İçimde hala bi'şeyler var. Demek ki yaşıyorum. Gelen giden o kadar şeyden sonra hala hissedebilmek ne kadar insanca ve güzel. Daha uzun yazacağım. Yazacağım. Çünkü yaşıyorum, neden yazmayacağım? Hala eskiden birileri varsa öpüyorum gözlerinden.
Monterey Bay Aquarium

if i look back, i am lost

Love Begins

No title available
todays bird
trying on a metaphor

Janaina Medeiros
Peter Solarz
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

tannertan36
KIROKAZE

Andulka
tumblr dot com

roma★
Cosmic Funnies

shark vs the universe
cherry valley forever

JBB: An Artblog!
art blog(derogatory)

izzy's playlists!
seen from United States
seen from Ireland
seen from Germany
seen from Ireland

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Algeria

seen from United States
seen from Türkiye
@agopsalzirvalar
İçimde hala bi'şeyler var. Demek ki yaşıyorum. Gelen giden o kadar şeyden sonra hala hissedebilmek ne kadar insanca ve güzel. Daha uzun yazacağım. Yazacağım. Çünkü yaşıyorum, neden yazmayacağım? Hala eskiden birileri varsa öpüyorum gözlerinden.
Uzun zaman sonra belki en yaralayıcı (maddi dünyada somut bir kazanç getirmemesinden ötürü yaralayan veya yaralanmış hissettiren) ama aslında hala aynı noktada olmayı bile bir yerinde saymışlık, bir kaybedenlikten çok ötede bir yere, o meşhur ama her yiğidin tadamayacağı ve fakat şiddetle tatmasını salık vereceğim “eksiğiyle, yamuğuyla, kötü kararıyla, kaybetmişliğiyle ben benim” dedirten o muazzam bütünlük noktasına getiren söz: “Ben ne yaparsan yap burada olduğumu bilmenin konforunu sağlamak istedim ona/onlara. Benim de sağlayıp sağlayabileceğim en büyük konfor buydu. Ben geçinmesi kolay, insanı yükselten, öyle aman aman keyif veren biri değilim ve hatta keyif alanım da belki çok zaman. Benim sağlayacak başka konforum, başka vaadim de yok ki. Olup olacağı hepsi bu, bana gelirken tereddüt etme, bak ne güzel, ne aşağılık, ne onur kırıcı ama ne yaşamak fışkırıyor içinden! Böyle üstü başı şık, temiz, tırnakları törpülü değil de o paramparça ve pejmürde gelişte nasıl bütün insanlık ve zayıflık ve bu yüzden de insanlık duygusu gizli! Ne gizlisi, o lafın gelişi, açık seçik, düpedüz, hayvan gibi, böyle etleri koparken gelmekten daha canlı ne bulunur? Duygu, duygu, daha ne olacak duygu dediğin? O kilitsiz kapı olmak veya birinin tabiriyle o arka bahçe olmak, ön bahçeden gayrısına zerre özen gösterilmediğini, günlük benlik performansı alanına dahil bile olamadığını bile bile, bildiğin için hatta tam da, yine de o arka bahçe olmayı kabullenmek; işte benim sağlayabileceğim konfor bu.”
Üstelik inanır mısın, bu söz benim dudaklarımdan çıktı.
Weltschmerzen, ama öyle bir schmerzen ki… Neden ben değil, neden o? Neden öyle değil neden böyle? Ben çok mu akılllıyım yoksa en aptalları ben miyim? Bugüne kadar her şeyi yanlış mı yaptım yoksa yaptığım doğrular hep yetersiz ve yeteneksiz bir jürinin onayına mı sunuldu da buralara gelindi? E hadi, babam böyle pasta yapmayı nereden öğr… bak biliyor musun, onca şeyden sonra hala tek ayağımı yere basar hissettiren şey, tek emin olduğum, ulan acaba mı’sız, kesin, net, bilimsel ve mutlak ne var? İnsanım, iyi ki buyum, iyi ki bugün olduğum kişiyim, iyi ki duymadığınıza sinirlendiğim kadar duyuyorum bu hayatı, bu boktan, bu yaşanmayacak, bu çöplükten bozma çağda bile hala insanım, kendi çapımda, kendi çemberimde, kendi oturma odamda hala insanım. Paralar, pullar, unvanlar, türkçeler, ingilizceler, karılar, kocalar, arabalar olmasa da sonunda, fuck you all bebeğim, damarıma kadar duydum ne yaşadıysam, hatta yaşamadıysam. Ben bunun kıymetini sizin pulunuzla ölçmeyeceğim, ölçersem kendime ayıp. Neyse dear weltschmerzen, iyi ki varsın, boynuma dövmeni yaptıracağım.
“Hangi evde dinlemiştik?”
Bütün şiirler, çok gariptir, eski, yeni, söylenmiş, söylenmemiş, o zamanın hayaletlerinden kurtulamadı. Gençlikten mi, gerçek olduğundan mı? Nedir o zamanın kavgalarını bu kadar kanlı yapan? (Üstelik yarayı o zaman alsan da bugün de halen kanatabilen) Burnu diklikten söylenmemiş olan şeyler, öyle diri, öyle canlı, öyle ki etini ısırıyor, yiyor, bitiriyor seni. Yoklar diye telkin etmek yok etmiyor, varlar, asılılar havada. Bütün şiirler aynı yere, aynı kişiye adanır mı; adanıyor. Bu da bir çeşit asılı kalma hali. Veya ölme hali o anda. Sonrasını hiç yaşamamışsın gibi. Bir de ne oluyor biliyor musun, onun ne hissettiği zerrece önemli değil. Aldatmalar, kandırmacalar, itmeler olağanca kuvvetiyle, sanki kedimin bunaldığında itmesi gibi ayaklarıyla, bütün vücuduyla, bütün vücuduyla o itmeler, o banyoya gidip klozete eğilip kusmalar beni... Ama benim, ya benim, yüce benim, değerli benim içimde hangi kimyasal dolaşıyordu bunlar olurken? Mümkün mü bulsam, alsam bir yerden de içsem kana kana? Aynı acıyı çekmek için, aynı toksiklikte bir şey içsem de yeter ki yaşasam... Acı da bir yaşamak biçimi değil mi, hem de ağlaya bağıra...
“İşte çok uzaklardan kendimin feryadı! kadere karşı kendimi teselli edebilsem!” Ama olmuyor ne yazık, bana verilmemiş bir hediye belki. “Gerçekten bilmiyor musun? benim seni aklımla izlediğimi bilmiyor musun?” Yani, ben izin vermesem de... Hiç içeri almamak gibi bir şansım olmadı değil mi? O ikinci, üçüncü şanslar hep başkaları içindir, bunu çok önce öğrenmiştim. Yazık, keşke böyle olmasaydı. “Değdi mi?” Değmiş besbelli.
“Birbirlerine yüzlerce yeni ad vereceklerdir ve hepsini yeniden alacaklardır birbirlerinden, yavaşça, küpe çıkarır gibi...” Aşık, dost, arkadaş, düşman, yar, yaren, takıntı, özlem, yara... Yarayı kapatmak gerçekten mümkün mü?
“Hayır saatleri, geyikleri anlatmıyor bu kitap,
Bir kumru oluş halini anlatıyor.
Ya da bir kumru olamayış halini. bazan bir şey
görünmüyor. bazan bir şey değişecekmiş
gibi oluyor. bazan bir şey değişmiyor.
bazan hep beni sevecekmişsin gibi
oluyor. bazan hiç sevmemişsin
gibi. bazan bu kitap açıklanama-
yan şeyleri anlatıyormuş gibi oluyor.
bazan hep açıklanan şeyleri.
bazan bu kitap senin gibi oluyor.
bazan benim gibi. yani sen beni
kumru yapmağa çalışırken, benim
kumru olamayış halimi. bazan bu
kitap aşk gibi oluyor, bazan anti-aşk gibi.
Hayır elbette saatleri, geyikleri
anlatıyor bu kitap. insan ilişkilerinden bahseden bir kitap başka neyi
anlatabilir ki? bizim uslanmaz ruhlarımız
hiç kumrulaşabilir mi?
suskuyla yan yana oturan iki kumru...
iki sevgili yan yana oturarak
uzun süre
hiç konuşmadan
yani kumrulaşabilinir mi?
hayır elbette senin beni aradığın
saatleri anlatmıyor bu kitap.
aramadığın onca saatin dehşetini
anlatıyor ancak. ve çocuk gibi olmadığım,
fazlasıyla realist olduğum için tek bir
saate doğru ilerliyor: geyiklerin kavga
edip, boynuzlarını açamayarak öleceği
saate.
yine de kumru masalını
sürdürmeyi deneyecek bu kitap
çünkü kumru olamaz dediğin
anda, aşk da bitiyor, kitap da!
daha kavga etmedik
boynuzlarımız birbirine dolaştı ama
sadece ormanda, uykuda.
bak hala Major Tom çalıyor pikapta.”
Açık bir kitap gibi, bilmem ne zaman kapanacak? Yaralar kapanır mı, kapanır elbet, izler silinir, şarkılar gömülür bir yerlere. Ama hep tetikte, her dokunuşta yeniden dirilmek üzere.
“Hangi evde dinlemiştik?”
#NowPlaying Yarim Derdini Ver Bana - Mübin Dünen
haftanın albümü. feyz alın iblis popçular Gölgede Aynı - Mustafa Sandal
İnanılmaz bir albüm. İ-na-nıl-maz.
Dünya dizi tarihinin tartışmasız en absürd ve en iyi karakterlerinden, server odasında yaşayan Cradle of Filth fanı Richmond’ı hatırlayalım. #theitcrowd
“Demek ki herkes yaşamının heyecanını arıyor. Demek ki herkes yaşamının heyecanını başka yerde buluyor. Nasıl ki zamanında, ilk gençlik yıllarımızda, üniversite şehrinin en meşhur barlarına gidip bokunda boncuk bulmuş,gibi içenlerin, sevişenlerin heyecanlarını anlamıyordum, aradan yıllar geçince de değişen bir şey yok. Gene onların heyecanlarına yabancıyım. Gene anlamıyorum dünyalarını. Bence siz, ‘ahlaksızsınız’.”
Hayatımın mutlu geçindiğim evrelerinde düşünemediğim her şeyi o bir saatte düşündüm. O yarım paket sigarayı içerken. Ne zaman “sizin dünyanız” diye başladım söze, o zaman anladım ki beni bir bir terk eden bütün duygularım, duyularım o anki ÖFKE ile geri geldi. Kan gibi doldu, yanaklarıma kadar çıktı, ateş bastı vücudumu. Tek bir"öfke". O kadar kuvvetli ki insanı yalnız başına yaşatmaya yeter. Oysa daha bu sabah, genç insanların neden öldüğünü anladığımı sanmıştım. Beşiktaş'ta bir evde konuştuğumuz “bomboşluğun” sadece hiçlikten ötede bir zehir, bir yaşam engeli olduğunu ve bomboş olmanın salt boşluk değil bir zavallılık, bir kötülük de demek olduğunu tam olarak kavramıştım. Ankara'da. Kızılay'da yürürken. “aşk değil, tutku değil merhamet değil, bir şeyler var bana duyacak. Ne olursa. Umursayacağım bir insani değer ver nolur. Cinnet bile olur. Cinayet bile olur. Şiddet amenna. Bir yaşama sebebi ver yeter.” Ankara'ya gidince hep böyle oluyor. Saatler sonra kucağımda sebebim. “sizin dünyanızda…” diye başlıyorum söze, güzel. Belki ben de insanlara eziyet ettim. Bazı erkeklere ve kadınlara. Beni sevdiklerini söyleyeceklerini anladığım andan itibaren duyana kadar anlamazdan geldim. Ama ben kimsenin duygularıyla oynamadım. Başından beri ne hissettiysem onları soyledim onlara. Ama siz… Siz düpedüz AHLAKSIZSINIZ.
Sandığın gibi bir yazı değil bu eski dostum tumblrer. Hoş belki de doğru sanmışsındır. Geçelim.
“Hangi dünyada yaşıyorsunuz siz? Aynı dünyada mı yaşıyoruz? Siz ne zaman hazmedip ne zaman hallettiniz bunları? Neden bütün bunlar doğal uzvunuzmuş gibi davranıp ahlaksız bulduğum kendi yaşamınız üzerinden temiz ve tutarlılıklarla dolu yaşamımı sorgulattınız bana? Yıllarca. UTANIYORUM. bu tıpkı metal müzik dinleyen bir arkadaş grubuna giren, aslında arabesk müziği fena bulmadığı halde zamanla onlarla ağız birliği edip arabesk müziğe geçiren, bir zaman sonra da kendini gerçek mi değil mi olduğunu bilmeksizin metal müziği sever arabeski aşağılarken bulan tipin hikayesi gibi. Artık metal dinliyor. Arabeski "iğrenç, bayağı ve ucuz"buluyor. Acaba mı?”
İşte bu tipin de gün gelip Müslüm Gürses metalciler tarafından övüldüğünde hissedeceği utanç bu. Onlar öyle dedi diye şeylerden nefret edilmez. Onlar yakın durdular diye şeylere yakın olmak gerekmez. Utan şimdi, bak arabesk hiç de öyle fena değilmiş.
Görüşemediğim herkesten özür dilerim. Bir dönem nasıl kurtulmak istesem de insanlar, insan ilişkileri mütemmim cüzümdü, ama esasında iradem KENDİMİ KURTARMAK yönündeydi; işte bir süredir de elime irademle pratiği birleştirme, yani TUTARLILIK PUANIMI ARTTIRMA şansı geçmişti. Sevindim ve biriktirdiğim kadar puan biriktirdim. Neyi teorik olarak destekliyorsam, onu -duygusuzca da olsa- yaşadım. Tutarlılık insana korkunç bir haz veriyor. Hayatta yaptığım en makul gaddarlıktı. İnsanlardan koptum. farkında olmadan bir ülkünün peşinden gittim. Sonunda daha insansız, ama daha tutarlı ve güçlüydüm. Onlarsız da olsam yaşayabildiğimi deneyimlemiştim. Deney sürecinde duyguların payını hesaplamayı unutmayın çocuklar. Ben unuttum. Deney sonunda yoktular.
Sözün özünde şunu diyeceğim. İnsanlar iğrenç. İnsanlar ahlaksız. Bir gece yarısı telefon ekranından Kör ola ola, aylardır girmediği mecralarda ergenlik dönemi öfkesinin benzerini yaşadığına memnun,anlattıracak kadar kendini. Bok gibi cümlelerimi körelmişliğime ver.
“Hayatımı tutarlı olmaya adadım. Yıllar boyu insanların yaptığı hemen her şeye burun kıvırdım, beğenmedim,aşağıladım. Ama bunların bir kısmını kendim de yaptım.(Benim -özel sebeplerim- hasebiyle benim yaptıklarım affedilebilir ve lekesizdi elbette. Onların bir sebebi bile yok.) sonra bir kez öyle bir duygusuzluk, ulan öyle bir duymazlık hasıl oldu ki bende, önceden yaptıklarımı yapmamak da ırgalamaz oldu beni. Ne güzel fırsat. Ben de böylece daha da tutarlı oldum. Artık yine her şeylerine burun kıvırıyorum, ama burun kıvırdıklarımın bir tekini bile yapmıyorum. Bilmemne otelinde bir hafta sonu geçirmişler. Çok büyük bir iş başarmışlar. Üniversitenin ilk yıllarında da kopek gibi bira içip rezalet çıkarırlardı. Bilmemne otelinde bir hafta sonu geçirmenin İYİ bir şey olduğuna ikna olursan bir daha arabesk müzik dinleyemezsin. Hatırla. Utanacaksın sonra.”
Küçük ölçekli büyük nefretli hayatıma yeniden merhaba. Arada uğra, seni görmek iyi geliyor. Haftaya belki biraz Kızılay'da yürür, Ankara'daki üst geçitleri ezberler sonra döner gelirim. Havalimanında istasyon insanlarının ne kadar güzel bir şarkı olduğunu düşünürüm. Berkay'a gider sabahlar, sonra birbirimizle konuşmadığımız bir kahvaltı yaparız. Belki sergiye giderim. Cansu gelir iki kadeh içip güzel arkadaş oluruz. Bugün o öfkeyi duydum ya, diyorum ya şakaklarımda atıyor, yüzümde, yanaklarımda geziyor kan diye. Bugün o öfkeyi duydum ya aylardır kapalı olan bronşlarım açıldı,nefes aldım. Ulan yaşıyorum arkadaş. Bugün o öfkeyi duydum ya, artık her şey olur.
“Demek ki benim de bir dinim var. Bir noktada hep tutarlılık ve iç ahlak kaygısı güden, tavizsiz bir hayat yaşamışım. Doğrularla yanlışlardan zinhar dönmek yok. Dedim ya tavizsiz. Katı. Belki ben de bir şeye inanıyorumdur. Benim de bir dinim vardır ha, olamaz mı?”
Ankara'da Ankaralı canım Sevgi Soysal'ın Ankara romanı #yenişehirdebiröğlevakti'nden başka ne okunurdu? "Affetmek sağlıksızdır. Uygar insan affetmez ve unutmaz. Affetmek barbarliktir, ilkelliktir. Bu memleket yumuşak kalplilikten kalkınamamaktadır." #sevgisoysal #yenişehirdebiröğlevakti #ankara #türkedebiyatı
Ankara'nın en güzel yanı Istanbul'a dönüşüdür diyenler halt etmiş; Ankara'nın en güzel yanı Ankara'ya gelişidir. Kara kışta bile sarı sabahlarıdır. #ankara #landscape #bozkır #workandtravel (Ankara, Turkey)
Nil sapientaie odiosius acumine nimio.* (Bilgelik için kurnazliktan daha tiksindirici bir şey yoktur.) *Seneca #edgarallanpoe #epigraf #kuyuvesarkaç
Kelimeler, sokaklar ve evler ne kadar da boş şeyler. #ontheroad
Müzik gibi müzik. #NowPlaying Eternal Return: Eternity - Hafez Nazeri
Yok canım ne ağlaması ya gözüme bir şey kaçtı sadece. #roma #gözyaşışişesi #bottle #medusacammüzesi #tearbottles
Bi’ çok güzel müzik yapman eksikti Teoman’cığım ama yani.
Mucizevi "tartıyı tümseğe koyma" diyetiyle haftada 10 kilo verebilirsiniz.