Sizce de tanışıyor muyuz?
bence: evet

No title available
Interview Vampire Daily

Game Changer & Make Some Noise
occasionally subtle
Cosimo Galluzzi
h

oozey mess

if i look back, i am lost
The Stonewall Inn
Lint Roller? I Barely Know Her
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Game of Thrones Daily
Jules of Nature
Noah Kahan
untitled
Fai_Ryy
The Bowery Presents
RMH
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Misplaced Lens Cap

seen from United States
seen from United States
seen from Colombia
seen from Argentina

seen from United States
seen from Türkiye
seen from Kenya
seen from Germany
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Pakistan
seen from Thailand
seen from France
seen from India

seen from Türkiye

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Brazil
seen from United States

seen from Malaysia
@bayangigi
Sizce de tanışıyor muyuz?
bence: evet
Bu geceyi Rumeli gecesi yapıyorum
Birçok alternatifi olmasına rağmen; arkadaki müziğin ve kadının sesinin yumuşaklığı ile müthiş bir yorum olmuş bence..
The First Time / 2012 (Surface)
ilk seferin hayal kırıklığını güzel anlatmış.
sevgiyi ve doğru kişiyi bulmayı sorgulatan, naif, güzel, sıkmayan sade gençlik filmidir. American pie filminin 7 filmde anlattıkları olayı kısa ve daha içten anlatmıştır. ayrıca Dylan O'brien ın oyunculuğu göz doldurmakta..
güzel zaman geçirmek adına güzel bir film, asla zaman kaybı değil. izlenmeyi hakkediyor.
-> fragman için
en sevdiğim replik;
"Sadece gülümsüyorsun ve bütün o gürültü yok oluyor"
The King of Summer / 2013
çok güzel, şirin bir eğlencelik bir gençlik filmi. hem komedi hem duygusallık barındırıyor. ilk bakışta ergenlere yönelik bir yaş komedisi gibi duruyor hatta filmin başında konu cidden kayacakmış gibi hissediyorsunuz ancak sonrası, içerdiği mesajlar ve dönemin sıkıntılarını her yaşta insanın keyifle izleyeceği şekilde sunmuş olması izleme keyfini katlıyor. bazı filmler vardır sonuna doğru sıkar adamı, gitgide tempoyu düşürür. yazın kralları çok tempolu bir film olmasa da gitgide artırıyor tempoyu. eh zaten sundance'te yarışmış bir filmin başarısız olma ihtimali yok denecek kadar az gözümde.
özetle;
3 tane genç gerçek yaşamlarından usanıp ormanda kendilerine yeni bir yaşam kuruyorlar çakma into the wild kıvamında. güzel doğa görüntüleri, özgürlükleri vs. oldukça eğlenceli gidiyor. ta ki içlerine kızlar gelene kadar ; amerikanın bir havasına bir kızlarına güven olmaz ve arkadaş ayağı göt ayağı aforizmalarını haklı çıkartacak olaylar yaşanıyor. arkadaşlar önce dağılıyor sonra tekrar mutlu sona yelken açıyor. özellikle biaggio gerçekten müthişti. patrick'in annesini de es geçmemek lazım. ahahaha. lan biaggio. aasdjoaskjdjdşfja
Stand By Me (1986) Kitaptan uyarlanma harika bir film önerisi
Stephen King’ bu hikâyede çok önemli iki noktaya değinmiş olduğunu gördüm. Yaşamın başlı başına bir yolculuk olduğu ve bu yolculuk sırasından yaşadıklarımızdan edindiğimiz çıkarımların bizi nasıl değiştirdiği veya geliştirdiğidir. İkinci nokta ise yaşadıklarımız sırasında bizimle olan arkadaşlarımızdır. Aynı kaderi geçici bir süre de olsa birlikte yaşadığımız kişilerdir onlar ve bunlar hayatımızın kahramanlarıdırlar. Bu kahramanlarla yaşadığımız dostluk farklı şekillerde devam eder. Bazıları hayatımıza bir kere girerler ve çıkmak bilmezler. Onlar başrolü bizimle paylaşan kahramanlardır. Nadir bulunurlar. Değerleri bilinmelidir. Onlardan alacaklarımız ve onlara vereceklerimiz asla tükenmez. Kadim dostluklar kurarız onlarla. Bazılarıyla eskisi kadar sık ve sıkılıkta olmasa da dostluğumuz her daim devam etmektedir. Çoğumuz film deki kahramanlar gibi o yaşlarda sağlam dostluklar kurmuşuzdur ve belki de onlarla irtibatımız bir şekilde kopmuştur. Ancak onlar hala yaşattıklarıyla bizi beslemeye devam ederler. Stephen King hayatın bu şekilde sürdüğünü anlatmak istemiş bizlere. İşte filmin sonundan bir bölüm, “Aradan zaman geçtikçe, Teddy ve Vern'ü daha az görür olduk.Sonunda koridorlardaki pek çok isimsiz yüzün arasına karıştılar. Bazen böyle olur. Bir lokantadaki garsonlar gibi dostlar hayatınıza girer ve sonra çıkarlar.”
Ayrıca 50lerin müziklerini sevenlerin iki kez izlemesi gereken bir filmdir.
Soundtracki cidden olayı bitirmiştir. 50'lerin efsane şarkılarını çalarak o anlara götürmüştür. Filmde kulağımızı çalınanlara bir bakalım, başlarda Bobby Day - Rockin robin çalıyor. onun mesti geçmeden Jerry Lee Lewis - Great balls of fire geliyor. The Bobettes - M.r lee geliyor. The Dell Vikings - Come and go with me geliyor bi de The Monotones - Book of love gelse ne kral olur diyorsunuz, bi de bakıyorsunuz o da gelmiş. sonra peşi sıra; The Chordettes - Lollypop Buddy Holly - Everyday The Coasters - Yakety yak geçiyor.
Şimdi hangisi çıkacak diye beklerken bir anda Ben e. King'in efsanevi Stand By Me'si çalıyor ve ekran kararıyor. filmin bittiğini o anda anlıyorsunuz ve tekrar cdyi çalıştırıyorsunuz.
Bu sefer filmi izlemek için :)
Gravity / Yer Çekimi
Oyuncular: Sandra Bullock, George Clooney
Türkçe altyazılı fragmanları için;
IMDb: 8,7
Mutlaka ve mutlaka 3d olarak izlenmesi gereken film. daha doğrusu film değil uzay yolculuğu demem gerekiyor. resmen astronotluk yaptıM sayelerinde.
Görüntü yönetimi olarakta gelmiş geçmiş en iyi filmden biri olabilir bence bu film. gerçekten uzaydaymışız gibi hissetmemizi sağlamak, uzayın içerisinde hareket etmenin nasıl birşey olduğunu birebir yaşatmak gerçekten çok zor bir şey ve filmde bunu akıl almaz bir gerçeklik hissiyle başarmışlar, tebrikler doğrusu.
Dikkat: Filmi izlerken başınız dönebilir :)
Dram, komedi ve romansı en iyi şekilde harmanlamış; son zamanlarda izlediğim en eğlenceli film. Nispeten basit bir hikayesi olsa da, o hikayeyi anlatışı ve anlatırken kullandığı karakterlerin tatlılığıyla gönülleri kazanıyor. Bradley Cooper, Jennifer Lawrence ve Robert De Niro çok iyiler, yan rollerdekiler de hiç sırıtmıyor. Filmin ana 2 karakteri olan Pat ve Tiffany'nin birlikte olduğu her sahne harikaydı. İkisinin diyalogları ve bunların oluşturduğu kimi zaman komik kimi zaman hüzünlü durumların da harika oluşu gibi...
Her ne kadar sonu hemen her romantik filmde olduğu gibi mutlu olsa da bu beni rahatsz etmedi çünkü o zamana kadar gidilen yollar gerçekten muhteşemdi. Nikki'nin aldattığı adam gerçekten mide bulandırıcıydı bari yakışıklı olsaydı az biraz diye geçiriverdim içimden :/
Kızımızın pat'in peşini bırakmamasından annesinden şüphelenmeliydim ancak ben kızın sürekli camda onu beklediğini filan düşünmüştüm. Tiffany'nin kafedeki delirme sahnesi kelimenin tam anlamıyla muhteşemdi hele ondan önceki pat'in tahrik olması daha da muhteşem.
Katıldıkları dans yarışmasında ki puanlama olayı da gerçekten çok iyiydi "beş puanın nesi bu kadar iyi ki" deyip şaşırdıklarında kahkahaya boğulmanzı bir oluveriyor. Dans olayı küçük bir dirty dancing olacak diye korkmuştum ama olmadı danslarının gerçekten kötü olduğunu söylemeliyim hele o önceki dansçıların o danslarla o puanları almasından sonra 5 puanı bile alamayabileceklerini düşünmüştüm :/
Bunun dışında arka planda anlattıkları pat'in babasının delilikleri özellikle bahis sahnesi çok üzücüydü totem olayına değinmiyorum bile tam bir delilikti kızın bütün sonuçları sayması da gerçekten çok şaşırtıcıydı. baba oğul kavgası ise gerçekten değişik duyguları aynı anda yaşatan bir sahneydi.