tumblr dot com

titsay

roma★

if i look back, i am lost

ellievsbear
Sweet Seals For You, Always
AnasAbdin
art blog(derogatory)

izzy's playlists!
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

No title available
KIROKAZE
we're not kids anymore.
Game of Thrones Daily

shark vs the universe

Love Begins
Stranger Things
dirt enthusiast
Alisa U Zemlji Chuda
Peter Solarz

seen from Japan
seen from France
seen from United States

seen from Singapore

seen from United States
seen from United States
seen from Qatar
seen from United States
seen from Netherlands
seen from Dominican Republic

seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States

seen from Canada

seen from United States
seen from United States
seen from Canada

seen from South Korea
seen from United States
@venseramoss
Bu kadar anlayışlı olup da anlaşılmamak gerçekten berbat bir his.
ambar
Ben artık çabasını görmediğim kimsenin sevgisine de inanmıyorum.
Son üç ayda bedenimden eksilen 5 kilonun sebebi ne bir diyet listesi ne de fiziksel bir hastalık. Tamamen ruhumun çektiği o ağır vicdan azabı ve içsel hesaplaşmalar... Çünkü insan, lokmanın tadını ancak içi ferahken, gerçekten mutluyken alabiliyormuş.
Ama hayatın ritmi benim içimdeki kırılmalara bakıp durmadı; ben de durmadım, yaşamaya devam ettim. İçim kan ağlarken de kedimin mamasını koydum, tahtanın başına geçip öğrencilerime fizik formüllerini anlattım, evin düzenini korudum. Düştüğümü, zorlandığımı kimse fark etmesin diye büyük bir gayret gösterdim. Bazen maskem yüzümde sapasağlam durdu, bazen de taşımakta zorlanıp açık verdim. Bir şekilde yürüdüm işte; ama adımlarıma, içimde her gün biraz daha kök salan ve büyüyen o ağır kasvet eşlik etti.
Bu zorlu viraj, bana çevremdeki insanları bambaşka bir gözle görme fırsatı da verdi. Elekten geçemeyenler, samimiyetini kaybedenler oldu. Diğer yandan evren, eksilenlerin yerine hayatıma öyle naif rehberler, öyle güzel yol arkadaşları çıkardı ki, onların varlığına haksızlık edemem. Fakat öyle anlar geldi ki, o güzel insanların şefkati bile içimdeki yangını söndürmeye yetmedi. Yanlarındayken, gülümserken bile ruhumun derinliklerinde kopan o amansız fırtınayı durduramadım. Kendimi, kendi aynama bakıp tanıyamayacak noktaya geldiğim günler oldu.
Yine de pes etmedim. Rutinlerime tutundum; sabahları erkenden kalkıp işimin başına geçtim, sevdiklerimin yanında durdum. Hatta yalan yok, arada gerçekten huzuru hissettiğim, nefes aldığım anlar da yakaladım. Ama günün sonunda, şu an içinden geçtiğim şey gerçekten çok büyük, çok çetin bir sınav ve her saniyesi canımı acıtıyor.
Biliyorum, şu an dünyanın bir yerlerinde, tam da benim gibi hisseden koca bir kalabalık var. İçindeki yükü kelimelere dökemeyen, anlatsa da kelimelerin kifayetsiz kalacağını bilip kendi kabuğuna çekilen yoldaşlarım var. Ben sadece, o sessiz kalabalığın adına bir parça da olsa içimi dökmek, bu yükü kelimelerle paylaşmak istedim.
ayakta durduğuma bakma. insan bazen kendi içine devriliyor.
bir özürle affedeceğim kişinin her şeyi daha çok mahvedişini izliyorum
Hayatta insanın yaptığı en büyük hata, zamanının olduğunu düşünmesidir.
doğru kişiyle karşılaşmanın tanımını yapan bir paragraf okudum bu da son cümlesi: "hep aradığını bulmuş gibi sanki bunca zaman zaten berabermiş ama hasretini çekmiş gibi, eksik olanı tamamlamış, varacağı yola gelmiş, hayatına yeniden başlamış gibi."
Senin sınavın yalnızlık değil, yalnızlığa alışıp bir daha kimseyi istememek.
Beklemek, ne boktan şey!
İçimdeki o en saf, en insani köşeye çekilip sabrı bir ibadet gibi yaşayarak beklemek...
Varlığından emin olamadığım soyut imgelerin peşinden koşarak bulduğum şeylerin sadece bir yanılsamadan ibaret olmasından korkuyorum.
Beklenen belki de benimdir. Yani istediğim an yanına sokulup "merhaba" diyebileceğim bir mesafedeyken araya sınırlar koyup beklediğimi söylüyorum ya, sırf herkesleşip meraktan "nasılsın?" diye sormak var, bir de merhametle sormak! İşte bu farkı anlamasını, kendi iyiliğimi ve kendi yansımamı bekliyorum.
Hayat, sadece karnımızı doyurmak ya da bir çatı altına sığınmak gibi biyolojik ihtiyaçlardan ibaret olmasa gerek. Eğer ruhumuzu iyilikle beslemiyorsak, Maslow’un en üst basamağına çıksak ne yazar? Mesele, o basamakları tırmanırken yanımızdan geçen her kalbe dokunabilmek, her bakışta bir "insan" görebilmek. Sadece beklediğimiz kişiye değil, tüm dünyaya karşı bir nezaket borcumuz olduğu gerçek; çünkü kalp kırmak, evrenin ritmini bozar. Yaşadığımız zorlukları veya hayal kırıklıklarını birer zırh yapıp sevdiklerimize ya da çevremize kılıç çekemeyiz, öyle değil mi?
Zaaflarımız bizi kusurlu, kimi zaman da "kötü" biri yapabiliyor. Ancak irademiz varsa çirkinleşmiyoruz. Asıl mesele, her şeye rağmen "insan" kalabilmektir. Anı ıskalamadan, her nefeste sadece iyi olmayı dileyerek beklemektir...
bana hiç yol sunulmadı, hep kendim inşa ettim. yol yorgunuyum dersem, anla.
“insanoğlu sınanmadığı şeyin bülbülü, sınandığı şeyin dilsizidir.”
Sana yaralarımı göstermedim diye sen beni hiç yaralanmamış sandın.
tavşan dağa küsmemiş, sıradan bir taşı gözünde büyütüp dağ etmiş
tevazu...
Dünya bu kadar hoyratken, ben nasıl hâlâ nazik kalabiliyorum? İnsanlar kabalaştıkça ben neden inceliyorum?
Nazik olduğumda bana “saf” diyorlar. İnce davrandığımda “zayıf”.
Oysa anlamadıkları şu: Ben böyle olmak zorunda değilim. Ben, böyle olmayı seçiyorum.
Çünkü herkesin yabancı olduğu bir yer var bende— nezaketin güç, naifliğin cesaret, şefkatin ise kırılganlık değil karakter olduğu bir yer.