Kahve Adına Bir Deneme
Yeni nesil kahveciniz geldi. Belki eski, bir o kadar da çevremizde yeni: Mocha.
Starbaksçılar, Karibuculardan olduk nihayetinde, evrildik Almancıların getirdiği “Alman kahvesi” yahut “Türk kahvesi”nden. Kaçınılmaz son, modaya meydan okuyanlar hariç.
Neden bu ortamcılık dersek adı üstünde aslında, ortamcılık. Ben bu yeni moda kahvelerden çok uzak durduğum bir noktadan nedense koşa koşa buraya kadar geldim. Yalnız olmak istiyorum dostlarım uzakta çünkü. Çok kalabalıkları sevdim bu sayede fakat kalabalıklarda yalnız olmayı sevdim.
Bu tarz kahveleri ya yalnız başına oturup içiyor insanlar ya da üç veya daha fazla kişiyi görüyorum masalarda. Türk kahvesi denince akla hatır gelir ve bu hatrı aralarında iki kişi paylaşırlar. Benim teorim insanlar artık dost olmak kavramından bî-haber, ya yalnızlık çekiyorlar, ya kalabalık içinde yalnız kalmayı seviyorlar, ha bir de bahsi geçen ortamcılar. Neden ortamcılar? Konuşulacak şeylerin değeri kalmadı, ya boş muhabbetlerine story fotoğraflarını katıp vakit geçiriyorlar, ya da boş muhabbet bile etmeyip sadece sosyal medyada vakit öldürüyorlar. Geçirmek ve öldürmek, vakit kelimesinin peşine geldiğinde böyle farklı anlamlar doğuruyor. 3-5 kişinin bir araya gelip Mocha içtiği masalar da masa olmayı unuttular. Ağır sohbetleri kaldıramayacak kadar hafif ve sallantıdalar. Yalnızların bazen öyle bir yükü var ki, o yükü sadece sandalyelerine bindirebiliyorlar. Elleri ya masadan ayrık önlerine kavuşmuş, ya da yine telefonlarında gerçek yalnızlar.
Derseniz ki biz bu muhabbeti çoktan geçtik arkadaş, biz ortamcıları konuştuk, tükettik, yedik bitirdik, Amerika’yı yeniden keşfe gerek yok, eyvallah. Fakat bakıyorum ki hala buradalar.
Benim kahvem bitti yalnız ve sallanan masamda, dost. Bu kadarı bugün kafi.
















