Bana diyorlar ki, ne yaşadın da böyle yazıyorsun?
Hangi yangından kurtardın bu kelimeleri,
Hangi uçurumun kenarında ördün bu cümleleri?
Ardımda devasa enkazlar arıyorlar,
Manşetlere sığacak büyük dramlar...
Görkemli yıkımlar, fiyakalı delilikler…
Var elbette birşeyler de ...
Bilmiyorlar,
Ben sadece kendi sarp yollarımdan geçmedim;
Başkalarının sessiz çığlıklarında,
Onların dökülmeyen gözyaşlarında kayboldum.
Kim bir acı bıraksa orta yere,
Gidip en çok onun kalbinde uyudum.
Kendi payıma düşen kırıklıkları cebime koyup,
El alemin yangınına ferman oldum.
Büyük fırtınalar koptu elbet benim de içimde,
Kendi ömrümün de gizli yara izleri var satırlarda.
Ama ben sadece kendimi susmadım;
Herkesin çekip gittiği o ıssız odalarda,
Başkalarının dilsiz kederini dinledim.
Bir fincan kahvenin yalnızlığını,
Bir insanın kırılmış gururunu kendime dert ettim.
Siz adını koyup geçiyorsunuz hayatın,
Ben adını koyamadığınız o boşlukta üşüyorum.
Soruyorsunuz ya, ne yaşadın da böyle yazıyorsun diye;
Kendi yüküm yetmezmiş gibi dostum,
Gittim, herkesin unuttuğu o ince sızıyı da
Alıp kalbimin evinde misafir ettim.
Ben aslında sadece kendimi değil,
Benliğimi feda edip içinde kaybolduğum
O dilsiz hikayelerinizi yazıyorum

















