. (GIPTA. KISKANSAYDIM HASET OLURDU. BUNLARI OGRENELIM)
YANI SOMUTLASTIRIRSAM DAHA KISA VE OZ OLUR. IKI DURUMU GOZ ONUNE ALIN SIMDIK:
1987-INTERNET YOK-SOSYAL OLARAK ILETISIMDE OLDUGUN INSANLARIN SAYISI: 20-ONLARIN HAYATLARI HAKKINDA BILDIKLERIN: AS SHITTY AS YOURS. BU KADAR. MUTLUSUN, KIYASLAMIYOSUN. TV IZLEYIP ONU KONUSUYOSUN. BU KADAR.
2017-INTERNET VAR-SOSYAL OLARAK GORDUGUN TANIDIGIN ILETISIMDE(YANI GENIS BI KAVRAM KONUSMAYA GEREK YOK) OLDUGUN INSANALARIN SAYISI:SAYAMAYACAK KADAR COK. MILYONLAR.-ONLARIN HAYATLSRI HAKKINDA BILDIKLERIN: 1)SEYMA SUBASI COK GEZIYO 2)HERKES COK MUTLU 3) HERKESIN KLIMASI VAR 4) HERKES COK TATILDE.. ANASINI SIKIM BI BIZ MI MUTSUZUZ BU HAYATTA (2354 BEGENI)
BU BUYUK BI KRIZ ASLINDA INSANLIK ICIN. HICBIR ZAMAN BU KADAR INSANIN HAYATINA BIR KISI TANIKLIK ETMEDI VE BEYNIMIZ BUNU KALDIRACAK KADAR EVRIMLESMEDI. CUNK O HALA SURVIVE KAFASINDA. (HOMO DEUS YA DA SAPIENS IKISINDE DE SANIRIM INCIR ORNEGI VAR. MUTHIS BIR ORNEK. SEKER COK KULLANIYORUZ CUNKU BEYNIMIZ HALA AVCI TOPLAYICI OLARAK CALISTIGI ICIN CAZIP GDLIYO CUNKU MUTIS ENERJI VE TSDI GUZEL VE DAGDA BAYIRDA TATLI YEMIS GOREN ATALARIMIZ VAY EMMOGLU INCIRE DALAK DA BITIREK LA DIYE GUNDE 1000 KALORI SEKER YIYIP BEYNE KODLAMIS) BIZIM MMINNAK BEYNIMIZ BUNLARI KALDIRAMIYO..
NE YAZIK KI EVLATLARIMIZIN DURUMU BU YUZDEN KOTUYE GIDIYOR. YANI EKSIK EGITIM-YETISKINKERIN BILE KALDIRAMADIGI KADAR COK UYARAN VE COCUK AKLININ KENDINI INSANLARLA FAZLA KIYASLAMASI. BUNUN EGITIMI DOGRU YAPILMAZSA COK SAKAT YERLERE GIDILEBILIRCDIYE DUSUNUYORUM.. AMA RGITIM DOGRU OLURSA MUAZZZZZAM OLUR. YANI. ACAYIP IYI DE
EGITIM NE ZAMAN DOGRU OLDU AMEKE. (insert olacak o kadar music here)
bu sorun genel insaniyet problemi olabilir. çünkü evveliyatımızdan gelen ve bilişsel devrimden beri var olan bir dedikodu ve toplumsal duzende var olmak için birbirinin kuyusunu kazma ve etiketleme gen havuzumuza(bu havalı bi kelime. aslında adapte olduk ve gidiyoruz) işlenmiş. yani teoriler bu yönde. yani öyle okudum pek benim düşüncem değil memur abi.. abi.. elhamdulillah muslumanız ne evrimi!
ama insan her şeyi aşabilir derken yalan söylüyo olabiliriz. bunun psikolojik rahatsızlığı var ki burda bi parantez açalım ki mental rahatsızlıklar sandığımızdan çokkk daha fazla yaygın yani %85 oranında mental rahatsızlığa rastlanıyo 25 yaşına gelene kadar ve bunlar geçici. yani iyi bi sosyal iletişim ağı gerçekten her şeyin çözümü. ve her şeyin belası. bu türlü kavramlar freud'un baba kavramına doğru gidiyor bence. yani love-hate ikili bir ilişki. babayı severken aslında onun ölmesini istemek. sosyalliği sevmiyorum ama yalnızken canım çok sıkılıyo. bu şekilde espriler yapıyorum.
başta söylediğim sorun insanların birbirini etiketlemesi ve insanların genel olarak başkalarının hakkında/ya da bir şey hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olması. bu 1) genden kaynaklı 2) çevre etkilenmesinden kaynaklı. 3) hepsi 4)bilinçaltı-> birincimadde
yani aslında içimizden geliyo. aşmak istiyoruz ve bilgi sahibi olmak için öğreniyoruz. öğrenmeyenler de aslında doğal seleksiyonda elenmesi gerekenler ama bu devirde seleksiyon mu kaldı ameke. hep salaksiyon… KELİME OYUNU DİKKAT. CAN YAKAR.ÇARPAR.
BEN GALİBA GARİP Bİ ŞEKİLDE EĞLENMEK NEDİR BİLMİYO OLABİLİRİM. YA DA BİLİYO DA OLABİLİRİM HİÇBİ ŞEYDEN EMİN DEĞİLİM. NEYSE. HİKAYEYE BAŞLAYAYIM.
İKİNCİ DONEM Bİ ARKADAS VARDİ ADİ HAYRİ(FARKLİ Bİ İSİM VDTİYORUM HİCBİR ZMAAN GERCEK İSİM VERMEM BOYLE SEYLERDE LUTFEN. OZEL YASAMIN GIZL.. NEYSE). BOYLE TAM POMPA Bİ TİP ODTUDEN GELMIS HAZIRLIGI GECEMEDIGI ICIN BURAYA. BIR SURU ISTE CALISIYO BUTUN PARAYI ALKOLE GOMUYO FALAN. BIR SURU KIZLA FALAN TAKILIYO DA TIP MIP DE YOK BOY 160 FALAN. NEYSE. BI GUN YURUYORUZ TAKSIM VAKIFBANK KOSESINDEN MEYDANA CIKCAZ.
DEDI SENLE BI GUN ICELIM YAAAAA.. DEDIM KANKI BEN ICMIYORUM.. HAYATIMDA HIC ICMEDIM.. BI SASIRDI FALAN OHAAA DEDI.. BI DE BEN BOYLE COK DINDAR TAKILAN BIRI DEGILIM TABULAR USTUNDEN SAKALAR FALAN ARADA.. SASIRDI COCUK AMEKE. NEYSE DEDİ EE NASIL EGLENIYOSUN..
LAN DEDIM.. SORUYA BAK. DALYAFAK BOYLE MI SORULUR DEMEDIM.. DUSUNDUM.. ONCEKI HAYAT DENEYIMLERIM GECTI AKLIMDAN.. BALO, FUTBOL, MAC, BASKET, HAVUZ; TATILLER,, OYUNLAR, BOARD GAMES..
DEDIM ABI BEN EGLENMIYORUM. AMA GERCEKTEN.. YANI BEN EGLENDIGIMI HATIRLIYO MUYUM HATIRLAMIYO MUYUM O DA OLABILIR.. AMA BEN EGLENMIYORUM GALIBA.
YANI EN BASIT BI DURUMDA DIYORUM BIZ NABIYORUZ AQ? NIYE BURDAYOZ.. HEP EXISTENCE CRISIS AMINAKOYDUM DUNYASI.. AMA
UCUZ SEYLERLE EGLENIYORUM DA OLABILIRIM. BASKET 3V3 OYNARKEN FALAN COK MUTLU OLUYORUM. YENILSEM DE KOYMUYOR CUNKU BIRILERIYLE BI PAYLASIM ICINDE OLMAK BENI MUTLU EDIYOR, TANISIYORSUN EGLENIYORSUN. SONRA KARSILASINCA SELAMLASIYOSUN HOS SEYLER..
YA DA GUZEL SOHBETLER, BI SEYLER USTUNE DUSUNMEK. YAZI YAZMAK HOSUMA GIDIYO.. LAN DEPRESIFIM LAN BEN GALIBA..