Elhamdülillahi âlâ nimeti'l-İslâm.
Monterey Bay Aquarium
Lint Roller? I Barely Know Her
Sade Olutola
EXPECTATIONS

No title available
Game of Thrones Daily
d e v o n
he wasn't even looking at me and he found me
Sweet Seals For You, Always
art blog(derogatory)

izzy's playlists!
𓃗

PR's Tumblrdome

bliss lane
sheepfilms
Not today Justin
The Bowery Presents

Discoholic 🪩
RMH
taylor price

seen from Brazil

seen from France

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Bangladesh

seen from Brazil
seen from Türkiye
seen from Argentina

seen from Türkiye
@arafzade
Elhamdülillahi âlâ nimeti'l-İslâm.
Selamun aleyküm ahâli.
Daha önce de dediğim gibi yeni bir yerde yazmaya başladım. İlgilenen olursa diye linkini bırakıyorum. Buralara da arada uğrarım sanırım.
Selametle.
İnsanın asıl travmaları, bilişsel çarpıtmaları, tetiklenmeleri, bastırdığı duyguları ikili yakın ilişkilerde, bilhassa da romantik ilişkisinde ortaya çıkar. Bu yüzden denilebilir ki romantik ilişki, kişinin karşı tarafın yanı sıra kendini de keşfettiği bir dinamiktir. Bu yüzden ilişki öncesinde o travmaları çözmek yerine baş edebilme mekanizmalarının gelişmesi ve esneklik kazanılması daha önemli.
Şöyle güzel bir şey okudum bir yerde not etmiştim ;
Hiç bir zaman kusursuz bir şeye sahip olamazsın. Eline geçenler eksik olur. Sen razı olunca tamamlanır.
Ben de ekleme yapayım;
Hiçbir zaman hiçbir şeye sahip olamazsın. En sana ait sandıkların bile sadece emanettir. Kıymetini bilirsen tamamlanırsın.
Çok garip. Bir anda düşüyorum ve dizlerim kanıyor. Kalkmam gerektiğini bilsem bile bacaklarım tutmuyor. Sonra bir an geliyor, kalkabileceğime dair müthiş bir inanç sarıyor içimi.
Hâlâ yerdeyken.
Biraz dinlenelim bari. Kan da durur birazdan.
biçak taşiyan hamsi de olur kılıç baluğu.
Herkesin her şeyi yapamayacağını, bu yüzden cemaatin çok önemli olduğunu, farklılıkların üstünlük değil, tamamlama sebebi olduğunu bilmek gerekir.
Zira kimse bünyesinde Hz. Ebubekir'in sıdkını, Hz. Ömer'in gözü pekliğini, Hz. Osman'ın cömertliğini, Hz. Ali'nin ilmini aynı anda mezcedemez. Bu yüzden ümmet yek vücut gibi; biri kolsa biri bacak, biri else biri ayak olmalı. Herkes başka bir eksiği tamamlamalı.
Ne yazık ki günümüzde bir yanılgı da bu konuda karşımıza çıkıyor. Bir insanda her şeyin tastamam olması gerekiyormuş yanılgısı. Üstünlük cakası. Uhuvvetin en büyük engellerinden biri.
Açık konuşayım; Hz. Yusuf "ben nefsimi temize çıkarmam" derken vasat bir insanın "ben asla şunu yapmam/şöyle düşünmem" gibi cümleler kurması çok komik geliyor.
eski doludizgin cesaret, yerini sapasağlam bir temkine bırakmış. üzücü.
İnternet çeken bir köy evinde ders çalışmaya devam edebilir miyim Allah'ım? Mola verdiğimde beton değil; dağ, tepe, ağaç görmek istiyorum.
tereyağli muhlama, yanina da çay olsun.
Bir şekilde imtihan edileceksin bu hayatta. O yüzden "gün gelecek her şey güzel olacak" inancını bir kenara bırak. Bu inanç sana zarar veren asıl sey çünkü. Dünya rahat yeri değil, bu yüzden o gün hiç gelmeyecek. Formül belli: "Şükredin ki nimetimi artırayım."
Nimeti kenara koyup imtihandan şikayet etmek nimeti de kaybetmeye sebep olur. Dön bak ne kadar çok nimet bahşedilmiş sana. Bunların farkında olmayana yenisi verilir mi? Nankörlük eden sevilir mi?
Sadece kendi hayatına odaklanırsan bencilleşirsin, sadece vitrindeki hayatlara odaklanırsan huysuzlaşırsın. Ara sıra insanlarla konuş, muhabbet et. Mevlânâ'nın dediği gibi; duman dolu odalarına bir pencere açmaya çalış. Senin de ruhun rakikleşsin böylelikle. Şükrün artsın. Tevekkülün genişlesin.
İhtiyaçları erteleyebilme yetisi elbette yetişkinlik alameti fakat sürekli ertelenen ihtiyacın da karşılanmasının bir anlamı kalmıyor bir noktadan sonra.
Ahmed Hamdi Tanpınar şu dönemde yaşasaydı "Türkiye, evlatlarına sınavlardan başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor." derdi. Gerçi her evladı da değil ama, yine de sistem bunun üzerine sonuçta.
Ulan insan ilkokuldan öğretmeye başladığı bir şeyi lisanstan mezun eder de hâlâ öğretemez mi ya? Kaç yıl lazım sana Türkçeyi, tarihi, İngilizceyi öğretebilmen için? Neden sürekli başa sarıp duruyorsun ve hâlâ kalıcı hâle getiremiyorsun? Biraz ıslahat diyeceğim de maksimum "bunlara lisans okuttuk ama hâlâ eleyemiyoruz, bir de akademi koyalım, 30'a varsınlar" dersiniz.
Ha pardon, dediniz de zaten.
Doğru bir iş bölümü, tam bir iş ahlâkı ve eleştiriden uzak bir muhabbet.
Bugün de böyle.
Bugün medeniyet olarak görülen hoşgörülü Batı politikaları bile Makyavelist bir ahlâksızlığın riyakâr ürünleridir. Böylelikle Batı, ülkesinde yaşayan Müslümana her türlü kolaylığı sağlarken Müslüman bir başka ülkenin insanlarını acımasızca katledebilir. Çünkü ülke sınırları içerisinde hedefe götürecek olan politika hoşgörü iken, ülke sınırları dışında sömürgedir. Yani, istediklerini elde edebilmek için samimiyetten uzak bir saygı, riyakâr bir hoşgörü ve ahlâksız bir gülümseme takınırlar.
Müslüman bir zihnin bu yüzden Batı'ya özenmesi saçmalıktır. Hatta pekâlâ denilebilir ki ihanettir. Fakat kendisindeki hoşgörü ve saygı eksikliğini de fark etmesi gerekir. Yani, "Adamlar bizden daha iyi, biz şöyle kötüyüz, böyle fenayız." değil, "Bunlar riyakâr bir şekilde, batıl bir dava için bu kadar adayabiliyorlarsa kendilerini, ben hakiki bir dava için ihlâslı bir şekilde neden adayamıyorum?" demelidir. Farkındalığın özünde hayranlık içeren bir taklit değil, tiksinti içeren bir öze dönüş olmalıdır.
Allah'ım senden itminana ermek için seni anan bir kalp istiyorum.