Bir şeylere geç kalmışlık hissi. Bu hissi bütün yorgunlar bilir. Aslında, bir yere, bir şeye, bir kişiye geç kalmadınız. Hala zamanınız var. Ama nedense ne yaparsanız yapın, asla o şeye yetişemeyecek gibi hissediyorsunuz. Dersler, iş, okul, aşk, kitaplar, müzikler, o, şu, bu kişi. Fark etmez. Ben mesela kitaplara yetişemiyorum. Birilerine de zamanınsa gittim, yetişebildim. Bıraktığım gibi miydi diye sorarsanız, koca bir hayır. Sanki, bir şeyler için artık çok geç. Yelkovan akrebi çok geçmiş maalesef. Yetişemem. Yetişemezsin. Yetişemeyiz. Her gecenin ardından, geçen saniyelerin değerini daha iyi anlar oldum. Uzun zamandır yazı yazmadım, paslandım mesela. Satırlarım geçmişler beni, yetişemiyorum. Belkide bu yazıyı her an kaldırır ya da yazmayı bırakırım. Dersler, sosyal medya, mektuplarım, onlar...her birine vakit ayırabilmek, aynı ilgiyi gösterebilmek inanılmaz zor. Neden böyle olduki? Gerek var mıydı cidden? Sizdede bunun gibi hisler var mı? Adeta, sonsuz bir okyanusun içerisindesiniz ve ne kadar yüzeye yakın olsanızda, ne kadar çabalasanızda bir türlü nefes alamıyorsunuz. Bende bir kaç yıldır böyleyim. Bütün insanlığın yorgunluğu ve geç kalmışlığı var üzerimde. Erken biten bir günün hüznü, biten gecenin sonundaki çiçek kokusu. Kafiyelerimde paslanmış çaktırmayın. Umarım hala zamanım, pardon zamanımız vardır bir şeyler için. Gerçekten, değişir bir şeyler için çabalasak? Yoksa, okyanusun yüzeyine çıkmak için boşa mı harcıyoruz zamanı...