Ömrüm, sürekli bir şeylerin muhasebesini yapmakla geçti. Az evvel gelişigüzel bir tavır alışım, yıllar önce yaptığım bir hata... Her an, her şey bir hesaplaşma konusu benim için. 'Bir hata' diyorum, çünkü spesifik bir tanesinden bahsetsem, 'Hangi hata?' diye sorgulamanız gerekecekti; sizi bu zahmetten kurtardım. Sonuçta hata yapmama ihtimalim sıfır olduğuna göre, o hatalardan birini mutlaka yapmışımdır. İşin kötüsü, yaptığım her iç hesaplaşma sol yanımda ince bir sızı bırakıyor. Madem kendi kendimin hakimi, kendi kendimin yargıcı oldum; öyleyse verdiğim hükmü uygulamam gerekir, değil mi? Ama insanoğlu böyle değil işte. Kendi içine verdiği hükmü bile içine sindiremiyor. Yıllarca o ağırlığı taşıyıp duruyor. Dışarıdan bakınca kimse bilmiyor o mahkûmiyeti; herkes kendi içinde gizli bir mahkûm aslında. Fakat biri çıkıp “bu suçlu” dese, tüm mahkûmlar çullanıp orada bitiriverir işini müşarun ileyhin. o yüzden insan önce kendi verdiği hükme razı olmalı ki, Allah da ondan razı olsun. O rızayı da yine O'ndan, en çok O'ndan istemeli.