O gece hiçbir şey yapmak istemedi.
Ne konuşmak, ne düşünmek, ne ağlamak… Hatta nefes almak bile yapılması gereken bir iş gibi geliyordu. Yatağın içinde öylece uzanırken, hayatın onun etrafından akıp gittiğini düşünüyordu. İnsanlar gülüyor, sabahlar oluyor, sokaklar dolup taşıyor, dünya kendi düzeninde dönüyordu. Sadece o, bütün bunların dışında kalmış gibiydi.
Uzun zamandır kendine aynı soruyu soruyordu: Ben neden hiçbir şeyi olduramıyorum? Ne zaman hayata tutunmaya çalışsa, hayat biraz daha uzağa çekiliyordu sanki. Ağlamaktan yorulmuştu. Çabalamaktan, anlatmaya çalışmaktan, yeniden başlamayı düşünmekten… En sonunda çabalamamak bile daha kolay gelmeye başlamıştı.
Bazen insanların onun yokluğunda daha mutlu olacağını düşünüyordu. Belki kimsenin hayatında gerçekten bir yeri yoktu. Belki de bazı insanlar, dünyaya ait olmak için değil, dünyanın kıyısında sessizce durmak için geliyordu.
O gece içindeki acı öyle büyüktü ki, bir süre sonra acının kendisi bile hissizliğe dönüşmüştü. Kalbi ağrıyor, nefesi daralıyor ama içinde hiçbir şey hareket etmiyordu. Sadece kocaman, sessiz bir boşluk vardı.
Bitsin, diye düşündü.
Sonra uzun süre hiçbir şey düşünmedi.
Çünkü bazen insan ölmekten çok, böyle yaşamaktan yoruluyordu. Ve belki de o gece ihtiyacı olan şey hayatının bitmesi değil, ilk defa birinin onun yanında kalmasıydı. Ona hiçbir şey sormadan, hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan, sadece “Buradayım.” demesi.










