Bana hitap ettiğin kelimeyle, başkalarına da hitap edeceksen; lütfen bana bir daha o kelimeyi söyleme rica ediyorum
TVSTRANGERTHINGS

JVL

Kiana Khansmith

titsay

shark vs the universe

izzy's playlists!
sheepfilms
Xuebing Du
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
𓃗
Keni
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
tumblr dot com
Cosmic Funnies
Not today Justin
Sweet Seals For You, Always
Misplaced Lens Cap
he wasn't even looking at me and he found me
will byers stan first human second

blake kathryn

seen from United States

seen from United States
seen from Philippines

seen from Uruguay
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye

seen from India
seen from South Africa

seen from Ukraine
seen from Brazil

seen from Jordan

seen from Mexico
seen from United States
seen from France
@yaareenp
Bana hitap ettiğin kelimeyle, başkalarına da hitap edeceksen; lütfen bana bir daha o kelimeyi söyleme rica ediyorum
Bırakma..
Nasıl oluyor da herkes, patavatsızca davranma, eleştiri yapacağım diye terbiyesizlik yapma, fütursuzca konuşma hakkını kendinde buluyor da tepki verilince utanmadan karşısındakinden sakinlik bekliyor. Siz çıldırdınız mı ya?
bir kadın sevilmeye neresinden başlanır?
çocukluğundan başlanır, babasının bıraktığı izlerden, karanlık odalardan, ağlama krizlerinden. nedensiz öfkelerinden belki. belki uzun dalıp gitmelerinden. bir kadın sevilmeye bir önceki adamın bıraktığı izlerinden başlanır. çünkü mutlaka başka bir adam vardır, sizden önce yaralayan bir adam. meriç'e bağlamadan, usulca sarıp sarmalayarak başlanır. unutturarak belki. belki hiç hatırlatmadan. bilerek ama. bir kadın sevilmeye güçsüzlüklerinden başlanır, sana güveniyorum, yaparsın diyerek belki. çünkü hayat yapamayacağımızı söyler bize hep. bir kadın sevilmeye öz güveninden başlanır. bir sürü cevap vererek başlanır, anlatarak, anlayarak, anlamaya çalışarak. tedavi edermiş gibi değil ama, gülüşünün gözlerinin hastası olarak başlanır. gözlerinden başlanır, gülüşüyle taçlanır. bir kadın sevilmeye neresinden başlanır. kalbinden sandığımız şey aslında akıl. bir kadın sevilmeye aklının güzelliğinden başlanır. sonrası iyilik, güzellik.
Burda öp beni, burda tut ellerimden. Galata'nın tepesine beraber çıkalım mesela. Büyülenmiş gibi izleyelim İstanbul'u, birbirimize sarılarak. Gerekirse saatlerce kalalım orda baş başa. Yanımda sen olduğu sürece zaten zamanın bir önemi olmaz, zaman hızlı akmasın bize yeter sevdiğim…
Gülüşünden öpüyorum…
Aramızda dağ olsa aşardım. Deniz olsa yüzer, yol olsa yürürdüm. Aramızda ne olduğunu bilmediğim bir şey var. Ne yapacağımı bilemiyorum.
“Belki hiçbir evrakta isimlerimiz yan yana gelmedi. Ama gayri resmi birçok hayalde ben seninle aynı yastıkta yaşlandım..”
“ben o adamı sevdim albayım, ben o adamın göğsünde uyumak istedim.”
— (via birkitapseveringunlugu)
Sen bana rüzgâr oldun. Fakat, içimde ki yangını söndürmedin, o ateşi harladın.
Çünkü size saatlerce anlatsam anlamıcağınız şeyleri o gözlerimden anlardı..
“Ya zamanından erken gelirim; Dünyaya geldiğim gibi, Ya zamanından çok geç; Seni bu yaşta sevdiğim gibi.”
— Aziz Nesin
Küçüğüm 5 yaşındayım, annemin işi çıktığında beni bir arkadaşına bırakıyor. Arkadaşının benden 4 yaş büyük bir oğlu var. Annem işini bitiriyor ve beni alıyor, "sana bir sey yaptımı?" Diye soruyor. Seneler geçmesine rağmen hala aklımda, tuaf geliyor, Burda tek eksikliğim kadınlığım. 8 yaşındayım, matematik hocası birkaç kişiyle beni de evine kahvaltıya çağırıyor. Ve babam soruyor "hocan erkek mi?". Burda da tek eksikliğim kadınlığım. 10 yaşındayım, elimde bir dondurma yiyerek sokakta dolaşıyorum. Bir amca tarafından uyarılıyorum, "kız kısmı sokakta bu şekilde dondurma yiyemez!". Gene anlamıyorum, tuaf geliyor. 12 yaşındayım, yanımda iki kız arkadaşım elimde bir spreyle okulun arka duvarına isimlerimizi yazıyoruz ve bir belediye işçisi tarafından uyarılıyoruz, "Kızlar böyle şeyler yapamaz!". Aynı şekilde tuaf geliyor. Ayıp birsey yapmıyoruz. 13 yaşındayım sınıfta oturuyorum. Bir erkek arkadaşımın defterine yanlışlıkla basıyorum. Üstüme hiddetle yürürken "erkek olsaydın görürdun sen" diyor. Anlamıyorum, beni zayıf görüyor sanirim. 14 yaşındayım, durakta otobüs bekliyorum. Bir erkek turistin yol sorması yanımda oturan teyzeyi kizdıriyor. Turist gidince, cevap vermemem gerektiğini söylüyor. Alt üstü yol sormuştu diyorum içimden, tuaf geliyor şaşırıyorum. 16 yaşındayım babamdan en yakın arkadaşımda kalmak için izin istiyorum. Arkadaşımın babasının vefat ettiğini biliyor, ve abisinin olup olmadığını soruyor. Olduğunu öğrenince göndermiyor. Şaşırıyorum, çünkü ben evde olmama rağmen abimin arkadaşları gelip kalıyor. 18 yaşındayım abim nişanlısından ayrılıyor, ablam ise evli olduğu kocasından şiddet gördüğü için. Abim anlının akıyla başka biriyle evlenirken ablam ayıplanıyor. 19 yaşındayım artık sokaktaki küçükken amca diye adlandırdığım insanlar bana pis bir bakışla bakiyorlar. Evet arkadaşlar bizler kızız. Erkeklerden narin ve zayıf olanlar biz olarak adlandırılıyor "kız gibi vuruyor." "Kız gibi koşuyor." "Kız gibi yapıyor". Toplum tarafından hep küçüğüz. Gücümüz yetmiyor ağızlarını kapatmaya, sürekli kem gözle bakıliyoruz. Evet kadınız, güzel bacaklarımız mı var? Sakın açma, tahrik olurlar. Güzel mi saçların? Kes uzatma azıyor sonra Aşağı mahhallenin bilmem nesi. Ya çarşaf giyen bir kadının gözlerinden dahi tahrik olan bir zihniyete karşı oynuyoruz. Hep ezileceğiz arka planda kalacağız. Kadınız çünkü, saçımız uzun diye mi?
aşk işte burda başlar
MFÖ nün "sana sarı laleler aldım çiçek pazarından" diye bi şarkı sözü var. Çoğunuz biliyosunuzdur. İşte ben bu sözde hiç bi hüzün bulamıyodum taa ki sarı lalenin umutsuz aşk anlamına geldiğini öğrenene kadar.