Yıllar önce taslaklar dosyamda bırakmışım. Neydi, nedendi? bilmiyorum.
Sararmış kitap yapraklarını cam kenarına dizen parmaklarımı umursayamadın. Oysa onca not biriktirir, sana biraz daha yaklaştığımı hissederdim. Dizlerimde nicedir biriktirdiğim denizden yıpranmış taşlar söz konusu bile olamaz. Her neyse. Bir pazartesi sabahı kalktım. Ya da kalkamadım. Şuan emin olamıyorum sanırım aylar öncesiydi. Ve bilmiyorum o zamanlar içkiyi bırakmış mıydım? Her sabah çay yapraklarını çaydanlığa döktüğüm gibi o sabah da çaydanlığın çıkardığı o iğrenç buharın nemini yüzümün sağında, çenemin üst cephesinde hissettim. Hatırlarsın, ben kahvaltıya oturduğumda sen dış kapıdan içeri girdin. Önce yanağıma iki kıyıdan oluşan birbirine bitişik birer kıta dayadın. Şaşkınlığımdan bunu tam olarak anlayamamıştım. Mazur gör. Sonra gözlerimi açtım, önce göz çukurlarımı kaşıdım. Sakallarım birbirine girmiş onları kaşıdım. Yataktan kalkamadım. Gözlüğümü örttüm göz çukurlarıma. Oturmaya başlayıp pencereden dışarıyı, sanırım kuşları aradım. Bulamadım. Dört duvar hiç bu kadar yalnız kalmamıştı. Uykum geldi. Mazur gör.










