Haram mı, Vicdan mı?
Vicdan ve İnanç
Bazen durup düşünüyorum. İnsan gerçekten neye inanıyor?
Bir kitap olduğunu söylüyorlar. İnsanlara yol göstermek için gönderilmiş bir kitap. “Oku” diyorlar, “anla” diyorlar. Ama sonra garip bir şey oluyor. Kitabı açtığında hemen biri çıkıyor ve diyor ki: “Dur… onu sen tek başına anlayamazsın.”
O zaman insanın aklına ilk soru geliyor: Eğer anlayamayacaksam neden bana gönderildi?
Sonra başka şeyler duyuyorsun. Birileri diyor ki: “Bunu yapmazsan gerçek bir inanan olamazsın.” Bir başkası diyor ki: “Şu şart olmadan olmaz.”
Ama insan oturup düşününce şunu fark ediyor: İnanç dediğin şey bir insanın kalbiyle ilgilidir. Başka insanların koyduğu listelerle değil.
Bir gün biri çıkıyor ve diyor ki: “Bu haram.” Başka biri diyor ki: “Hayır, o sadece mekruh.” Bir başkası diyor ki: “O aslında günah değil ama yapılmasa daha iyi.”
İnsan duruyor. Aynı şey için üç farklı cevap.
O zaman aklına şu geliyor: Eğer bir şey gerçekten bu kadar kesin olsaydı, bu kadar farklı anlatılır mıydı?
Mesela bazı şeyler var… insanlar hemen “haram” diyor. Ama başka biri çıkıp diyor ki: “Aslında o kadar kesin değil.”
Bazı şeyler var… insanlar “çok önemli değil” diyor. Ama insanın vicdanı diyor ki: “Bu zararlı.”
Ve o anda insan bir şeyi fark ediyor. Belki de mesele sadece kelimeler değil.
“Haram.” “Mekruh.” “Günah.”
Bu kelimeler insanların dilinde dolaşıyor. Ama insanın içinde başka bir şey daha var.
Vicdan.
Bir şeyi sadece “yasak olduğu için” yapmamak başka bir şeydir. Ama onun gerçekten yanlış olduğunu anlayıp yapmamak… işte o bambaşka bir şeydir.
İnsan bazen fark ediyor ki, bazı insanlar inancı anlatmıyor… inancı yönetmek istiyor.
Kurallar koyuyorlar. Sınırlar çiziyorlar. Sonra da diyorlar ki: “Bize uymazsan doğru yolda değilsin.”
Ama insan yine düşünüyor. Eğer bir insanın inancı, başka insanların onayına bağlıysa… o zaman o inanç kimin?
İnsan bir noktada şunu anlıyor: Gerçek inanç başkasının korkusuyla değil, insanın kendi içindeki dürüstlükle ayakta durur.
Çünkü bir gün herkes susar. Hocalar susar. Yorumlar susar. Tartışmalar biter.
Geriye sadece iki şey kalır. Bir kitap… ve insanın kendi vicdanı.
Ve o gün insan kendine tek bir soru sorar: “Ben gerçekten düşündüm mü… yoksa sadece bana söyleneni mi tekrar ettim?”
İşte o soru var ya… İnsanı gerçekten sarsan soru odur.













