Hayat kısa ama zorluyor. Kendine dönüyorsun, kendine soruyorsun, kendine sarılıyorsun. Neden bu kadar korkutuyor ki yalnızlık seni? Neden korkutuyor bu kadar yalnızlık seni?
Kapadığım ve açtığım kapıların tümüyüm. Kapadığım bütün telefonlar ve her daim bir şeylere kapattığımız gözlerimiz. Yalnız kalmak ya da yalnız olmak. Nerede ama. Güzel bir kadın demişti ki; ya yalnız kalırsam diye korkuyorsun ya, ya hiç yalnız kalamazsan?
Ne var karanlıkta? Kendimce bir korku, kendimle bir korku. Karar veremediğim için hep karşı tarafın kararlarına uyum sağlıyorum. Uyumluluğumla övünüyorum. Uyumluluğumla, kararsızlığımla, korkularımla, düşüşlerimle, düşlerimle, yıkılmamla, yığılmamla, yakılmamla ve yağmamla kendime.
Okumayınca, yazmayınca, düşünmeyince. Dolayısıyla yüzleşmeyince. Yüzleşmeyince aynalarla, daha mı kusursuzsun? Kusurluyum, eksiğim diye bağırırken hem de. Kimden eksik hem, neyden yoksun? Belki hafiflemektir. Şimdi düşünmeden yazıyorum, biraz böyle olacak.
Biraz böyle olacak şimdi çünkü sevebilmek uğruna bir suret ararken kendiminkini kaybettim. Kendime bakmayı unuttum.
Kimi oluşturduk, kimden kaçtık, kimleri suçladık şimdiye değin. Dön, düşün. Dön, uyu. Dön, yerleş. İnsanın her gitmesi kendiyle buluşmaya dair. Dön, devril. Hepsi hafiflemektir belki. Dolabındaki fazlalıklardan, çekmecedeki tarihi çoktan geçmiş faturalardan, kalbini kaplayan karanlıktan, kalbini boğan insanlardan. Ama bunun yanında kalbini çarptıran o gündelik heyecanlardan da. Bazen mesela yetmemesi aldığın nefesin ve nefes alırken ortasında içindeki tüm boşlukları doldururcasına bir nefes daha almak gibi. Başını geriye atarak, göğsünü kabartarak.
Herkese ve her şeye öyle aşığım ki kendime kalamadım. Eksiliyor mu insan sevdikçe, azalıyor mu? Halbuki bize filmlerde anlatılan çoğalmak değil miydi sevmek, çoğaltmak. Neden azalıyorum o vakit?
Pencerenin kenarından zar zor görünen kırmızı çiçekli ağaç da her mevsim azalıyor ve sonra çoğalmıyor mu? Hep bir döngü içindeyiz. Uzanarak, severek, sevişerek, azalarak, üzülerek ve nitekim yeniden çoğalarak yeniden birilerine uzanarak, birilerini severek.
Eğer ki tanrı kainatı böylesi bir döngüye mahkum ettiyse; bu bir kafesse, girip çıktığımız sürekli, o dairelerden birinin içine yerleştirebilir boyunlarımızı, döngüselliği kırmak için.