
@theartofmadeline

Andulka
RMH
h
No title available
taylor price
No title available
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
todays bird
tumblr dot com
No title available
we're not kids anymore.
Cosimo Galluzzi

Product Placement
One Nice Bug Per Day
NASA
untitled

tannertan36
Three Goblin Art

Kaledo Art

seen from Singapore

seen from Russia

seen from Finland

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Russia
seen from Trinidad & Tobago

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Panama

seen from Malaysia
seen from Bangladesh
seen from United Kingdom

seen from Canada
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Spain
@wavyseablues
kelebek etkisi nedir?
1963 yılında, Edward Norton Lorenz hava durumu ile ilgili hesaplamalar yaparken, ilk olarak 0,506127 olarak girdiği başlangıç verisini, ikinci denemesinde 0,506 olarak değiştirdi. İki sayı arasında sadece binde bir, yani bir kelebeğin kanat çırpmasının yarattığı rüzgarla eşdeğer bir fark vardı; ancak ikinci hesap, birinci hesaba göre çok farklı sonuçlar veriyordu. Lorenz, bu keşfinden sonra Kelebek Etkisini şöyle açıkladı: ‘’Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir.’’
Kelebek, kasırganın oluşumuna doğrudan sebep olmaz ya da gücünü arttırmaz. Ancak bu terim, kelebeğin kanatlarını çırpmasının kasırgaya sebep olabileceğini söyler.
Buna biraz daha somutlaştırarak baktığımızda ve günlük hayatımızla bağdaştırdığımızda ise, aslında ne kadar doğru bir yasa olduğunu fark etmemiz mümkün. Basitten zora gidelim. Geçtiğimiz bir haftayı düşünün, haftanın her günü neler yaptığınızı, rutin haline getirdiğiniz şeyleri, zamanın sizin için işleyiş biçimini düşünün.. Örneğin, her sabah kalktığınızda kahvaltıdan önce bir fincan kahve içiyorsunuz. Vücudunuz buna alışmış ve rutininiz haline gelmiş. Bir sabahınızı kahve içmeden geçirdiğinizi düşündüğünüzde, gününüzün nasıl da değişeceğini tahmin edebiliyorsunuzdur. Belki o bir fincan kahveyi içene kadar çok asabi hissedeceksiniz, belki ruhsal olarak eksik hissedeceksiniz ve hatta belki vücudunuz fiziksel bir reaksiyon verecek, başınızın ağrıması ya da halsizlik hissi gibi. İşte her sabah içtiğiniz o bir fincan kahve, bütün gününüzün nasıl geçeceğine etki ediyor aslında. Kahve burada yalnızca bir metafor. Hayatımızın bütününü düşündüğümüzde, yaptığımız en ufak bir değişimin ya da attığımız basit bir adımın birçok şeyi değiştirebileceğini inkar edemeyiz. Bazen bilinçli olarak bazense tamamen bilinçsizce atılan adımlar, yaşamımızın seyrine etki edebilir ve hatta yalnızca kendi hayatımız değil, bir başkasının hayatına da etki edebilir. Okuma alışkanlığı olmayan birine önerdiğim bir kitapla, belki de ona hayatında alabileceği en güzel hediyeyi vermiş olacağım, okuma alışkanlığını.. Önerdiğim o kitabı çok sevecek, bitirip bir başka kitaba geçecek, sonra bir tane daha…Böylece okumayı sevmiş olacak ve bu alışkanlığı edinmiş olmanın meyvesini hayatının birçok alanında yiyecek. Küçük bir öneri ile, o insan artık tek bir insan olmaktan çıkacak, okudukça genişleyecek, her okuduğu kitapta farklı bir karaktere bürünecek, gelişecek ve hayata birçok pencereden bakabilecek, bir kelebek kanat çırpacak. Okuduğu kitapları başkalarıyla paylaşacak, o kitaplardan yeni insanlar doğacak, bir kelebek daha kanat çırpmış olacak…
Tüm bunları ele aldığım zaman, Kelebek Etkisi’nin benim için ne kadar özel ve anlamlı olduğunu daha iyi anlıyorum. Bir birey olarak yaşamaya başladığım andan bu zamana dek başımdan geçen tüm zorluklar ya da mutluluklar ile bağdaştırabiliyorum Kelebek Etkisi’ni. Hayatımda dönüm noktası diye adlandırabileceğim birtakım şeylerin, dönüm noktası olma sebebi hep bir küçük kıvılcımdı. Doğru zamanda attığım bir adım, doğru yerde söylediğim bir cümle, yarı bilinçli yarı bilinçsiz olarak verdiğim o ani karar. Bütün o dönüm noktalarını, anlık gelişen bir beyin fırtınası sonucu alınan karara, bazen de tamamen şanslı oluşuma yoruyorum. Şanslı olduğum için o adımı atmaya itti beni bir güç, şanslı olduğum için o an oradaydım ya da tam tersi, şanslı olduğum için o an orada değildim. Koskoca dünyayı düşündüğümde belki de bir toz tanesi bile etmeyen bir an, benim için çok şeyin sonu ve çok şeyin başlangıcı oldu…Bu yüzden Kelebek Etkisi diyorum hayatıma, bir kelebeğin kanat çırpışı kadar minik ve güçten yoksun aldığım her nefes, ama o nefesi aldığım sürece çok şeyi değiştirebileceğimi biliyorum. Hayatta hiçbir şeyin sebepsiz olduğuna inanmıyorum. Acıdan kıvrandığım anlarda, mutluluktan ayaklarım yerden kesildiğinde ya da öfkeden kıpkırmızı kesildiğimde, gözyaşlarımın akmasına hiçbir güç engel olamadığında biliyorum; bir yerlerde bana ait bir şeyler var ve ait oldukları yere ulaşmak üzereler. Belki hüzün, belki huzur, belki de tahmin edemeyeceğim başka bir şey. Önemli olan tek şey bana ait olması. Yaşadıklarıma anlam veremediğimde zihnim eli kanlı bir düşman gibi yakama yapışır, düşünmekten beynim düğümlenir, deli gibi uyumak istediğim halde uyuyamam, işin kötü tarafı uyanamam da uyanmam gerekene. Çözemem, çözemedikçe delirecek gibi olurum. İşte o anlarda nefes alıp düşünürüm, bunu yaşıyorsun çünkü bir sebebi var derim. Sabırsız benliğimi biraz olsun yatıştırabilen tek şey buna inanmak. Sebebi var, yalnızca bekle, diyebilmek. Çünkü her şey bir başka sebebe bağlıdır, bu sebep bazen toz kadardır, bazense çığ. Çünkü her şey tam da olması gerektiği gibidir her zaman, yalnızca kabullenmesi güçtür. Çünkü o kelebek hep vardır ve kanadını çırpması an meselesidir.
Yaşadığım her duyguyu dorukta yaşıyorum, keyif ala ala. Ağlamaktan da, kahkaha atmaktan da, utanmaktan da, pişman olmaktan da çekinmiyorum. Akla gelebilecek hiçbir duygudan kaçmıyorum, hiçbir duygunun ağırlığından korkmuyorum. İyisinden de, kötüsünden de bana kalan ne, ona odaklanıyorum. Hissetmekten korkmamak, şimdiye odaklanmak benim sırrım. Hissetmek, hissedebilmek beni özgür yapan şey. Hissedebildiğim sürece özgürüm ve özgür olabildiğim kadar varım.
Kim bilir, belki de tam da şu an bir kelebek kanat çırpmıştır bile..
Geçmişi hatırladığımda solumun yakınlarında hissettiğim burukluk; özlem değil, pişmanlık değil, sevgiye dair herhangi bir şey hiç değil. Hiçlik onun adı. Hiçlik batıyor bazı anlar soluma. Gece, gündüz fark etmiyor. Kimi acılar yalnızca geceleri uğrar yüreğinin ve beyninin en unutulmuş köşelerine, en savunmasız olduğun anı kollar sinsice sızmak için. Başını yastığa koyduğun ve uyku ile uyanıklık arasında olduğun o sessizliğinde dank eder içinde. Fakat benim bahsettiğim sızının bir sınırı yok, uyuyacakken yahut duş alırken, herhangi bir şarkının tınısında, gülmekten karnıma ağrı girdiğini hissettiğim bir anda. Zaman ve mekan tanımayan bir beklenmeyen misafir. Sarsıcı bir yoğunlukta hissedilmiş onca şeyden, omuzlara ebedi bir yük gibi tüneyen o duygu yığınından geriye kalan hiçlik adı, beklenmeyen misafirimin. Kendi bedenimin ağırlığından farksız görüp benimsediğim, o’nu omuzlarımda hep taşıyacağımı ve hatta o’na hep maruz kalacağımı kabullendiğim o yük birden kuş olup uçtu omuzlarımdan. Tarihi net hatırlamıyorum, bir gün, bir saat dilimi ve o yükün orada olmadığını fark ettiğim bir an. Bunca zaman kendimden bir parça bilip taşıdığım o şey artık orada yoktu, sanki uzunca dikenli bir yolu yalın ayak yürümüştüm, yürüdükçe ayaklarıma batan dikenler artık acıtmamaya başlamıştı, omuzlarımdaki ağırlığı unutmuştum, alışmıştım çünkü. Bir gün ise o yol bitmişti. Tamam demişti yolun sonundaki bir güç bana, buraya kadardı. Artık özgürsün. Bir yalpalanma hissiyatı, ilk farkındalıkla gelen dengemi kaybetme durumu. O güç bana omuzlarımdaki yükün siktir olup gittiğini söylemeseydi fark edecek miydim? Edemezdim, biliyorum. Çünkü ona o kadar alışmıştım ki, gittiğini fark etmemiştim bile. Onu kadar benimsemiştim ki, ben olmuştu artık. O yük bendim. Meğer bunca zaman kendimi omuzlarımda taşımışım, o his yoğunluğunu paylaştığımı sanıp kendimi avutmuşum, ne biri varmış yanımda benimle yürüyen ne de paylaşılan bir hissiyat. Şimdi ise eksilen bir başkasının varlığı değil, benim ta kendim. Kendi omuzlarından atlayarak intihar etmiş içimde bir şeyler, kendi omuzlarına yük olmuş olmanın vicdan azabına dayanamayarak son vermiş mevcudiyetine. Ben bir aşkı günden güne büyütüp en ağır haliyle taşımanın gururunu yaşarken, kendime eziyet etmekten başka bir şey yapmamışım. Büyüttüğümü sandığım aşk, kademe kademe artan bir işkenceymiş meğer. Geç olsun, güç olmasın demeli ve yoluna devam etmeli demiş zamanında birileri, hayatın sillesini yemiş ya da yediğine inanmış birileri. Ben diyemedim ama, geç olsun güç olsun diyemedim. Çünkü ne geç oldu, ne de güç oldu. Ansızın gitti o yoğun duygular ve ansızın saplandı bu ağır farkındalık beynime mıh gibi. Kendimle bir saydığım bütün duygular müsaade bile istemeden çekip gittiğinde, kendimden geriye çok az şey kalmıştı. Bitince kurtulurum sanıyordum; kurtulunca biten ben oldum. Şimdi elimde işlevsel olarak yerli yerinde ama sanki yeni bir teknolojiyle geliştirilmiş de, altı üstüne gelmiş, bu yüzden neyin nerede olduğunu, nasıl kullanıldığını bilemediğim bir kalp kaldı. O bana bakıyor, ben ona. Genel olarak iyi durumda sayılırız da, o bahsettiğim anlarda biraz darılıyorum ona. İçinde hiçbir şey olmadığını yüzüme vurduğunda, geçmişin leş yığınlarını hatırlattığında biraz güceniyorum. O an acıyor işte solum, kendine ve bana acıyor. Eskisinden daha iyi çalışacağına inanmak istiyorum ama, bu istek olmasaydı ben de olmazdım zaten. Güveniyorum da ona, başarabilir. Ama ne zaman ve nerede bir fikrim yok. Belki birilerinin “bak, bu böyle çalışıyor!” diyerek göstermesi gerekiyordur. Bir çocuğa yürümeyi öğretir gibi, belki düşe kalka ama elbet öğrenecek diyerek. Düşüşlerime göz yumacak biriyle, zaman zaman soluma düşen acının varlığını benle bütün sayıp kabullenecek biriyle, bu kalp yeniden kazansın istiyorum bütün özelliklerini. Eskisinden daha donanımlı, daha verimli. Bu kez tek başıma olmayayım, taşınacak bir yük ve yürünecek dikenli bir yol varsa, başımı yaslayıp soluklanabileceğim bir omuz da olsun yanımda. Ben o yolu tek başıma yürüdüm, ezberledim. Kendime söz, bir daha tek yürümem.
via weheartit
Eser is back :d
aynı dili konuşmak…
Şaka gibi bir ülkeyiz yeminle :)
aklşsdklşsdkfdsklfli aynen çok uyumlu olmuş amk
23 Nisan gösterileri gibi amk ksjspsnssjqksbkqjskq
Ergen şımarık kızlarımız ve kendini bir şey sanan ukala erkeklerimiz başta olmak üzere herkes okusun🙌🏻