ÇÜRÜMEK
Kendimizi kandırdık.
“Asla bırakmam” dedi,
elleri başkasının ellerinde şimdi
Unutmak yalan,
alışmak iğrenç bir teslimiyet.
Fazla sevdim,
fazla parçalandım.
Şimdi dilimde bir küfür içimde ise nefret var.
Game of Thrones Daily

JVL

oozey mess
The Stonewall Inn

blake kathryn
occasionally subtle
Fai_Ryy

PR's Tumblrdome
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

tannertan36
art blog(derogatory)
cherry valley forever
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Not today Justin
tumblr dot com
will byers stan first human second
🩵 avery cochrane 🩵
todays bird
$LAYYYTER
ojovivo

seen from Türkiye

seen from Netherlands

seen from Japan

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Malaysia
seen from Germany

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Singapore
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Germany
seen from Brazil

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Bangladesh
@yoklukdefteri
ÇÜRÜMEK
Kendimizi kandırdık.
“Asla bırakmam” dedi,
elleri başkasının ellerinde şimdi
Unutmak yalan,
alışmak iğrenç bir teslimiyet.
Fazla sevdim,
fazla parçalandım.
Şimdi dilimde bir küfür içimde ise nefret var.
Ne zaman birini sevmeye kalksam,
sen geliyorsun aklıma.
Ne zaman dertli bir şarkı çalsa,
sen yanıyorsun içimde.
Hasret mi,
vuslat mı,
sevda mı
adını koyamadım hâlâ.
Ayrılığı nasıl tarif eder insan,
bu acının tarifi var mı ki?
Ayrılık bir kelime değil,
içime çöken bir gece.
Umut mudur beni ayakta tutan?
Oysa dokunsan düşerim
Yusuf gibi kuyuya…
Kalbimde bir yankı,
içimde bir kasvet.
Ve ben her gece,
herkes giderken
Tanrı’ya değil,
karanlığıma sığınırım.
“Can Konaçoğlu”
Bazen her şey hatırlatır seni bana,
hatırlatsın… sorun değil.
Ama tam unuttum derken
hiçbir şey hatırlatmasa bile
kokun beliriyor ruhumda,
sanki rüzgâr kokunu getirmiş gibi.
Sanki rüzgâr bile
senden yana.
Çok sevdiğin, emek verip uğruna savaştığın aşkların sonu genelde aynıdır;
hüzün çöker, acı yerleşir…
ve gözünden düşen her damla, aslında geç kalmış bir pişmanlıktır.”
“Can Konaçoğlu”
İnsan her şeyi unutur da neler hissettiklerini asla unutmaz.
Mutlu şarkılar ağır geliyor artık.
Kitaplardaki aşklar fazla temiz,
fazla kusursuz,
Belki de bu yüzden bıraktım okumayı; fazla umut, fazla hayal yordu beni.
“Can Konaçoğlu”
İsyan Eden Beden
Sen de yoruldun mu kalbim?
Acımasız olan kim?
hayat mı,
yoksa insanlar mı?
Bak
ellerim bile isyanda,
üşüyor sensiz.
Ama ayaklarım
sana giden yollarda
hiç yorulmadı ki.
Gözlerim seni arıyor;
bulamayınca
iki damla yaş bırakıyor
yüzümün kıyısına.
Saçlarım bile isyanda,
ellerini özlüyor sanki
o dalgın okşayışını…
Kulaklarım da öyle
sesin değmeyince
sağır kalıyor dünya.
Dudaklarım
kurumuş bir çınar gibi;
Gel yağmur ol dudaklarıma,
Mantık mı?
Çoktan indirdi şartelleri.
Bu şehirde
aklımın elektriği kesik.
Bozuk bir sokak lambası gibi,
Her şey
seni bekliyor sanki.
Ama olsun…
yaşanıyor yine de.
Sorsan “iyiyim” derim.
Gözlerim güler,
saçlarım canlanır,
dudaklarım ıslanır
rol yaparım.
Ama sen
çık gel.
Kurumak üzere olan
bu cana
bir derman ol,
Yoksa
Kendi bedenimle olan savaşıma yenik düşeceğim.
Usanç
Güzeldi hayallerim;
ellerimde taşırken titrerdi içim.
Şimdi her biri
sırtımda ince bir iz.
Bir zamanlar
sevgiye inanırdım.
Şimdi takvim yaprakları düşüyor
ve ben
hiçbirini fark etmiyorum.
Aynaya bakınca
yabancı biri bakıyor bana.
Her sabah
aynı kırgınlıkla uyanıyorum.
Mutlu şarkılar ağır geliyor artık.
Kitaplardaki aşklar
fazla temiz,
fazla kusursuz.
Belki de bu yüzden bıraktım okumayı;
fazla umut,
fazla hayal
yordu beni.
Hayallerimi
sarı bir torbaya koydum.
Ağzını bağladım—
deniz kirlenmesin diye.
Attım derinlere.
Belki bir gün
gerçekle yüzleşirim;
ben
ve içimdeki ses
aynı odada
yapayalnız.
Utanmak mı?
Bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum:
Ben hayal kurduğum için değil,
inandığım için yoruldum.
Ve en çok da
inanırken yalnız kaldım.
“Can Konaçoğlu “
Sevgi, çoğu zaman ulaşana kadar parlar; ulaştığında solmaya başlar
“Can Konaçoğlu”
Arzu, insanın en sadık yol arkadaşıdır. Ulaşana dek her şey büyülü, her his yoğun ve heyecan vericidir. Fakat elde edince bir sessizlik çöker; tıpkı güneşli günde yağmuru, yağmurlu günde güneşi istemek gibi.”
“Can Konaçoğlu”
İnsanlar çok verince
çok sevileceğini düşünür.
Oysa seni seven,
kalbinin yanına bir sandalye koyar.
Yorulduğunda otur diye…
“Ben böyleyim” demek değil,
“Yanındayım” demektir aşk.
“Can Konaçoğlu”
Avutur insan kendini, afilli bir yalnızlıkla.”
Unutmak Güya
Susmuyor kafamdaki ses,
dinmiyor içimdeki acı; acıyor bir yerim sanki.
Yüreğimde bir kor,
gözlerim seni arıyor.
Bir yeşil beliriyor düşümde,
sanki gözlerin…
Duvardaki resmin galiba,
ama unutuyorum seni.
Rüzgar kokunu mu getirdi,
gönlümün kenar mahallesinde.
Yüzümde acı bir tebessüm,
sırtımda sanki dünya… ama olsun,
unutuyorum güya seni.
Bir şarkı var kafamda;
olsun, unutuyorum seni.
Dönme sakın bana;
dolarsa gözlerin, gelirsem aklına…
unutmuşum güya seni.
Avutur insan kendini, afilli bir yalnızlıkla.
“Unuttum” dedikçe bir parçan daha eksilir.
Unutmak istedikçe hatırlarsın anıları.
Bir gün susar, beni derbeder eden bu ses.
Ama o gün geldiğinde, sen eksik kalmış olacaksın.
“Can Konaçoğlu”
Gurur, aşkın önüne dikilmiş koca bir duvar
Taştan, betondan değil; kalpten örülmüş, inatla yükselmiş.
Ama sevgiyle emek, o duvarı yıkan balyoz
Her vuruşta çatlaklar açar, tozunu dumana katar.
Bir damla ter, bir içten bakış, bir “seni anlıyorum”
duvarları yıkar..geriye sadece toz kalır.
Biraz da biz yazarız kaderimizi, evet
Ama “kolay olan nasip değilmiş” demek…
İki kelime.
Sadece iki kelime.nasipse nasibin arkasına sığınmak korkaklık değil midir.
Yine de o iki kelime bazen sırtında dağ olur,
Omuzlarını çökertir, nefesini keser.
İnsanoğlu sever kolayı, hep sever
Emeksiz yemek ister, emeksiz sevmek ister.
Ama gerçek aşklar,
ter kokar,
sabır kokar,
gece yarıları gözyaşı kokar.
“Can Konaçoğlu”
Seni sevmek…
Bir yaz gününde esen serin bir rüzgâr gibiydi.
Dolu yağarken sığındığın bir çatı,
kış günü camdan karı izlerken içtiğin sahlep…
Gözlerinde de tarçın vardı;
bakınca huzur bulduğum, Tanrı’ya şükrettiğim.
Ama seni sevmek
bazen kışın ayazında açıkta kalmaktı,
bir kuşun ötüşünde anlam arayıp ağlamaktı.
Ellerinde güneşi tutmak gibiydi
ve aynı anda yanmaktı.
Sinir bozucuydu seni sevmek;
öfkeydi.
Bir anda hiçbir şey yokken
gözden seller gibi yaş akmasıydı.
Sözlerin yanan bir ok,
bakışların kalkan,
güzel yüzün miğferindi.
Ben ise
çıplak ellerle savunmasız bir asker.
Gerek yoktu oka, kılıca;
gözlerin yeterdi beni öldürmeye.
Ama olsun.
Bir uğur uğruna öldüm,
ne de olsa
bir çift göze öldüm.
Ve her şeye rağmen…
Güzeldi seni sevmek.
“Can Konaçoğlu”