Bunu Türkçeye çevirirken birebir değil, duyguyu taşıyan daha edebi bir dil kurdum:
⸻
“İki Günlük Sonsuzluk”
Ne ilkiydi, ne de son olacak.
Sadece içimden geçip giden,
ama geçerken gereğinden fazla iz bırakan
kısa bir şeydi.
Bir maviliğin kıyısında oldu—
gerçek miydi hâlâ bilmiyorum,
yoksa inanmak istediğim bir şey mi.
Ama içimdeki en sessiz yer bile hissetti bunu.
Öyle büyük değil,
öyle taşkın hiç değil—
sadece kalmaya yetecek kadar.
Sana kızgın değilim.
Hislerimin içinde keskin bir şey yok,
sadece yarım kalmış bir şeyin
ağırlığı var.
Bir anlığına,
yeniden sevebileceğimi düşündüm.
Eskisi gibi değil—
daha sakin, daha az iddialı bir şekilde.
Bunu mümkün kılan sendin.
Sonra geçti.
Şimdi bir yerde duruyor işte—
ne tam bir anı kadar gerçek,
ne de bir hayal kadar uzak.
Sıcaklığını hatırlıyorum.
Sana yakın olmanın o tuhaf tanıdıklığını,
sanki bedenim seni
benden önce tanıyormuş gibi.
İki gün.
Hepsi buydu.
Ama içimde bir yer hâlâ
bunun
daha uzun sürmesi gerektiğini söylüyor.














