2017 Yazı benim için gerçekten “zor” geçen bir dönemdi. Abartı değildir herhalde tüm yaz boyunca Deniz ve Aden ile bereber geçti zamanım. Zaten zor olan kısmı da çoğunlukla bu “beraber zaman geçirme” kısmı ile alakalı. Tuba yazın başında yaklaşık olarak 1 ayını Belçika dışında geçirdi. Geldikten sonra hemen yola çıkıp Türkiye’ye gittik. 5 haftaya yakın zaman da orada geçirdik. Sonra geri geldik, Tuba’nın işi sebebiyle önce Yunanistan sonrasında da Portekiz gezileri dönemine girdik. Tuba’nın evde olmayışı beni ve çocukları hem fiziksel hem de manevi olarak yordu (yalan yok). Sorun aslında beraber kalmamız değildi, daha çok bu zamanı nasıl “verimli” geçireceğimiz üzerineydi. Nitekim Türkiye’den döndükten sonra Deniz’in gidebileceği bir yaz okulu yok. Haliyle evde 6 yaşında, her konuda gayet aktif ve enerjik bir Deniz ile, haftasonları bu muhteşem ikili kadroya eklenen gayet inatçı, dediğim dedik, anlatmak istediğini mütemadiyen konuşma ve ağlamayı birbirine “karıştırarak” dile getiren bir Aden. Bu yazımı da bir anı olması açısından buraya eklemek istedim. Bazı fotoları da 2017 Yaz’ına hatıra olması açısından buraya ekleyeceğim. Şükür ki bu zorlu dönem bitmek üzere. Gelecekte bizim veletler buraya gelip bunu okuduklarında birazcık da olsa bana hak verip, gelip yanağıma bir öpücük kondurmaları yeterli olacaktır benim için... :)
Macaristan-Sırbistan geçişinde kaybettiğimiz 4 saatin bir karesi. Arkadaki arabada Işık ailesi bizi takip ediyor (edemiyor daha doğrusu...nerdeyse 2,5 saat aynı noktada durduk öyle). Dönüşte de o kadar olmasa da yine 1,5 saate yakın bekleme yapmış olduk. Nedir bu sınır kapısının derdi, cidden merak ettim!
Bıdıklar Thassos feribotunda. Karşıya geçiyoruz. Türkiye öncesi son durak Thassos’da 3 gün geçireceğiz. Thassos bizim yazlar için değişmez bir durak olmaya başladı. Ama her geçen yıl nüfusunun arttığını da fark ediyoruz. Millet burayı da keşfetti diyebilirim...
Zıpırlık diz boyu. Aden başladı bile şovuna. Deniz de bir güzel azdırıyor onu, sağolsun! İki kardeşin arasındaki diyalog ve etkileşim günden güne değişiyor. Bazen Aden’i susturmaya çalışıyoruz, bazen Deniz’i yatıştırmaya...Herhalde bu ilişkinin tüm dinamikleri birbirlerine duydukları sevgiden kaynaklı olsa gerek (öyle olmasını temenni eden baba :))
Türkiye’ye geldikten ve yazlığa uğradıktan sonra 2 günlüğüne İstanbul’a kaçtık. Özel ailesi’ni ve Tektaş ailesi’ni çok özlemişiz cidden. (Bak yine özledim!) Beraber tatil yapma fikrinin gelenekselleşmesini diliyorum. Buradan açık açık yazıyorum.
Meşhur Aile Toplanmacası & Deniz’in Doğumgünü organizasyonunu geçen sene ile aynı yer olan RahAtla’da yaptık. Son derece geniş, temiz ve başarılı bir mekan, kutlama falan yapmak için. Güzel bir gün oldu, “geniş” ailemizin sevgili üyeleri ve yakın arkadaşlarımız ile görüşmüş olduk.
Bu arada tabiki de yazın keyfi son hızıyla devam ediyordu. Bazıları güneşin keyfini çıkarmayı es geçmedi!
Sonrasında da 4 günlük bir Bodrum ziyareti gerçekleştirildi. Çocukları uyutup ortamlara akmasını da bildik, fırsatı değerlendirdik. Bodrum bizi, biz Bodrum’u salladık, tabiri caiz ise (ilk kısmı cidden oldu ama, biz oradayken 4 orta şiddetli deprem hissettik!)
Yaza dair karemizi de çekmeyi unutmadık. (Ne kadar kötü kesmiş berber oğullarımın saçlarını yahu!?
Seferihisar’da ikinci bir hotel keyfi, akabinde bizim yazlıkta Gürcistan şarap degüstatörlüğü derken üç haftayı göz açıp kapayıncaya kadar geçirmiş olduk!
Bu hayat dostlarsız çekilmiyor cidden. Hepinizi görebildiğimiz için çok mutlu olduk. Bir dahaki yaza görüşmek üzere tekrardan yola koyulduk...