Kazanmak için savaşmak gerekir ... Emma Goldman
d e v o n
dirt enthusiast
KIROKAZE

shark vs the universe
Game of Thrones Daily
AnasAbdin
$LAYYYTER

if i look back, i am lost
ojovivo
Alisa U Zemlji Chuda

No title available

No title available

blake kathryn
No title available
taylor price

JBB: An Artblog!

tannertan36

Janaina Medeiros
TVSTRANGERTHINGS

izzy's playlists!
seen from Australia

seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States

seen from Luxembourg

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Venezuela
seen from Trinidad & Tobago

seen from United States
seen from Spain
seen from France
seen from Germany

seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Libya
@19hasanbulut68
Kazanmak için savaşmak gerekir ... Emma Goldman
Her şey kazanmak değildir
2 Aralık 2012'de İspanya'nın Navarra eyaletinin Burlada kentinde uzun mesafe kros yarışması yapılır. Kenya'yı temsil eden olimpiyat madalyalı atlet Abel Mutai, çok iyi bir çıkış yapar ve yarışın sonlarına doğru rakiplerini geride bırakır. Hemen arkasında İspanyol atlet Ivan Fernandez vardır. Her ikisi de yarışı önde tamamlayabilmek için çok efor sarf etmiştir. Abel Mutai, bitiş çizgisinden sadece birkaç metre varken, yarışı tamamladığını düşünerek koşmayı bırakır.
*** Bazen final çizgisini geçtiğimizi ve başardığımızı düşünürüz... Her şeyin kontrolümüz altında olduğunu ve bunu hiçbir şeyin değiştiremeyeceğini. Bu ilişkilerimizde de böyledir, iktidar mücadelelerinde de... Fark etmediğimiz varış çizgisi gibi, önemsemediğimiz bazı insanlar ve kimi durumlar hayatımızı değiştirebilir. Dış etkenleri minimuma indirmek için başta kendimiz daha sonra da etrafımızdakileri iyi tanımamız gerekir. İnsan bazen kendini bile tanıyamıyor değil mi? Amerikalı psikanalist, psikiyatrist ve yazar Irvin Yalom, 'Aşkın Celladı' adlı kitabında, "İncelenmemiş bir yaşam, yaşanmaya değmez" der. Hayatımızı ve diğer hayatları daha fazla mercek altına almak, kişisel gelişimimizde yakaladığımız farkındalıkla birkaç adım daha öne geçmemizi sağlar. Netflix'in ilk Türk filmi 'Yarına Tek Bilet' filminde Leyla ile Ali de Ankara - İzmir arasındaki yolculukları boyunca birbirlerine sorular sorarlar. Cevaplar birbirlerine dokundukça yaşantıları değişir. Hem kendilerini hem de değer verdikleri insanların gerçek yüzlerini görürler. 'Kaybedenler Kulübü' filminde sık tekrarlanan repliklerden biri şudur: Her şeyin başı seks. Her şeyin başı seks değildir, her şeyin başı soru sormaktır... Kaan ve Mete radyo programları birbirlerine ve dinleyiciye sordukları sorular üzerinden ilerler. Yazar Irvin Yalom, danışanlarına sorduğu ve aldığı cevaplar üzerinden başta Aşkın Celladı'ndaki öykülerini, Nietzsche Ağladığında, Divan gibi romanlarını yazabilmiştir. İktidarı eleştirirken, muhalefeti de sorgulamak gerekir. İnsan kendisini, yanındakini, önündekini ve arkasındaki iyi tanımalıdır. Sonra bir bakmışsınız siz adalet için yürürken bazıları yolu kendi çıkarları için değiştiriverir. Siz olduğunuz yerde kalırsınız.
*** Abel Mutai yarışta durmuştur ama İspanyol atlet Ivan Fernandez onun neden durduğunu fark eder. Koşmaya devam etmesi için Kenyalı atlete bağırmaya başlar. Ama Mutai’nin İspanyolca bilmiyordur, Fernandez'in ne dediğini anlamaz. Bunun üzerine İspanyol atlet varış çizgisini eliyle gösterir ve onu zafere iter. Yarış sonrasında bir gazeteci Ivan'a "Bunu neden yaptın?" diye sorar. Ivan, "Hayalim bir gün iyi bir toplum yaşamına sahip olabileceğimizdir" der. Gazeteci "Peki neden Kenyalının kazanmasına izin verdiniz?" diye sorunca Ivan, "Kazanmasına izin vermedim, kazanacaktı" diye yanıtlar. Gazetecinin bu kez, "Ama kazanabilirdin!" demesi üzerine Ivan, "Ama o zaman zaferimin değeri ne olacaktı? O madalyanın onuru ne olurdu? Annem bunun hakkında ne düşünürdü?" diye yanıtlar. Her şey kazanmak ve iktidarda kalmak demek değildir. Onur, vicdan, adalet, hak, hukuk ve özgürlük gibi daha önemli kavramlar vardır. Bu içerik Dokuz Eylül Gazetesi'nden alıntılanmıştır. 9 Eylül Gazetesi
TEŞHİR EDİYORUZ SESSİZ KALMAYIN !!!
Bu alçak adam internet üzerinden iş başvurusu yapan kadını davet ediyor. Sibel gelince önce şiddet uyguluyor. Sonra tecavüz ediyor, arkadaşları ile beraber. Sonra da çıplak resimlerini çekiyor. Bitmedi..
Sex işçiliğine zorluyorlar Sibel'i. Vücudunun her yerinde morluklar var. Saçlarının bir kısmı yok. O kadar çok çekmişler ki yok.. Bitmedi..
Merdivenden yuvarlanıyor. Ses kayıtlarını ortaya çıkarıyor. Mesajları ortaya çıkarıyor. Sibel hastane falan derken kendine 3 hafta sonra geliyor. Savcılığa gidiyor dosyaya bakıyor, hiçbir ilerleme, ekleme yok. Kendi anlattığı dışında. Bitmedi..
Serbest bırakıldılar.
Bugün Sibel'in evine giden emniyet güçleri telefon ve bilgisayarları aldı. Karakolda Sibel'i sakat kolundan tutup yere attılar, sürükleyip, hakaret ettiler.
Bodrum Cumhuriyet Savcılığı ise Milas Savcılığına “Sen yeterince dosyayı araştırmamışsın, kanıtları koymamışsın” diyor. Bu çok önemli.
Bodrum Milas'ta kaybolan kadınların da bu fuhuş çetesinin elinde olduğu iddia ediliyor. Sibel'in avukatı Eren Keskin ise " Çetenin içinde Devlet görevlileri var" dedi.
Şimdi sessiz kalırsan yarın bedel ödeyerek isyan edeceksin!!
Kopyala yapıştırla yayalım.
#sibelicinadalet
#SusarsanOnlarGibisindir
#mutluerbeytutuklansın
Winter
Emekli Bir Türkiyeli ile evlenen 72 yaşındaki Rus Bir Kadının Türkiye’lilere Ait Gözlemleri
Türkiye'ye geldim ve sonra da bir Türkiyeli ile evlenmeye karar verdim. Türkiyeli erkekler ve Türkiyeli kadınlar yemek yemeyi çok seviyor. Hemde çok çeşitli yemek türlerini.
Türkiyeli kadınlar, kadın kadına oturduklarında hemen; “bu akşam ne yemeği yapsam” diye hemencik soruyor. Hasta olduklarında da, neden ve nasıl hasta olduğunu da anlatmayı çok seviyor. Yani şikayetleri çoktur!
Türkiyeli kadınlar, kendilerine zaman ayırmayı bilmezler. Resmen hasta olmayı bekliyorlar. Doktora gitse, doktorun onlara diyeceği tek şey şudur; “çok yoruluyorsun bir dinlen” olacaktır. Türkiyeli kadın, doktorun kendisine bu söylediklerini de kendisine bahane ederek, hastalığı hakkında bolca konuşup, kendisine yine çok boş bir zaman geçirttirmemektedir.
Türkiyeli Ailerin çocukları genelde hep televizyon başında. Eşimin oğlu evlendi. Torunu ise hep televizyon hep başında oturuyor. Gelinimize dedim ki; “çocuk seni az görüyor, televizyonda ki şeyleri ise çok görüyor. Çocuğunun zihninde sen az, televizyonda gördükleri ise çoktur. Çocuk resmen televizyondaki reklamları ezberlemiş. Çocuk öyle bir ezberlemiş ki televizyonda gördüklerini, anne bir şey hakkında red etse hemencecik ağlayı veriyor. Bir şey denildiğinde çocuğa, çocuk yeni bir şeyler istiyor ve her şeyini ağlayarak çözümlemeye çalışıyor. 3 gün 4 gün sonra çocuğun annesi ile arasında ciddi çatışmalar çıkıveriyor.
Şimdi soruyorum size?
Bu çocuktan bu Anneye saygı nasıl olsun?
Çocuğun zihninde anne az, televizyonda gördükleri ise çoktur. Kapat o televizyonu çocuk seni seyretsin, seni anlasın, senin güzelliğin onun beyninde yer etsin dedim. Kimse beni tınlamıyor ve anlamıyor. Çocuklarının beyni kimlerle doluyor hiçte farkında bile değiller. Onlara diyorum ki; “bu çocuğu sen doğurdun, sen hatırlıyorsun onu, sen kundaklayıp büyüttün. Sen hatırlıyorsun ve o bunları bilmiyor. Çocuğun aç karnını bile televizyon başında çizgi film seyrederek doyuruyorsun ve bu çocuk senin yüzüne bile bakmıyor, çocuk sadece çizgi filmine bakıp duruyor. Sonra da diyorsun ki; “bu çocuk yüzümüze bile bakmıyor, yok-yok bu çocuk resmen hiperaktif.” diyerek kendini kendince içi boş bir diagnozcayla kandırıyorsun. Bu vurdum duymazlıklarından dolayı çocuğun beynini televizyon resmen formatlamış ve yeniden tasarlamış..! O da yetmezmiş gibi, çocuk sonra da o çizgi film kahramanlarının kostümünü Vitrinlerde görüp ağlayarak, onları istemeye başlıyor çünkü; çocuk resmen artık onlara (televizyon’a) ait olmuştur.”
Çocuk, kardeşiyle bile oynarken, çizgi filmde öğrendiği o karakterler gibi sağa-sola davranıyor ve o karakterler gibi de iletişim kurup konuşuyor. Onlar diyorum ki; “bak çocuk babası gibi değil, sen annesi gibi de değil. Çocuğunuzun konuşması resmen televizyondaki gibi” diyorum, kimse tınlamıyor beni.
Türkiyelilerin Kadınları çok konuşuyor ve hiçte susmuyorlar.
Maalesef, düşünmeden konuşmak Türkiyelilere özgü bir şey, olsa gerek hemide çooook.
“Türkiyeliler nedense hep hastalar! Onlara diyorum ki; sizin hastalığınızın tek bir nedeni var o da; sizin çok konuşmanızdan kaynaklanıyor. Bunu böyle söylediğim de ise, bana ters ters bakıveriyorlar!
Çok yiyor ve çok konuşuyorsunuz diyorum bana kızıyorlar.
Benimle çok konuştukları zaman, hemen elimle onları reddediyorum. Diyorum ki; “çok konuştun ve bende çok yoruldum. Çünkü insan dinlerken beyin doluyor ve ısınıyor. İşte o zaman susuyorlar. Çünkü; o esnada kalplerde yoruluyor.
Türk kadını estetik ve güzel şeyler konuşmayı bilmiyor. Hep bir şeylerden şikayetçiler. Kocasından şikayet ediyor, ailesinden şikayet ediyor, çocuğundan şikayet ediyor, kendinden şikayet ediyor.
Bir çay, 1 saat boyunca içilir mi be? Ama bunlar o çayı 1 saat boyunca içiyor. Benim bildiğim; “bir insan bir çay içtiğinde insanın gönüllerinde gönüller demlenir. Fakat Türkiyeli Erkeklerde ve Kadınlarında işte bu öyle olmuyor. Herkesin sinirleri kabarıyor ve sonra da herkes evine gidiyor. Peki bu sefer ne oluyor? Yine hastalanıyorlar!
Bence bu toplumun en büyük sorunu şudur; “HERKES HASTA!”...
İtalya'da genç bir kadın kendisine şiddet uygulayan babasını öldürdü. Görülen davada genç kadının kendini savunma amaçlı hareket ettiğine hükmedilerek daha önceki duruşmada verilen ev hapsi cezasının düşmesine karar verildi.
Şiddet uygulayan babasını öldüren genç kadın serbest...
Deniz Türkan - Yaz Bahar Ayında Geleyim Derdim - İstanbul Konseri (Live Performance) Söz/Text: Aşık Veli (İğdecikli) Müzik/Music: Ali Kurt Yöre-Region:Tokat/...
Hudey hudey ...
NEDEN KÖPEKLER İNSANLARDAN DAHA AZ YAŞAR?
İşte 6 yaşındaki bir çocuğun şaşırtıcı cevabı:
Bir veteriner olarak Belker isimli, 10 yaşındaki İrlanda cinsi bir kurt köpeğini muayene için çağrılmıştım. Köpeğin sahipleri Ron, eşi Lisa, ve küçük oğulları Shane olmak üzere köpeklerine çok bağlılardı, ve bir mucize umuyorlardı. Belker’i muayene ettim ve kanser sebebiyle ölmek üzere olduğu teşhisini koydum. Aileye Belker için yapacak bir şey kalmadığını ve izinlerine istinaden evde uyutarak ötenazi uygulamayı teklif ettim.
Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra aile 6 yaşındaki oğulları Shane’in de uygulamayı görmesinin iyi olacağını söyledi. Shane’in bu tecrübeden bir şeyler öğrenebileceğini düşünüyorlardı.
Ertesi gün yine boğazımdaki o tanıdık düğümlenme ve aile ile köpeğin etrafında toplandık. Küçük çocuk köpeğini son bir defa severek “Hoşçakal” derken o kadar sakindi ki, ne olup bittiğini anlamadığını düşündüm. Birkaç dakika içinde Belker sessiz bir şekilde hayata veda etmişti.
Küçük çocuk ilginç bir şekilde Belker’in gidişini herhangi bir zorluk yaşamadan kabul etmişti. Belker’e veda ettikten sonra aile ile oturmuş “köpeklerin neden insanlardan daha az yaşadığını” sorgularken küçük çocuk aniden “ben sebebini biliyorum” dedi. “İnsanlar iyi olmayı, doğru bir hayat yaşamayı ve herkesi sevmeyi öğrenmek için doğar ve yaşarlar değil mi?” Küçük çocuk konuşmasına şaşkın bakışlarımız arasında devam etti “Köpekler zaten bunların tümünü bildikleri ve uyguladıkları için bizim kadar uzun kalmalarına gerek yok ki!”
Küçük çocuğun konuşması üzerine düşünmeye başladım,
Basit yaşa Koşulsuz sev Derinden hisset İyilikle ve içten konuş
Eğer köpekler birer öğretmen olsalardı bize neler öğretirlerdi?
Sevdiklerin eve geldiklerinde mutlaka koş ve karşıla Hiçbir eğlence ve mutlu olma fırsatını kaçırma Yüzüne vuran rüzgâr ve temiz havanın keyfini delicesine çıkar Kısa uykulara dal Kalkmadan önce germe hareketleri yap Her fırsatta koş, zıpla ve oyna İlgiden sıkılma ve insanların sana dokunmasına izin ver Küçük bir havlama yeterli ise sakın ısırma Sıcak günlerde küçük bir mola verip sırt üstü çimlere uzanmayı unutma Çok sıcak günlerde bolca su iç ve gölgeye sığınmayı unutma Mutlu olduğunda tüm vücudunla dans et Küçücük yürüyüşlerin bile keyfini çıkar Sadakatli ol Asla olmadığın birisi gibi hareket etme Eğer istediğin şey derinde gömülü ise onu bulana kadar pes etme ve kaz Eğer birisi üzgünse sessizce yanına otur ve kibarca destek ol
İşte köpeklerden öğrenebileceğimiz mutluluğun sırları!
Yazar: Bilinmiyor Çeviri: Erkan Hoşsöyler
"Koyun" deyince kızan, "Koçum" deyince sevinen tuhaf bir milletiz. Sanırsın ki, "Koç" koyunun erkeği degil de, "Bilim Adamı" ...
EylemDuru&ilyalçıntaş
Güzel bir düet ...
Bundan 42 yıl önce, 30 Mart 1972'de THKP-C ve THKO üyesi 10 devrimciyi Kızıldere’de katleden Amerikancı faşist diktatörlük ve arkasındaki işbirlikçi kapitalist oligarşi, devrimci mücadeleyi toprağa gö
Bundan 42 yıl önce, 30 Mart 1972'de THKP-C ve THKO üyesi 10 devrimciyi Kızıldere’de katleden Amerikancı faşist diktatörlük ve arkasındaki işbirlikçi kapitalist oligarşi, devrimci mücadeleyi toprağa gö
Gelini Öpebilirsiniz... Ne kadar güzel bir söz değil mi? Bu görselde de gelini öpen bir damat görüyorsunuz. Peki damadımızın arkasındaki 4 erkek sizce ne yapıyor? Tahmini elbette çok güç. Olay şöyle ki; Gelini öpen damadımız ne yazık ki felçli ve bacaklarını kullanamıyor. Arkadaki 4 erkek de çocukluk arkadaşları olan damadımızın gelini öpebilmesi için ayakta durabilmesine yardımcı oluyorlar. En öndeki damadı tutuyor, diğerleri de “her zaman arkandayız“ söylemini gerçek kılıyorlar. Yaşam çok daha güzel olabilir. Dünya daha da güzel bir yer olabilir.. Sizce de öyle değil mi?
Ah Şu Kadınlar :))
Bir kadınla bir adam ayrı ayrı arabalarında giderlerken çarpışırlar İkisinin de arabası mahvolur ama şans eseri ikisi de hiç yara almadan kurtulur. Arabalarından sürünerek çıkarlar ve kadın adama bakıp: - Çok ilginç! Sen erkeksin ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama ikimize de hiçbir şey olmadı. Bu belki de tanışıp, dost olup, hayatımızın sonuna kadar huzur içinde birlikte yaşamamız için bir işarettir' der. Müthiş heyecanlanan adam: - Evet, galiba haklısın' diye cevap verir. Kadın şaşkınlıkla: - 'Bak, arabam hurdaya döndü ama bir şişe şarap sapasağlam. Bu kesin bir işaret. Bu şarabı içip şansımızı kutlamalıyız' derken, şarap şişesini adama uzatır. Adam şişeyi alır, açar ve yarısını içip kadına verir. Kadın hemen şişenin mantarını kapatıp adama geri verir. Bunun üstüne adam sorar: - 'Sen içmeyecek misin?' Kadın cevap verir: - 'Hayır, ben polisi bekleyeceğim....
Yugoslav partizan Lepa Radic. 15 yaşında Komünist Parti'ye ve direnişe katılır, 17 yaşında Naziler tarafından halkın önünde idam edilir. Günler süren işkenceye ve öldürülmeyeceği söylenmesine rağmen hiçbir yoldaşının ismini vermez....
Bu memleket hak etmediği mevkilere yandaşlıkla , hırsızlıkla, tehditle , biatla gelenlerin değil , onuruyla, emeğiyle , alınteri ve bilgisiyle o mevkilere gelerek, daha adil ve çağdaş bir ortak gelecek inşa edenlerin olacak...
İyiydi sizler için
Döktürmek aşk şarkıları
Hem daha kazançlıydı
Hem daha havalı.
Ama ben
O sırada
Boğabilmek için kendi şarkımı
Ayağımı dayamıştım boğazıma.
Mayakovski
(Son şiiri, Bağıra Bağıra. Bu şiiri okuduktan beş gün sonra, 14 Nisan 1930 tarihinde, 37 yaşında intihar eder.)
Kadına şiddete hayır!