"I'm Dorothy Gale from Kansas"
TVSTRANGERTHINGS
Misplaced Lens Cap
sheepfilms
No title available
Noah Kahan
Sade Olutola

if i look back, i am lost

ellievsbear

Andulka
occasionally subtle
Cosimo Galluzzi
🪼
RMH
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
NASA

No title available
Keni
Cosmic Funnies
seen from United States
seen from Argentina
seen from United States
seen from Türkiye

seen from Hungary

seen from Singapore

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Türkiye
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Brazil

seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
@afilimeczup
“aptallarla ne yapmalı?”, maxime rovere’nin aptallığı bir hakaret değil, iletişimi bozan bir etkileşim biçimi olarak ele aldığı bir kitap. rovere’ye göre aptallık, kişinin düşünmeyi reddetmesi, anlamadan yargılaması ve diyalogu imkânsız hâle getirmesiyle ortaya çıkar; tehlikeli olan ise bunun bize de bulaşarak bizi aptalca tepkiler vermeye sürüklemesidir. kitap, aptallarla savaşmak yerine mesafe koymayı, enerjiyi doğru yönetmeyi, sınır çizmeyi ve kendi aptallık eğilimimizi fark etmeyi önerir. temel mesajı ise şudur: aptallarla baş etmek, onlardan daha zeki olmak değil, etkileşimi ustalıkla yönetmektir.
“ama / sana bir boyun atkısı gerek. kış geldi.”
‘’yaşadığım her şeyi bir karınca gibi yuvarlaya yuvarlaya ona taşımayı düşünüyordum hâlâ, kış için, o bitmek bilmez kış için ve önümüzdeki kışlar için, turşu kurmadan, reçel yapmadan, masal anlatmadan çıkaramayacağımız kışlar için…’‘
“yine ağustos gelse elele versek sen anandan kaçsan ben yalnızlığımdan yeni yoldan sazanlı çaydan geçsek güneşin bahçeleri emzirdiği saatta susamışlar aşkına, kandım diyesi uzun uzun öpüşsek yine ağustos gelse kovulsak cennetimize şantiye hiç durmadan ötse bağırsa lâzoğlu büyükharflerle sövse işçilerine damlarda kaysı yarsalar rumeli göçmenleri dillerini sevdiğim kıvırcık dillerini, ıssız bahçelerden geçsek, unutulmuş sokaklardan çocuklar mavi mavi gülüşüp kaçışsalar bir masal dinler gibi sessizliği dinlesek kendimizi dinlesek köklerin çığlığını seni kollarıma alsam, yine yumsan gözlerini yine kapışılsa yavrum, batan şehrin hazineleri biz yine kendi derdimize düşsek”
''insanlar bu evrene fırlatılıp atılmış oldukları için, varoluşumuz belirli bir anlamsızlık içerir. özgürlüğümüz, gelecekten emin olmadığımız anlamına gelir ve yaşamlarımızı yaptığımız seçimler belirler. bizi çevreleyen evren hakkında bir anlayışa sahip olduğumuz kanısını taşırız; durumun farklı olduğunu anlatan bir şey keşfettiğimizde ise yaşamlarımızı çeşitli yönleriyle yeniden değerlendirmemizi gerektiren varoluşsal krizler yaşarız. anlam ve değer taşımanın tek yolu, seçimler yapmaktan ve sorumluluk almaktan geçer.”
sezen aksu - kavaklar
“ruhun gözüyse, bedenin yüzlerce gözünden çok daha değerlidir bizim için; çünkü, gerçek varlığı yalnız onunla görürüz.”
''ah, insan sevinci ne kadar da sefil, kısa ve hayal kırıklığıyla dolu! çünkü aslında, car en realite, aşkın doruk ânı ne kadar sürer ki? hiç, bir an, belki bir saniye. bir saniyelik esrime ve ardından... toz, kül, hiçlik.''