Vücudumu tanıyalı beri bi' 'kansızlık' meretidir çekiyorum... Dönem dönem Ferro sanol, Ferrum fort ve birbirinin benzeri demir hapları yazılıyor reçeteme; bir-iki kutu içip bırakıyorum. Nedeni tam belli değil. Sabah kahvaltıdan yarım saat önce içmem gerek, emilimini bozmaması için süt ve süt ürünleri o an tüketmemem gerek vesaire... zor geliyor. Üstelik kan hapı ya neticede, kilo yaptığına inanıyorum. Belki de önemsemiyorum kansızlık hastalığını...
Başımda hep bir ağrı var. Migren tanısı konmuyor önceleri, sadece migren ağrıları deniyor. Minoset veriyorlar ağrı olduğunda içmem için ama Minoset de nedir ki? Apranax fort içiyorum o bile fayda etmez oluyor bir süre sonra... Zaman akıp geçiyor, ağrılar kesilmeyince migrenin var diyorlar. Migren için de hap kullanıyorum. Bir de atak ağrılar için ayrı bir hap var, acil durum kurtarıcısı mahiyetinde.
Genelde iyiyim ama zaman zaman ani göz kararmalarım, baş dönmelerim, bir-iki kez baygınlıklarım oluyor. İşin içine baygınlık girince sağlığımı sağlama almak için diğer tüm tetkikler de yapılıyor; beyinle ilgili, kalple ilgili bir şey var mı diye. Yok çok şükür, hepsinden temiz çıkıyorum.
Ama kan değerlerim düşük... Teee ergenliğinden beri olduğu gibi. Yine kan hapları veriliyor. Ama ben bir kaç tane -evet bir kaç tane- içip bırakıyorum. İyiyim çünkü, kan haplarına gerek yok diye düşünüyorum. Hatta babaannem müzdarip olduğum duruma şifa olsun diye elleriyle 'kına kına' yapıyor, zahmet edip onu bile içmiyorum. Ellerim ayaklarım üşüyor hep; lahana gibi kat kat giyiniyorum, cam/kapı/klima açanlarla kavga ediyorum, ayaklarıma koymak için çalıştığım yere yeni çıkan Ufo'dan götürüyorum... Bir şekilde üşümeyi kabulleniyorum da, bir türlü kansızlığa çare bulmaya çalışmıyorum.
Son bir haftama gelecek olursak... Baş ağrısı denilen şey, birlikte yaşamaya mahkum olduğum bir organım, bir uzvum gibi sanki. Sadece uykuda kendisini hissetmiyorum. Sadece uykuda rahat olduğum için sürekli uyumak istiyorum. Yorgunum. Beynimin içinde sanki elektrik verilmişçesine 'bızt' sesleri duyuyorum sürekli. Gözlerimi bir taraftan diğer bir tarafa çevirirken o 'bızt' sesleri takip ediyor beni, televizyonda görüntü gider ya hani, saliselik bir olaydır, aynen öyle. Konsantrasyon denilen şeyi unuttum. Ne işte, ne evde... elime neyi alsam tamamlayamıyorum, yarım kalıyor. Saçlarım dökülüyor, tırnaklarım kırılıyor, uzatıp oje süremiyorum renkli renkli. Hepsinin sebebi düşük kan değerleri, demir depolarımın dolu olmayışı. Ten renginle dudak rengin aynı diyor doktor, öyle olmamalı.
Bu mutsuz, bu halsiz halime öyle kaptırıyorum ki kendimi, gerçekten sağlıklı olduğum, başımın ağrımadığı, iyi hissettiğim zamanda nasılım hatırlayamıyorum. Neşeliyim muhakkak, babam her şeye güldüğümü söyler hep. Ama böyleyken, böyle kendimi kötü hissederken yaşamaktan sıkılıyorum.
Kan kaybından ölmek diye bir gerçek var hayatta, annem hatırlattı. Doğru. Elbette ki öyle vahim bir durumda değilim, ajitasyona döndürmeyelim işi:) Ama kan kaybından ölmek diye bir gerçek varsa hayatta, kan'sız kalmamak gerek demek. Bizi ayakta tutan, yaşamımızı idame ettiren o'ymuş meğer.
Annem zaten senelerdir bu durumumu düzeltmek için var gücüyle uğraştı... pekmezler aldı, her sabah ağzıma tıkmaya çalıştı, koyu yapraklı yeşillikler ve et yedirmeye gayret etti, her sabah ilacını içtin mi? diye sordu. Ama şunu bilmeli ki; bu benim vereceğim bir karar. İçtim dedim, içmedim. Ben, kendim kansızlığa karşı savaş açmadığım sürece başkalarının benim için çabalamasının bir anlamı yok.
Ama artık üzülmesin. Kendisini yenmeye karar verdim... Ekşisözlük'te hiç tanımadığım biri bir cümle yazmış. O kadar derinden etkiledi ki, n'oluyoruz dedim. Hem bu baş ağrısıyla gerçekten yaşayamıyorum. B RH(+) kan grubuyum, gelin beni canlandırın biraz! :)
"İnsan kansızken yaraları bile doğru doğru düzgün kapanmıyor, ten rengi soluyor, saçları dökülüyor, bildiğin ölüyorsun gibi yavaş yavaş."