Uzun bir aradan sonra bay mizah tekrar sahalarda.
Ve mizah çalışmalarıma kaldığım yerden devam ediyorum.
Biliyorum ülke ve dünya gündemi cadı kazanı gibi. Gülmenin pek de hoş karşılanmadığı, yeri ve zamanı değil denildiği günler...
Belki tam da bu nedenle biraz uzaklaşmaya, soluk almaya ve gülmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Bu kez konuğum yetenekli müzisyen Anjelika AKBAR...
Yetenekli kelimesini laf olsun diye kullanmadığımı ve altının ne kadar dolu olduğunu kısa öz geçmişini okuyunca daha iyi anlayacaksınız.
Üstelik bir o kadar da mütevazi ve esprili.
Hiç ikiletmeden teklifimi kabul etti.
Hatta laf aramızda, bi süredir beklettiği bir başka röportaj olmasına rağmen, bu çalışmayı öne alıp hemen cevapladı.
Ne diyelim, Kıskanan diğer röportajcılar çatlasın..! :)
Onu kısaca tanıyalım ve hemen soru cevap bölümüne geçelim.
***
Anjelika AKBAR:
Kazakistan SSC'nde doğdu. Annesi müzisyen, babası ise hem müzisyen hem felsefecidir. İki buçuk yaşında nota biliyor ve piyano çalabiliyordu. Dört yaşında ilk bestesini yaptı ve Mutlak kulak yeteneği de fark edildi. Moskova Tchaikovsky Devlet Konservatuvarı öğretim üyelerinin dikkatini çekmesiyle, üstün yetenekli öğrencilerin yetiştirildiği Taşkent Devlet Uspensky Müzik Okulu'nda 11 yıl eğitim gördü. Ardından Taşkent Devlet Konservatuvarı'nda 5 yıl eğitim gördü. Rusya Besteciler Kurulu, Anjelika Akbar'ı En İyi Genç Besteci seçti.
Klasik müzik sanatçısını için uygun bir ülke olmadığını bilmesine rağmen kültürel nedenlerle, ailesini de şaşırtarak Türkiye'de yaşamayı seçti. 1993 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçti ve Hacettepe Üniversitesi'nden Bestecilik ve Orkestra Şefliği yüksek lisansı aldı. Ardından aynı üniversitede Skriabin'in "Seçme Piyano Eserlerinin Armonik, Melodik, Ritmik, Biçimsel ve Felsefik açıdan Analizi" ile ve bestelediği "Senfoni No.1" ile tamamlayarak doktora derecesini aldı. 1997-1999 yılları arasında Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nın (ilk) kurucu öğretim üyesi oldu. Hindistan, Rusya, Almanya, Fransa, Baltık devletleri, Orta Asyaülkeleri, KKTC, Katar ve Türkiye'de çok sayıda konser verdi. Özbekistan'ın UNESCO Millî Komitesine davet edildi.
Sanatçının 2002 yılında yayınladığı Vivaldi'nin Dört Mevsim keman konçertosunun piyano uyarlaması albümü, Sony Classical kataloğuna giren ilk Türk klasik müzik albümü oldu. Ardından "bir"den Bir'e albümünde Rana Pirinççioğlu ve Zara ile çalışan Akbar, özellikle yaşamın hızlı akışı karşısında sevgiyi ve yaşamın kendini farketmeyi anlattı. Bach A L'Orientale kaydında ise sanatçı, Johann Sebastian Bach'ın müziğini Doğu ritimleri ile birleştirdi. Anjelika Akbar bu albümü için; “Bu bir müzik deneyi değil, çağın ihtiyacıdır. İnsanlar birbirleri ile kucaklaşmadan önce müzikleri kucaklaşsın istedim.” yorumunu yapmıştır. Bach'ın göksel müziği, ney gibi doğu mistizminde önemli yer tutan müzik aletiyle buluşarak farklı bir tat oluşturarak sentez edildi. Bu noktada Akbar, sürekli çalıştığında insanı robotlaştırdığını söylediği akla dayanan Batı müziği ile, daha çok içsel olan, duygulara dayanan Doğu müziğini birleştirdi. Akbar daha sonra "Güldür Gül" adlı ilahiyi yorumlayarak sufizme olan ilgisini gösterdi.
Anjelika Akbar, pek çok ulusal ve uluslararası ödül sahibidir.
Twitter adresi: https://twitter.com/anjelikaakbar
***
SORU-CEVAP
bm: Tüm dünya, sizin tasarladığınız piyanoyu konuşuyor son gülerde. Bildiğimiz piyanoya benzemesine rağmen, getirdiğiniz ekstra özellikler ile bambaşka ve çok farklı bir yapıya kavuşmuş. Bu yeni tasarım piyanonun özelliklerinden bahseder misiniz?
A.Akbar: Kuyruklu piyano benim yaşam alanım olduğu için çalıştığımda uykum gelir diye alt kısmına portatif yatak tasarladım. Piyanonun altında uyumak çok hoş, tek dezavantaj aniden uyanınca başımı piyanonun gövdesine çarpıyorum, çünkü yükseklik fazla değil. Fakat bunun da bir avantajı var bir yandan, Newton misali, o gün çok daha fazla fikir geliyor ve çalışmamın verimi artıyor. Piyanonun bir diğer özelliği, tuşlu sistemin yani sıra sadece tek dügmeye basarak Keyboard kısmı düz hale geliyor ve ses perdeleri ortadan kalktığı için sadece kulağımı kullanarak sonsuz sayıda koma sesleri çıkartabilir fantastik tını elde edebilirim. Piyano çalışırken eğer acıktiysam buna da bir çare buldum. Seslere duyarlı sistem çaldığım esere göre kendiliğinden birkaç yiyecek ve içecek piyanonun içinden hazır edebiliyor. Örneğin Mozart’ın Türk Marşını çalıştığım zaman piyano Türk Kahvesi hazır ediyor, gerçi eğer 1-2 hata ile çalarsam kahveye şeker koymuyor, sanırım ceza olarak. Ben ise şekersiz kahve içmiyorum. Bu duruma henüz çare bulamadım. Ama genel olarak tasarımımdan çok memnunum.
***
bm: 7 temel notadan hangisisiniz ve neden?
A. Akbar: Tek nota olamam ben, haftanın her günü farklı bir notayım. Hatta ruh durumuna göre eğer üzgün isem o notanın bemolüyüm, neşeli isem o notanin diyezi. Bugün mesela çarşamba ve ben bugün Mi Diyez notasıyım. Ama her şey öyle düz da gitmiyor. Bazen gün içinde birkaç nota oluyorum, başka güne nota kalmıyor. O gün ben sessizlik oluyorum...Eğer çok fazla konuşuyorsam demek ki o gün hatlar karıştı.
***
bm: Türkçeye yepyeni ve daha önce hiç duyulmamış, sizin bulduğunuz bir kelime hediye etmenizi istesek, hangi kelimeyi söylersiniz ve anlamı nedir?
A. Akbar: Türkçeye "chrezvichayno" kelimesini memnuniyetle hediye ederdim. Rusça kökeninden geliyor ve "çok, olağanüstü" anlamına geliyor. Hem olumlu hem de olumsuz anlamda kullanıldığı için çok pratiktir. Ruslar bu kelimeyi çok sık kullanıyorlar, zaten de kullanılması çok çok kolay bir kelime, eminim Türkiye'de de sevilir ve günlük dile kısa sürede yerleşir.
***
bm: Müzikle “saç tokası” arasındaki 3 temel benzerlik nedir?
A. Akbar: Güzel olması, Hayat kurtarıyor olması, Her yerde olması...
***
bm: Geçen ay sonunda Mars’a yaptığınız yolculukla ilgili bir anınızı anlatır mısınız?
A. Akbar: Uzun zamandır yapmak istediğim ama zaman ayıramadığım bir yolculuk idi. Sonuçta uçuş yarım saat sürüyor olsa da, bazen 5 dakika dahi bulamıyorsunuz böyle şeyler için. Menajerim ile gittim bir konser görüşmesi için, fakat kendisini uzay yolculuklarında midesi çok bulanıyor onun için her şey biraz zorlu geçti. Konser organizasyonuna gelince, biliyorsunuz Mars'takı piyanoların Keyboard uzunluğu bizimki gibi değil, yaklaşık 4 metredir. Oturarak çalmak imkansız, epey maraton gibi sağa sola koşmak gerekiyor. O yüzden konser kıyafetlerin özel tasarlanması lazım. Tabii Marslıların boyları posları bizimki gibi değil, uzun boyları ile ve uzun kolları ile o piyanolar da rahat çalıyorlar. Ama gezegenler arası kültür ve sanat ilişkileri önemlidir, ben de elimden ve ayaklarımdan gelenin yapacağım. Sıkı bir koşu programı ile o konsere hazırlanacağım. Dünya'daki piyanistler Mars konserlerine genel olarak çok sıcak bakmıyor, yol konaklama ve konserin fiziki koşullarından dolayı. Ama bence güzel bir deneyim oluyor.
Kendisine 10 kısa soru sorduk.
Ve birer kelimelik cevaplar aldık.
Tek kelimeyle harika...
***
Zeynep Altıok AKATLI Kimdir?
1968 yılında Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümü’nü bitirdi.Mesleki kariyerine iletişimci olarak devam etti. 19 yıl reklam sektöründe müşteri ilişkileri grup yöneticisi olarak çalıştı. 1993 yılında bir ortaçağ karanlığında babası Metin Altıok’u yitirdikten sonra, bu acının ardından şairi ve Sivas utancını unutturmamak için yazdığı yazıların yanısıra kültür ve sanat söyleşileri ve denemeleri çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı. Kitap editörlükleri yaptı.
2003 yılında Metin Altıok için Gölgesi Yıldız Dolu adlı armağan kitabı hazırladı. Bu kitap 2013 yılında katliamın 20.yılına ait bir güncelleme ile yenilenerek Doğan Kitap tarafından yeniden yayınlandı. Yıldız İzi portre ve denemelerinin bir araya toplandığı ilk kitabıdır. 2012 yılında babasının mektupları Kırmızı Kedi yayınevi tarafından Metin Altıok'tan Zeynep'e Mektuplar adıyla yayınlandı.
Toplumsal Bellek Platformu üyesi; Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Nazım Hikmet Vakfı ve Ülke Politikaları Vakfı yönetim kurulu üyesi olan Zeynep Altıok Akatlı halen kültür ve sanattan sorumlu CHP Istanbul İl Başkan Yardımcısı olarak il yönetim kurulunda görev yapmaktadır.
Bugüne kadar yaptığı çok başarılı işler var. Buna rağmen son derece mütevazi ve alçak gönüllü biri.
Samimi, içten ve doğal...
En belirgin özelliklerinden biri de bitmeyecek gibi duran pozitif enerjisi ve sürekli gülen yüzü. Ha, arada attığı kahkahalar var bir de :))
İşini son derece seven ve daha pek çok projesi olan biri.
Örneğin, yeni belgeseli "Eksi Artı 17" üzerinde çalıştığı projelerden biri.
Habercilik, gazetecilik ve TV çalışmaları da devam ediyor.
Kendisi ile son derece keyifli ve matrak bir sohbet gerçekleştirdik.
Sorduğum 5 soruya kendine has tarzı ile güzel yanıtlar verdi.
Bu arada Tuluhan'ın twitter hesabı: https://twitter.com/Tuluhantekeli
Bu söyleyişinin en önemli özelliği ise görüntülü olarak kaydedilmesi oldu.
Bugüne kadar konuklarımla yazılı olarak yaptığım çalışmayı bu kez görüntülü yaptık.
Bu çalışmayı kabul ettiği için kendisine çok çok teşekkür ediyorum.
Tuluhan ile ilgili detaylı bilgiyi devam eden satılarda bulabilirsiniz.
Videoyu ise Youtube'da açtığım Bay Mizah kanalına yükledim.
Yazının bitiminde videonun linkini paylaştım.
Teşekkürler Tuluhan... :)
TULUHAN TEKELİOĞLU
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü bitirmiştir. Prof.Dr.Yavuz Tekelioğlu'nun kızıdır. Tuluhan Tekelioğlu Paris Sipa Press'te gazetecilik hayatına başladı. Hürriyet gazetesinde çalıştığı sırada Kenya'daki Kakuma Mülteci Kampı'nda BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) yararına gönüllü hizmet etti ve edindiği deneyimleri yazı dizisi olarak gazetesinde yayınladı. 2001'de Cine5'te Başka Yerde Yok, 2001-2003 arasında Habertürk TV'de Tatlı Sert, TGRT kanalında Tuluhan'la Her Sabah programlarını hazırlayıp sundu. 2005-2006 arasında Kanal D sabah haberlerini hazırlayıp sundu. Kanal 1 televizyonu için Güzel 1 Gün adlı sabah haber kuşağını sundu. 2009'da TRT 2'de Boğaziçi'nden programını sundu. Sabah gazetesinde 2007 yılında başladığı Her Şeye Rağmen İkimiz adlı röportajları 2013 Temmuzuna kadar kadar yayımlandı.
Kitapları:
"50'sinde Erkek", Turkuaz Kitap
"40'ında 40 Kadın", Turkuvaz Kitap,
"Her Şeye Rağmen İkimiz", Turkuvaz Kitap
Matrak Diyalog: Tuluhan TEKELİOĞLU Videosu
Bazen sayfalar dolusu yazıyla açıklayamayacağımız şeyi bir kelimeyle ifade ederiz.. Tüm anlamları, duyguları ve düşünceleri o bir kelimeye sığdırabiliriz. Artık o yeterlidir bizim için. Anlatmak istediğimiz her şey ondadır. Karşı taraf da tüm cevapları ondan alabilir artık. Alabildiğince...
Yeni bir çalışma:
Tek Kelimeyle...
Konuklarımız soruları cümle kurmadan sadece kelimelerle cevaplandıracaklar.
Bazen tek kelime, bazen de atasözü, deyim veya bir tamlama ile.
Ama cevaplar asla cümleyle olmayacak.
Bu çalışmayı ilk olarak Metehan DEMİR' e ilettim..
Sağ olsun kabul etti ve cevapladı.
matrak diyaloglar devam ediyor.
zeka, hayal gücü ve mizah...
şimdiki konuğumuz Aşkım KAPIŞMAK
peki kimdir Aşkım KAPIŞMAK..?
Bölümünde mutlu olmadığını gören bir öğretmeni, onu profesyonel olarak insan ilişkileri ile ilgili çalışmalar yapmaya yönlendirdi. Marmara Üniversitesi’ndeki eğitiminden sonra Amerikan Üniversitesi Newport’ta Davranış Bilimleri- Psikoloji lisansını tamamladı. DavranışBilimleri okurken, zihinsel engelli ve kimsesiz çocuklarla gönüllü çalışmaya başladı. Ayrıca İstanbul’da birçok kişisel gelişim ve iletişim eğitimleri aldı.
Mezun olduğu Marmara Üniversitesi’nde öğrencilere Etkili İletişim Becerileri dersleri verdi. Bu sırada birçok üniversiteden de konuşmacı olarak davet aldı. Bu seminerlere devam ederken Final Dergisi Dersaneleri’nde sınava girecek öğrencilere dört yıl danışmanlık yaptı.
İki yıl boyunca Beden Dili Uzmanlığı ve İletişim Becerileri eğitimi de alan Kapışmak, Türkiye genelinde seminerler vermeye başladı.
Starbucks, Wella, Head and Shoulders, Borusan, Quinn Group, Mehmet Tatlı,İpekyol,Hisarlar gibi önemli firmalara iletişim seminerleri düzenledi.
Sahnede daha etkili olmak isteyen Aşkım Kapışmak, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde iletişim, beden dili, diksiyon, oyunculuk ve sahne sanatları dersleri alarak üniversitede edindiği bilgileri tek kişilik gösteri şeklinde sahneye koymaya başladı.
“Kadınlar Sağdan, Erkekler Soldan” adlıkitabını 2011’de çıkardıktan sonra kitapta yazanları stand up şeklinde sahnelemeye başladı.
Son olarak “Beni Benimle Aldatır mısın?” adlı kitabını okuyucuya sunan Aşkım Kapışmak, şu an üniversiteler, belediyeler, özelşirketlerde gösteri ve seminerler düzenliyor.
Bununla birlikte bireysel ve kurumsal danışmanlık eğitimleri de veriyor.
Kitaplar:
Ebeveynlik Cüzdanı,
Kadınlar Sağdan Erkekler Soldan,
Beni Benimle Aldatır mısın,
Küçük Mutluluklar Kitabı,
Hangi Anne Hangi Babasınız ?
eveeet...
Aşkım KAPIŞMAK şimdide bizim sorularımıza cevap veriyor.
bakalım ne sormuşuz neler demiş...
***
bm: Geçtiğimiz ay, Apple firmasının CEO luk teklifini kabul ettiniz ve çalışmaya başladınız.İlk olarak da, 2050 yılında piyasaya süreceğiniz bir telefon üzerinde çalıştığınız biliniyor.cBu telefon ve özellikleri hakkında bilgi alabilir miyiz sizden?c
ak: "Hisset arasın" sloganıyla çıkacak. Bu telefon zihinle çalışıyor. Telepatik yolla kurduğumuz iç sesimiz artık telefon hizmeti görecek. Küçük bir çip şeklinde üretilecek olan alet oral yolla alınıyor. Midenize yerleşip orda bir duvara tutunup maksimum 2 sene kalıyor. Mide ile beyin arasındaki sinirlerle bağ kuruyor. Siz şunu ara diye içinizden geçirdiğinizde direk o kişi arıyor. Karşı tarafta da bu telefonun olması şart. Hemen onun içine doğuyorsunuz. Bir nevi AŞK gibi görünmüyor ama iletişim kuruluyor. Kapamak istediğinize zıplamanız yeterli. Aletin adın AŞKIM… 2 sene sonra çip nasıl çıkacak mideden hala çalışmalar devam ediyor.
***
bm: Afrika gezinizde kayboldunuz ve tam 4 ay 12 gün sizden haber alamadık. Sonunda neyse ki sağ salim yurda döndünüz. Söylediğinize göre daha önce hiç keşfedilmemiş, tamamen ilkel bir kabile ile karşılaştınız ve onlarla yaşadınız bu süre boyunca. Peki neler yaşadınız, neler yediniz, nasıl anlaştınız, neler hissettiniz? Bu süreçle ilgili biraz detay alabilir miyiz?
ak: İlk başlarda korktum ama konuşamadıklarını görünce birazda şaşırdım. Tamamen zihinsel bir telepati yöntemiyle iletişim kuruyorlardı. Benim konuşup ses çıkardığımı görünce çok şaşırdılar. Ağaç üstünde evler yapmışlar, toprakta uyumaları uğursuzluk getiriyormuş. Beni bir ağaç eve yerleştirdiler. 4 ay inemedim oradan. Yemek yemiyorlardı, çünkü zihin güçleri ile tok kalabiliyorlardı. Ama ben 3.günden itibaren açlığa dayanamadım. 3 günde bir, bir yerliyi yedim. Ama muhteşem bir şey keşfettim, orada gözyaşı yoktu. Üzücü bir şey olduğunda göbek atıyorlardı. Yani onlara göre tepinip durmak…
***
bm: Türkçeye bir kelime armağan etmenizi rica ediyoruz. Kelimeyi ve anlamını bize söyler misiniz?
ak: Eşbuş...
Bu kelimenin anlamı: iki insanın aynı anda aynı şeyi söylediklerinde sen benden daha çok yaşayacaksın, tezini çürüten bir kelime. Çünkü böyle bir durumda kim EŞBUŞ derse o daha çok yaşayacak. Yani mütevazi olup uzun ömrü vermenin önünü kesiyor.
***
bm: Siz, 100 katlı binanın bir katısınız. Kendinizi kaçıncı kat olarak hissediyorsunuz? Neden?
ak: 1.katıyım...
Severim geleni gideni görmeyi, ayrıca her gün en yukarı çıkıp en aşağıya inmek adamı mahveder ruhen. Ben sürekli birinci katta kalayım. Canım ister zirveye çıkar, sıkılırsam inerim. En tepedekiler geleni gideni görmezler…
***
bm: “Kişisel Gelişim” ile “Kürdan” arasında 3 temel benzerlik var malum. Nedir bunlar?
ak: Tabiki var olmaz mı? Sürekli eğitimlerimizde üzerinde durduğumuz bir ikilidir.
1.benzerlik: Kişisel gelişim de kürdan da gözümüzle göremediğimiz, arada kalmış, rahatsız edici şeyleri çıkarmaya yarar.
2: Kişisel gelişiminizi de kürdanınızı da açıkta sergilemeyin. Çünkü başkaları tarafından kıskanılıp sahip olunmak istenebilir. Çünkü her ikisi de sürekli yanımızda gezdirmemiz gereken şeylerdir.
3: Kişisel gelişimde kürdana da kolay ulaşabilirsiniz. Her yerdedirler. Sadece bakmak, görmek ve aramak gerekir. Küçük gibidirler ama kullanılınca büyük rahatlık sağlarlar.
Kendisini tanımayanı vatandaşlıktan çıkartıyorlar.
Gerçek ismiyle değil belki ama, canlandırdığı karakterler ile mutlaka karşılaşmışsınızdır.
Ne demek istediğimi tanıtım yazısı veya biyografisini okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız.
Yazarlık, yönetmenlik, oyunculuk...
Az zamanda çok iş yapanlardan kendisi.
Sorularımızı nasıl bulduğunu sordum:
"Süper, çok beğendim. Çok farklı, zekice" dedi.
Ben de aynısını cevapları için söyleyeceğim.
Süpper cevaplar :)
Mutlaka sonuna kadar okuyun.
Peki kimdir Necmi YAPICI?
Dizileri :
Ayrılsak da Beraberiz (Feridun Bitir)
Reyting Hamdi
Kahkaha Show
Dayı (Nuri)
Sen misin, Değil misin? (Tanju)
Sonradan Görme (Feridun)
İmkansız Aşk (Ankut)
Gemilerde Talim Var
Dikkat Bebek Var
En Son Babalar Duyar
Avrupa Yakası (Sigortacı)
Fesupanallah
Prenses Perfinya (Santor)
Papatyam (Harun)
Yalancı Romantik (Tayfun)
Adanalı (Maymuncuk Nuri)
Babam Sağolsun (Taci)
Filmleri :
Hırsızın Oğlu (Kopuk)
Kahpe Bizans (Bizans Askeri)
Keleğlon Kara Prens'e karşı (Cin)
Şans Kapıyı Kırınca
Maskeli Beşler: Kıbrıs (Selim)
Beyaz Melek (Ömer)
Kilit
Osmanlı Cumhuriyeti (Üzeyir)
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (Çilingir Osman)
Bunların yanısıra Dizi Bölüm Yazarlığı, Dizi ve Reklam Yönetmenlik tecrübeleride bulunmaktadır.
Yazarlık:
Ayrılsakta Beraberiz (25 Bölüm)
Dikkat Bebek Var (26 Bölüm)
Kahkaha Show (13 Bölüm)
En Son Babalar Duyar (5 Bölüm)
Sayısal Gece Skeçler (2 Yıl Boyunca Muhtelif)
Yönetmenlik:
İmkansız Aşk (Star)
Sonradan Görme (Atv)
Kahkaha Show (Star)
Kadın Her Zaman Haklıdır (Tv8)
MP Spor Ayakkabısı (Tv Reklamı)
Arrow Terlikleri (Tv Reklamı)
Gazla Gitsin (Mansur Ark Klibi)
2002 Dünya Kupası Tanıtım Reklamı (TRT)
bm: Bir adaya giderken yanınıza kesinlikle almayacağınız 3 şey nedir?
ny: Kesinlikle yanıma almayacağım şeyler: Cep telefonu, televizyon, sigara. Biraz kafa dinlemek, okumaya daha fazla zaman ayırmak ve sağlıklı yaşamak güzel olurdu.
ny: Arka lastiklerden biri olmayayım da :)
Onlar sürekli ön lastikleri takip etmek zorundalar çünkü.
***
bm: Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar? Bu tartışmaya son noktayı sizin koyabileceğinize işaret ediyor uzmanlar. Hangisi doğru?
ny: Bence yumurtanın en başta bir tavuktan çıkması gerekiyor değil mi? Tanrının önce yumurtayı yarattığını sanmıyorum çünkü kuluçka için bir tavuk gerekli. :) Bu şey demeye benziyor: anne mi bebekten bebek mi anneden çıkar?... Bebeği doğuracak bir anne lazım... Ama ilk halkadan sonra ikisi de birbirinden çıkmaya başlıyorlar o ayrı. Ayrıca yumurtadan civciv çıkar tavuk değil ama ben o konuya hiç girmeyim mutlaka giren olmuştur.
***
bm: "MEFİKAN SEMYATİSİ” hakkında yıllardır araştırma yapıyor, seminerler veriyor ve öğrenciler yetiştiriyorsunuz? Bu konuda dünyadaki ilk 3 otoriten birisiniz. Bize kısaca bilgi verebilir misiniz? Nedir bu “Mefikan Semyatisi”?
ny: MEFİKAN SEMYATİSİ; Meksika, Finlandiya ve Kanada da yetişen bir bitki türüdür. Dünyada sadece bu üç ülke topraklarında yetişen son derce zehirli olan bu bitkiyi Stavros Semyatisi adlı Yunanlı bir Botanikçi keşfetmiştir. Adını Üç ülkenin isimlerinden ve kendi soyadından oluşturduğu bu bitki , zehriyle yalancılığı ortadan kaldırmaktadır. Günlük haftalık ve aylık dozajlarda alınabilen bu zehir insan yaşamından yalanı tamamen kaldırmaktadır. Ne beyaz , ne pembe hiç bir yalan söyleyemeyeceğini anlayan insanların şu ana kadar fazla rağbet görmediği bu zehre sadece Tibet’te yaşayan , elini eteğini tamamen dünyadan çekmiş bir kaç Budist Rahip sahip çıkmaktadır. Botanikçi Stavros Semyatisi bu zehri kullandıktan sonra hayatı alt üst olmuş, işinden , eşinden , iki metresinden ayrılmak zorunda kalmış, bütün arkadaşlarıyla arası bozulduktan sonra da Tibet te bir Budist Manastırına yerleşmiştir. Ben de zaman zaman ‘’Mefikan Semyatisi’’ kullansam mı acaba diye düşünsem de henüz buna cesaret edememekteyim.
***
bm: Evlenmek isteyen gençler en çılgın, ilginç veya acayip evlilik teklifi için sizden yardım alıyorlar. Şu ana kadar hiç duyulmamış, en çılgın, en uçuk, en acayip evlilik teklifi önerilerinizden birini öğrenebilir miyiz?
ny: İlişkileri çok iyi giden ve evlenme teklifi aşamasına gelmiş bir erkek trafik kazasında ölmüş numarası yapar. Herkesi ayarlar ve cenaze töreninde sevdiği kıza kız hüngür hüngür ağlarken yanına gelip benimle evlenir misin? der. :) Bu teklif sonunda oğlan gerçekten kız tarafından öldürülür mü, yoksa kız ondan önce kalp krizinden mi ölür, ölmezse de hapse mi girer orasını bilemem.
***
bm: Çok ilginç bir dünya rekoru kırdınız. Tebrik ediyoruz sizi. Konuyu ve ayrıntıları kısaca anlatabilir misiniz?
ny: Ertem Eğilmez filmlerinden; Hababam Sınıfı, Hababam sınıfı sınıfta kaldı, Hababam sınıfı tatilde, Bizim Aile , Neşeli Günler , Köyden İndim Şehre' yi hiç sıkılmadan 1000 er kere olmak üzere izledim. Ama amacım bu sayıyı 2000 er kereye çıkarmak.
***
bm: Geçen yıl bir uzay gezisine katıldınız ve Mars’a gittiniz. Yaklaşık 1 hafta 10 gün kadar orada kaldınız. Mars’ta sizi en çok etkileyen şeyler nelerdi? Mars tam kafa dinleme yeri, bir kaç gün yalnız kalmak ve düşünmek isteyenlere şiddetle tavsiye ederim deyince sevdiğim arkadaşlarımdan biri, bende araştırdım biraz internetten. Şansıma erken rezervasyon fırsatı da yakaladım. Hem de kredi kartına 12 ay taksitle.
Neyse, kalkıp gittim. Gerçi daha giderken saçma bir şey yaptığımın farkına vardım ‘’lan’’ dedim kendi kendime ‘’ 10 günlük tatil için 6 ay yol mu gidilir?’’ Bunu dedikten bir yarım saat sona uyumuşum zaten gözlerimi bir açtım Mars’tayım. Tabut gibi yataklardan kaldırdılar bizi. Bizi diyorum, çünkü benim gibi 7 kişi falan var turda. Bizim saç sakal birbirine karışmış terden leş gibi kokmuşuz. Hemen bir kuru temizleme makinasına soktular hepimizi ve bir güzel temizlediler. Mars da su yokmuş çünkü. Yıllardır bilim adamları yemişler bizi marsda su var, olabilir falan diye. Yok işte gördüm! İçme suyu da çok pahalı bir küçük şişe suyunu 100 tl ye satıyor insafsızlar.
Konuyu çok dağıttım galiba pardon! Ben beni etkileyen şeylerden bahsedecektim. Mars ı özellikle eski fotoğraflara , sepia renklere meraklı insanlara iki kere tavsiye ediyorum. Gezegenin tamamı sepia çünkü. Ama sakın benim gibi 10 gün kalmasınlar. Sıkıntıdan kurdeşen dökerler. Ben şahsen pişman oldum. Ama medistayon falan yapmak isteyenler olursa gitsinler. Tabi biraz kızıl bir çöl ortamında aç susuz kalıp değişik bir deneyim yaşasınlar.
Kuş sesi yok, su sesi yok, orman yok!
Dolayısıyla nefes alacak hava zaten yok. Sürekli kafamızda cam fanuslarla gezdik. Bu fanuslarla sigara da içemiyorsun. İçsen gözün yanıyor dumandan dışarısını göremiyorsun. İçmesen bomboş bir kızıllık, taş toprak, kaya ortamında canın sıkılıyor. Yemek de yiyemiyorsun ağız tadıyla. Sürekli serum. Henüz katı gıdaya geçilmemiş. Bu yüzden de sürekli bir dışarı çıkma, küçük abdest yapma isteği, mesanede bir baskı.
Yani rezillik yahu..!
Gidenler için tek bir artısı var; geceleri soğuktan tir tir titreyerek dünyamızın ne kadar güzel bir gezegen olduğunun farkına varırlar belki. Ve bir daha ağaçları kesmez suları kirletmek için elinden geleni yapmazlar. Biraz dünyamızın yaşadığımız evin değerini bilirler.
Son söz Mars da yaşanmaz abicim.
Yani beni Mars ta etkileyen pek bir şey olmadı.
Ben şiddetle tavsiye etmiyorum.
Bana şiddetle tavsiye eden arkadaşımın da ilk fırsatta ağzını burnunu kıracağım.
ny: Yelkovanım... Enerjik bir insanım ben. Hareketsizlik bana göre değil. Ben sürekli hareket halinde olmalıyım. Ben hareket etmesem Akrep i itelemesem saat iflas eder zaten.
***
bm: Herkesin çok merak ettiği bir yere ulaştınız geçtiğimiz ay. Ve bu dünyada bir ilk… Gök kuşağının başladığı yere ulaşan ilk kişisiniz. Neler var orada? Nasıl bir yer?
ny: Hiç bir şey yok... Alttan bakınca tek renk görüyorsun gök kuşağını. Kimse zahmet edip gitmesin gök kuşağı uzaktan güzel. Bırakın insanlar hayal etsin eskisi gibi...
***
bm: “Gazoz kapağı” 5 farklı amaç için kullandığınızı açıkladınız geçenlerde. Bu 5 şey nedir?
ny: Oyuncak , Takı , beslediğim karıncalar için su tası ve yemek kabı, bükme marifetiyle dikiş yüzüğü olarak kullandım...
***
bm: “3 günlük dünya” da yaşıyoruz. İyi de haftanın hangi günleri bunlar? Neden?
ny: Pazartesi , Cuma ve Pazar.
Biri yaşama başlama sendromu olan Pazartesi. Çok sıkıntılı geçiyor ve yaklaşık 20 yıl sürüyor.
Cuma günü hayatın tadını çıkarmaya başlayacağın gün olduğu için çok mutlu olmaya çalışıyorsun. Her şeyi yapmaya çalışıyorsun. O gün oda ortalama 20 yıl sürüyor. Tabi koşuşturmaca seni çok yoruyor.
Sonra Pazar geliyor. Biraz daha dingin ve dinlenerek yaşıyorsun. Son gün olduğu için her şeyden daha bir mutlu oluyorsun. Eş dost bir arada olmaya çalışıyorsun. Son günün keyfini çıkarmaya çalışıyorsun. Bu son gün aynı zamanda da temizlenme günü, yıkanıp paklanıyorsun. Ruhunu temizlemeye çalışıyorsun. İç yıkama da diyebiliriz buna. Üç günün yorgunluğu çöküyor üzerine. Yıkanıp paklanmayanlar zaten 4.günün sabahında başkaları tarafından sadece dış yıkama yapılarak yıkanıp , öğle namazını mütakiben defnediliyor.
***
bm: Sınavlarda değişmez bir kural vardır malum: “3 yanlış 1 doğruyu götürür…”. Peki nereye götürürler? Orada ne yaparlar?
ny: Bence bu çok saçma bir kural. Asıl olması gereken 3 doğru bir yanlışı götürmelidir. Şimdi siz onu da soracaksınız nereye götürür peki diye. Tabi ki doğruların olduğu yere. Yanlışlar ancak daha fazla doğru yapıldıkça yok edilebilir bana göre. Hatasız , kul olmaz yanlış yapmayan hiç kimse tanımadım ben. Ama doğru yaptıkça yanlışlardan uzaklaşır insan.
***
bm: Bizi leyleklerin getirdiğine inanırız. Neden leylek? Tek görevli o mudur? Yoksa başka hayvanlar da var mı insanları getiren? Ne düşünüyorsunuz?
ny: Ben buna hiç inanmadım çünkü leylek bebeği bir bez bohça içinde uzun gagasına asılı olarak getirir. O leylek o bezi nerden bulmuştur? Onu oraya nasıl asmıştır? Bu hem saçma hem de çok tehlikeli bir yöntemdir. Ya kaysa düşse o çocuk? Bence bunu yapsa yapsa yani bizi getirse getirse Pelikanlar getirmiştir. Onun gagasının altındaki büyük hazne daha güvenlidir. Düşürme ihtimali sıfırdır. Bu iş için en doğru hayvan Pelikandır.
***
bm: Çok yüksek bir iş merkezinin 36. katının penceresinden bir kaza sonucu aşağıya düştünüz. Geçmiş olsun öncelikle. Çok şükür ki burnunuz bile kanamadı. Peki, düşerken o anlarda neler hissettiniz? Nasıl bir duyguydu? Öncelikle o gün bunu hiç beklemiyordum, yani ölmeyi... Çok erken oldu diye düşündüm, kesin öldüm dedim ve çok korktum altıma doldurduğumu hatırlıyorum. O kadar... Sonrasını zaten hatırlamıyorum çok hızlı düşüyordum.
***
bm: Herkes icat ettiğiniz cihazı/makineyi konuşuyor. Yüzyılın buluşu bile deniliyor. Bu makineyi ve çalışma şeklini bize anlatır mısınız?
ny: Evet sağ olsunlar. Makinemin adı: ‘’İcat Makinesi’’ Siz aklınızdaki fikri ekranına yazıyorsunuz. Zaten bu makine varsa ‘’ Çoktan icat edilmiş lütfen başka bir fikir girin ‘’diye cevap veriyor. Ama daha icat edilmemişse, bunun nasıl olabileceğini size şemalarla anlatıyor, tasarlıyor ve hemen patent enstitüsüne maille başvuruyor. Ve sizin adınıza tescilleniyor. Bu şekilde artık İcat olayını Mucitlerin Tekelinden de çıkarmış oluyoruz. Özellikle aklına sürekli fikir gelen bir millet olarak biz Türk’ lere çok faydası olacağına inanıyorum. Vatana millete hayırlı olsun.
***
bm: Siz kendinizi ne zannediyorsunuz?
ny: Ayıp oluyor ama şurada güzel güzel soru cevap şeklinde konuşurken... Asıl siz kendinizi ne zannediyorsunuz beyefendi?
***
bm: Türkçeye bir kelime hediye etmenizi istiyoruz. Bu kelime ve anlamı nedir?
ny: İLZEK... İleri Zekalı kişiler için kullanılabilir mesela. Geri zekalılar için GERZEK kullanıyorsak tam tersini de bu şekilde kullanabiliriz.
***
bm: Bindiğiniz uçağın kaptan ve yardımcı pilotlarının, aynı anda kalp krizi geçirmesi gerçekten büyük talihsizlikti. Kule ile telsiz/telefon bağlantısının olmaması ise apayrı bir felaketti. Fakat düşmekte olan bir uçağı ve içindeki 137 yolcuyu sağ-salim kurtarmış olmanız, tarihe kahraman olarak yazılmanıza neden oldu. Uçak kullanmayı bilmemenize rağmen kokpitte doğru sıra ile yaptığınız 8 müdahale/manevra başarıyı getirdi ve uçağı piste indirmeyi başardınız. Ne yaptığınızı sırayla söyler misiniz?
ny: Önce üç kulhüvallah bir Elham ( Üç İhlas bir Fatiha) okudum. Bunlar dört etti zaten. Sonra kuleyi aradım beş. Adamın dediklerini dinledim altı. Söylediklerini yaptım 7. En sonunda da Tanrıya şükür ettim sekiz.
***
bm: Çay bardağı ile klozet kapağı arasındaki 3 benzerliği işlediğiniz makale çok okunalar listesinde. Oldukça ses getirdi. Bu 3 şeyi bize de anlatır mısınız?
ny: İsterseniz ikisini de plastikten yada camdan yapabilirsiniz ama ben pek cam klozet kapağını tercih etmiyorum. Aceleyle oturunca yada fazla kiloluysanız. Eğer kırılırsa cımbızla tek tek çıkarmanız gerekir cam parçalarını. Aynı şekilde plastik çay bardakları da çok sıcakta kanserojen maddeye dönüşüyor. Yani bunu da tercih etmiyorum. Son olarak, ikisini de bir elle tutar ve kaldırırız. Özetle bunları yazmıştım o makalede ve neden yazdığımı da bilmiyorum dünyada başka bir sürü önemli konu varken ben bunu neden yazmışım acaba?
Sevdiğim ve ilgiyle takip ettiğim başarılı ve değerli bir sanatçı.
Kendisi ile bu diyaloğu gerçekleştirmek olmaktan son derece mutluyum.
Şebnem Sönmez'in kariyeri ile ilgili tanıtım satırları altta yer alıyor.
Mesleği dışındaki gerçek ve doğal Şebnem'i ise Twitter'da takip edenler bilirler.
Kimi takipçileri şaşırır ve kızarken kimisi ise destekler.
Ama o: "gerçek olan ben sahnedeki değil, buradaki" der ve aldırmaz...
Sosyal medyayı iyi kullandığını gördüğüm sanatçılardan biridir.
Takipçileri ile sürekli etkileşim içindedir.
2 saat yokum der gider ve çalışmasını bitirince mutlaka döner.
Twitter hesabı: https://twitter.com/edihvet
Kimdir Şebnem SÖNMEZ?
1991-1992 tiyatro sezonunda Dormen Tiyatrosunda:
"Hastalık Hastası"
"Alo Arkadaş",
"5'ten 7'ye",
"Arapsaçı",
"Şarkılar Susarsa"
"Ayının Fendi Avcıyı Yendi"(Çocuk Oyunu) adlı oyunlarda sahneye çıktı.
"Eksik Etek" adlı dizi ile televizyonla tanışan sanatçı, daha sonra "Yaz Evi", "Bir Demet Tiyatro", "Güneş Yanıkları" ve "7 Numara" adlı dizilerde rol aldı.
1997-1998 tiyatro sezonunda Tiyatro Stüdyosu'nda "Balkon" adlı oyunda yer aldı ve bu oyunla Avni Dilligil En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü'nü aldı.
"Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?" adlı oyunla BKM ailesine katılan Sönmez, bu oyundaki rolüyle Afife Jale En İyi Yardımcı Kadın Ödülü'nü aldı.
1988-1994 yıllarında çeşitli anaokulları, ilkokul ve liselerde drama öğretmenliği ve 1985'te sınıf öğretmenliği yapan sanatçı, 1991-1993'te kendi okulunda "Yaz Tiyatrosu" adı altında bir ekip kurdu ve bu çalışmalarını hala sürdürmektedir.
Rolaldığı bazı sinema filmleri:
Türkan - 2011
Toprağın Çocukları - 2011
Aşk Tesadüfleri Sever - 2011
Beş Şehir - 2009
İyi seneler Londra - 2007
Döngel Karhanesi - 2005
Abdülhamit Düşerken - 2002
Vizontele - 2000
Dizi Filmler:
Elveda Rumeli
Bir Demet Tiyatro
Erkekler Ağlamaz
Sen misin Değil misin?
Perili Ev
Avrupa Yakası (TV) (konuk oyuncu, 2 bölüm) - 2004
Çarli İş Başında
Güneş Yanıkları
Yedi Numara
Dış Kapının Mandalları
Bir Demet Tiyatro
Yaz Evi
Acemi Müezzin
eveettt...
şimdi ona sorduğum matrak sorulara ve aldığım cevaplara gelelim.
buyrun efendim:
***
bm: İki gün önce Başbakan ile basına kapalı özel bir görüşme yaptınız.
ŞS: Soru yanlış! Her dakika yapıyorum görüşmeyi, basın buna kapalı.
bm: Yaklaşık 2,5 saat süren bu görüşmede neler konuşuldu?
ŞS: Yaklaşık 12 yıldır süren görüş-ememelerin özeti bile ömür bitirir.
bm: Neler söylediniz?
ŞS: Siz gerçekten sevdiğiniz 3 şeyi sevginizin olanca gücüyle söylediniz mi? demiştim. Çocukların tam olarak ne olduğunu düşünüyorsunuz Kadın,anne,erkek,sohbet,hayat,mevki,tatil,öğrencilik, 19 Mayıs, Atatürk, Laklik, devlet, sanat, sanatçı, heykel, bölücülük, ayrımcılık, özgürlük, tutuklu öğrenciler, tutuklu gazeteciler, Ergenekon vb nin anlamlarını sorup durdum.
bm: peki ne cevaplar aldınız?
ŞS: Siz kimsiniz? Ananı da al git! Her kürtaj bir Uludere’dir. 4+4+4 eşittir 2 eder! 13 yaşında bir kız 26 kişiyle kendi rızasıyla cinsel beraberlik yaşıyor! Deniz Feneri bizi aydınlatıyor! Böyle şeyler söyledi. Ama galiba tam olarak sorularıma cevap vermedi, o zamanki gündem neyse ona göre savuruyor. Kafası karışık olan benim bence. Anlamam lazım hangi sorunun cevabı hangisidir. Daha çok gayret etmeliyim.
bm: sonuç olarak genel izlenimleriniz nelerdir?
ŞS: İzleyemiyorum. Bilgi edinme yasası işlese, yazılı sorar, öğrenirdim 15 gün içinde. O zaman belki bir izlenimim olabilirdi. Bir de “BUNLAR!” diye başlayan cümlelerinden tam olarak neleri kastettiğini bir anlayabilsem! Çünkü nesne tarifliyor, insanlar üstüne alınıyor. Bir başbakan nesneye “O” denmeyeceğini bilmez mi? İnsanlara “BU” denmeyeceğini kesinlikle biliyordur bence.
bm: Yeni romanınız piyasaya çıktı.
ŞS: Yenisi mi? Eskisi de mi var? Bilsem okurdum el alemden evvel.
bm: Nasıl bilmezsiniz? Şu an en çok satanlar listesinde yer alıyor.
ŞS: Benim niye haberim yok? Yayıncı ne yapmaya çalışıyor?
bm: Hatta romanda en çok ilgi çeken şey, kadının aşık olduğu sevgilisini öldürmesi ve öldürürken söylediği: “seni çok seviyorum” cümlesi…
ŞS: “Son nefesimde bile beni sevdiğini söyle!” dememiş miydi o karakter? Ölmüyordu eceliyle, kadın da n’apsın; başka birine tutulur gibi olunca mecbur kaldı herhalde. Hakikaten ben mi yazmışım bu romanı?Biri üstüme atıyor bence?
bm: Şaka yapıyorsunuz kesin. Hadi bırakın şakayı da kadının duygularını ve cinayete giden süreci anlatın bize.
ŞS: Bu kadının durumu üstte ifade ettiğim gibi değilse, gerçekten bu romanı ben yazmadım. Yayıncının telefon numarasını alabilir miyim?
bm: Türkçe’ye bir kelime armağan etmenizi rica ediyoruz. Kelimeyi ve anlamını bize söyler misiniz?
ŞS: Sava : Muştu, müjde, iyi haber, Savacı : Güzel haberler veren haberci, Savaş : Güzel haber ver, Savaşçı : Müjde için yarışan
bm: 7 temel notadan hangisi sizi temsil eder? ve neden?
ŞS: SOL anahtarını yazınca hepsi, hepimizi temsil eder.
Senaryomuzu Yasemin ÇONKA ile beraber yazdık.
Bir noktaya kadar ben yazıp konuğuma bırakıyorum sözü.
O bir süre yazıp bana atıyor topu.
Bir o, bir ben...
Böyle sürüp gidiyor ve ortaya bir senaryo çıkıyor.
Yasemin bu konuda mükemmel bir performans sergiledi.
Pozitif enerjisi, zekası, mizah yeteneği, hayal gücü baştan sona devredeydi.
Hikayenin henüz başlarındayken, sonunu merak eder hale getirdi beni :)
Senaryonun hangi kısmını ben, hangi kısmını Yasemin yazdı bunu belirtmiyorum. Ama çok çok büyük bölümü onun kaleminden çıktı.
Senaryo tamamlandıktan sonra bana söyledikleri şunlar:
-Aklı selim görüntümün altındaki şuursuzluğumun tanığısın artık
-14 yaşımdaki oğlum benden daha olgun görüntü içinde şu an
"Millet bize kim bilir ne diyecek?" dediğimde ise söylediği şu söz oldukça manidar:
-Kimse benim yazdığıma inanmaz valla, sen kendini düşün! :)))
Yasemin çok eğlenceli, zeki, saygılı, zarif ve pozitif biri. Bir orduya yetecek kadar pozitif enerjisi var. Tabi kısacık yıllara sıkıştırdığı bi ton tecrübe, deneyim ve sanat...
İşte Yasemin ÇONKA' nın kısa geçmişi:
1972 doğumlu.
1989-1993 Istanbul State Conservatuary, Mimar Sinan University, Theatre Department
1996-1998 Monterey Peninsula College, Monterey-California, English Language
Tiyatro Deneyimleri:
1990-1993 “Bedava mı Sandın?” Bakırkoy Municipality Theatre / (Oğuz ARAL)- Istanbul
1993-1996 “Ferhat’ın Yeni Acıları” Istanbul State Theatre / (Raik ALNIAÇIK)-Istanbul
2000-2001 ”Herkesin Gözönünde” Sadri Alışık Theatre / (Orhan OĞUZ)-Istanbul
TV Deneyimleri:
1998-2001 “İkinci Bahar” (Melek) ATV (National)
2001 ”Hayalköy” (Şule) TRT (National)
2001-2002 ”Yeditepe İstanbul” (Pembe) ATV (National)
2002-2003 ”Aşk Meydan Savaşı”(Nazlı Gelin) Kanal D (National)
2003 ”Ti-Show” ATV (National)
2003-2005 ”Bir İstanbul Masalı” (Çiçek) ATV (National)
2005-2006 ”Hırsız Polis” (Ayşegül) Kanal D (National)
2006 ”Rüya Gibi” (Özlem) Show TV (National)
2008-2009 “Güldünya” (Asiye) Star (National)
2010-current “Gönülçelen” (Nakiye) ATV (National)
Sinema Deneyimleri:
2004 “BIYIK” (Short Film) Lale NALBANTOĞLU
2007 “Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağim” Hamdi ALKAN
2008 ”Devrim Arabaları” Tolga ÖRNEK
2009 “5 Yaş Sendromu” Hüseyin Karabey
Yasemin yazdığı bu senaryo ile kariyerine önemli bir taş daha ilave etmiş oldu. :)
Artık bu proje ile ne kadar övünse azdır.
Öğrendim ki, FRINGE dizisi Yasemin ile ortak noktamızmış. Az sonra okuyacağınız senaryomuzu FRINGE dizisini bilenler daha iyi anlayacaktır.
Artık ben sizi senaryomuz ile baş başa bırakayım.
***
İşte senaryomuz: BEBEK
***
Zili çalar. Kapıyı karısı açar. Kocasını yorgun ve bitmiş vaziyette gören kadın endişelenir. Onu rahatlatmak için gülümser ve:
- Hoş geldin aşkım der.
Adam cevap vermez. Sadece başını sallamakla yetinir. Kadın ise kocasının bu durumunu çok merak eder:
- Anlaşılan bugün çok kötü bir gün geçirmişsin. Ama şimdi sana söyleyeceklerimden sonra bütün yorgunluğun gidecek. Şahane bir haberim var sana.
- Yine ne aldın?
- Sadece kırmızı bir ayakkabım eksikti, onu aldım. Ama asıl haber; Ayşe, Fatma, Feride ve Nazlıya kardeş geliyor. Sanırım bu sefer erkek.
- Neee..!!! Bu mu iyi haberin? Gelenin 5. çocuk olduğunu farketmiyorsun galiba. Her seferinde erkek müjdesi var üstelik. Gördük erkek dediklerini!
Adam bir an düşünür ve beyninden vurulmuşa döner. Çünkü daha fazla çocuk istemediği için bir operasyonla tüplerini bağlatmıştır. Peki bu çocuğu kimden peydahlamıştır anası evinin kırmızı pabuçlu kadını. Adam hiçbir şey belli etmez ve sevinmiş gibi yapar. Yattığında uzun uzun düşünür ne yapacağını? Sabah erkenden evden ayrılmaya ve bir daha dönmemeye karar verir. Karısı da ona bir şey olduğunu düşünürdü nasıl olsa. Tam uyumak üzereyken karısının karnından abuk subuk sesler geldiğini duyar:
- Şişşşşhhh baba bozuntusu..!
Adam yerinden zıplar. Korkudan ne yapacağını bilemez bir halde kendi kendine sorar: Bu çocuk kimden..?
Adam sabah uyanınca evi terk edemeyeceğini düşünür. Karımın karnında konuşan bebek var. 4 kızımı bu konuşan ucube ile bırakamam der. Ne yapacağım ben? Acaba bu yaratık kimden? İlişkileri devam ediyor mu? Aynada kendi kendine konuşurken arkada kadın belirir:
- Aşkım neyin var?
- Yok bi şey… Sadece düşünüyorum. İlişkimizi, geçen onca yılları… Seni hayatım boyunca hep sevdim ve bunu göstermeye çalıştım. Bir an dahi seni aldatmadım. Tüm bunları düşünüyorum. Karıcım sana önemli bir soru sormak istiyorum…
- Hayatım sen önemli soruyu falan bir kenara bırak. Senin kafan karışmış. 4 iken 5 oldu, ne yiyip ne içeceğiz diye sıkıntı yapıyor olabilirsin. Sıkma canını. Her doğan çocuk kısmeti ile doğar derler. Bu arada sen ne soracaktın?
- Galiba haklısın. Belki de bi tatile çıkmalıyım...
Kadın şaşkın bi şekilde:
- Tatil mi? Tamam ben o zaman bavulları toplayayım. Ama masraflı olmasın!
- Sanırım yanlış anladın. Tek başıma bir tatil... Ayrı kalmak ikimize de iyi gelir ne dersin?
Adam bu sorunun cevabını ve karısının vereceği tepkiyi merak eder.
- Tamam aşkım sen nasıl istersen, bavulunu hazırlayayım.
Kadın itirazsız kabullenince adam iyice şüphelenir ve tatile falan gitmez, gizlice evi gözetlemeye karar verir. Bu çocuğun babası kimdir? En önemlisi neye benziyordur? Apartman önü, çalıların arkası… Adam saklanmış evi gözler. Çocuklar sabah servise biner okula giderler. Adamın işten dönüş vakitlerinde evin önünde bir araba durur.İçinden inen bir adam evin kapısına gider ve zili çalar. Karısı kapıyı açar ve adam içeri girer. Kocası gizlice ve görünmeden eve yaklaşır. Bir pencere altından içeriye bakmaya başlar. Adam içeri baktığında önce karısının mutluluktan uçar halini görür, yıkılır. Sonra içerideki adamın kendisiyle tıpa tıp aynı olduğunu görür dehşetle. Ne yapacağını ne diyeceğini bilemez...
Bir süre şok geçirdikten sonra kendine gelir ve böyle bir şeyin nasıl olabileceğini anlamak istercesine bir kez daha camdan bakar. Bu defa bakışında karısının banyodan adama seslendiğini, ve kendisine benzeyen adamın bir anda başka bir yüze büründüğünü fark eder. Adeta donmuştur. Ne yapacağını bilemez..Kadın seslenir içerideki adama:
- Aşkım madem bensiz tatile gidemedin, benden şahane bir ödül kazandın.
- Birazdan yanındayım.
Kadının gerçek kocası dışarıda biraz şaşkınlık biraz da korkuyla durumu izlemekte ve dinlemektedir. Karısına yardım mı etmeli bu adamdan kurtarmalı, yoksa arkasına bakmadan gitmelidir. Karışık duygular içinde camdan izlemeye devam eder. İçerdeki adam:
- Lanet olsun, burada bir enerji kaynağı yok mu?
Bu arada Adam prize taktığı şey ile tekrar kocasının şekline dönüşür. Bunu gören adam artık kararını verir ve içeriye dalar. Ve adamın üstüne atlar. Boğuşmaya başlarlar. Kadın sesleri duyup odaya geldiğinde gözlerine inanamaz. Adam karısına dönerek:
- Bu adam ben değil, benim kılığıma bürünmüş bir ucube der.
- Hayır o değil ben senin kocanım!
- Hayır benim
***
Kadın kime neye inanacağını bilmeden şaşkın şaşkın salonun ortasındaki adamlara bakar. Birden karnına müthiş bir ağrı saplanır.
- Ahhhh.. Siz kimsiniz nesiniz? diye haykırır.
Bu arada adamlar her ikisi de kadını ikna etmeye çalışır ve diğerini sahte olmakla suçlarlar. Kadın acıdan bağırmaya ve fenalaşmaya başlar.
-Yeter yeter...
Acının dozu arttıkça kadın flulaşır. Her iki adamda kadını izlemektedir. Acının dozu gittikçe artar artar... Ve gittikçe flulaşan kadın ortadan kaybolur. Onun oldu yerde ise bir bebek yer almaktadır. Kadın karnındaki bebeği doğurmuş ve ortadan yok olmuştur. 2 adam şaşkın vaziyetteki yerde duran bebeğe bakarlar. Bebek hızla büyümeye başlar. Bebek 2 dakikada büyür. O da diğer iki adam gibi aynı şekle dönüşür. Artık odada aynı görüntüde 3 erkek vardır. Diğer 2 adam olanlara anlam veremezken, yeni adam onlara şunu söyler:
- Artık sizinle işimiz bitti..!
Şekil değiştiren ilk adama döner ve:
- Ne yapacağını biliyorsun. Görevini tamamla! der.
Bizim gariban şaşkın şaşkın bakınırken şekil değiştiren adam elini bizimkinin omzuna koyar ve birlikte moleküllere ayrılırlar… Ne idüğü belli olmayan ve aniden devleşen bebe koltuğa kurulur ve iştahla çocukların okuldan dönmesini bekler…
Bir başka matrak röportaj ile karşınızdayız.
Bilindiği üzre zekasına, hayal gücüne ve mizah yeteneğine güvenenlerle bir aradayız.
Konuğumuz: Fikri AKYÜZ
Onu ekranlardaki yorum ve tartışma programlarından, yazdığı kitaplardan ve köşe yazılarından bilirsiniz.
Twitter adresi: https://twitter.com/akyuzfikri
Biz sorduk o cevapladı.
Onu bir de bu şekilde tanıyın.
Haydi bakalım...
***
bm: Bir adaya giderken yanınıza kesinlikle almayacağınız 3 şey nedir?
fa: “Bir adaya giderken” derken aday adaylığından adaylığa terfi edenleri kastediyorsunuz sanırım. Bir kere ben niye adaya gideyim? Seçilecek olan o... Ben seçmenim, o bana gelsin...
Pardon şimdi fark ettim sorunuzu. Ada’dan bahsediyorsunuz. Evet bir adaya giderken yanıma almak istemediğim üç şey: Zincir, takoz, çekme halatı.
fa: Araba 4 çeker ise hangisi olursa olsun. Bu kanaatim 2 kere 2, 4 eder kadar kesin. Kamyoncu jargonunda dubleks lastik diye anılan tubeless lastik hangisi ise ondan olmak isterim. İçimde şambrel olmasını istemiyorum. Gümlemek istemiyorum. Bu arada, gaflete düşüp cevaplamış oldum ama bana “tekerlek” dediğiniz için teessüf ederim.
***
bm: Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar? Bu tartışmaya son noktayı sizin koyabileceğinize işaret ediyor uzmanlar. Hangisi doğru?
fa: Bu tartışmaya son noktayı koyacak olan ben olamam. Bu konuda son sözü horoz söylemiş zaten. Gerçi horozun sözü kesin hüküm mahiyetinde değil. O yüzden bu pis denkleme ben de bir katkıda bulunmak isterim. Bir kere soru yanlış.
Yumurta tavuktan çıkar ama tavuk yumurtadan çıkmaz. Çünkü yumurtadan tavuk çıkmaz. Civciv çıkar. Civcivler de ikiye ayrılır: Dişi ve erkek... Dişisi büyüyünce tavuk olur. Erkeği büyüyünce horoz olur. Erkekliğini ispatlamak isteyen birileri ise horozlanır. O yüzden bu tipolojideki kişiler yumurta topuk giyerler. Erkekliğini daha da ispatlamak isteyen bazıları ise tv’de açıkoturumlara katılır. Çok öterse başı kesilir ya da başı göğe erdirilir.
Konuyu uzattığımın farkındayım. Cevaba geçiyorum. Bu sorunun cevabını bilmiyorum. Bunu ne özel yetkili mahkemelerin ne de yüce divan’ ın çözebileceğine inanıyorum.
***
bm: “MEFİKAN SEMYATİSİ” hakkında yıllardır araştırma yapıyor, seminerler veriyor ve öğrenciler yetiştiriyorsunuz? Bu konuda dünyadaki ilk 3 otoriten birisiniz. Bize kısaca bilgi verebilir misiniz? Nedir bu “Mefikan Semyatisi”?
fa: Bir ara NTV’de halay çekenleri izlerken kanal değiştirdim. Karşıma Flash Tv’de Dilber Ay’ın moderatörlüğünde NASA konusunda dünyanın en büyük otoritesi Albert Dilbert’in konuşması çıktı. Adam 367 yeter sayısının trigonometrik açılımını Mefikan Semyatisi ile açıklıyordu. Ama argümanları beni tatmin etmedi. Ben de bu bilim adamının iddialarını çürütmek için çalışmalara başladım. İddialarını toplayıp Dolmabahçe Sarayı’nın Veliaht Dairesi’ne attım, orada çürümeye terkettim. İddialar böylece çürümüş oldu. Sonra bu çürümüş iddiaları belgelendirmek için bir doktordan çürük raporu aldım. Bu raporu Albert Dilbert’e gönderdim. A.Dilbert’in otoritesini sarstım. Sorunuzda siz de belirtmişsiniz. Bu konuda dünyada üç otoriteden biriyim. Otorite olduğum diğer iki alandan biri, fos sözcüğüne septik bir dürtüyle baktığım ve adına Foseptik dediğim teorem... Diğeri ise Mendel Kanunları’nın bezelye üreticileri üzerindeki etkisinin parlamenter düzendeki mümtaz ve müstesna yeri konulu çalışma...
***
bm: Evlenmek isteyen gençler en çılgın, ilginç veya acayip evlilik teklifi için sizden yardım alıyorlar. Şu ana kadar hiç duyulmamış, en çılgın, en uçuk, en acayip evlilik teklifi önerilerinizden birini öğrenebilir miyiz?
fa: Seninle evlenmek istiyorum. Ama şu anki kararımdan her an vazgeçebilirim. Çünkü aklım başımda değil. Değil, çünkü aklımı başımdan aldın.
***
bm: Çok ilginç bir dünya rekoru kırdınız. Tebrik ediyoruz sizi. Konuyu ve ayrıntıları kısaca anlatabilir misiniz?
fa: Bir üstte yazdığım teklife bir saniye içinde cevap alarak dünya rekoru kırdım. Böylece Kezban Hatemi’nin Hüseyin Hatemi’ye yaptığı evlilik teklifine Hüseyin Hatemi’nin 3 saniyede verdiği cevaba dair dünya rekorunu egale ettim.
***
bm: Geçen yıl bir uzay gezisine katıldınız ve Mars’a gittiniz. Yaklaşık 1 hafta 10 gün kadar orada kaldınız. Mars’ta sizi en çok etkileyen şeyler nelerdi?
fa: İlk tespitim yerlerin tertemiz olmasıydı. Çünkü hiç bir şey yere düşmüyordu. İkincisi: Marsbüs’le seyahat etmek istedim ama Akbil bulamadım. Görevliye “Niye yok?” dedim. “Abi, dünyadan buraya gelenlerin hepsi sevinçten uçuyor, kimse araca binmiyor, şirket battı” dedi. Üçüncüsü: Bir kafede Bedrettin Dalan’ı gördüm. Dördüncüsü: Mars’a gelenlerin zorluk yaşamaması için Mars hükümeti intibak yasası çıkarmak için ciddi çalışmalar yapıyordu. Beşincisi: Mars İdman Yurdu ile Uranüsgücü arasında oynanan dostluk maçını izledim. Sabri’nin, birinin kaleye diğerinin ise Türk Telekom Arena’ya uzanan şutlarına tanıklık ettim. Güzel günlerdi.
fa: Akrep olmak isterim. Çünkü ilk dijital saatlerde sadece akrep varmış. Yelkovan İsviçrelilerin 17.yüzyılda ekledeği bir çubuk. İlk olmanın ayrıcalığı her zaman vardır. Gerçi şimdilerde bazılarına saaati sorduğunuzda sadece “çeyrek geçiyor” diyor. Yani yelkovanı önceliyor. Akrep once icat edilmesine rağmen ona itibar eden yok. Gerçi buna da şükür. Bazılarına “saatiniz var mı?” dendiğinde “var” cevabını veriyor. Gerçi bu sorunun cevabının böyle olması mantıki. Yani THY’yi aradığınızda “boş koltuk var mı?” diye sorduğunuzda adam hemen rezervasyon mu yapıyor? Hayır..! Ne yapıyor? “Var” diyor...
***
bm: Herkesin çok merak ettiği bir yere ulaştınız geçtiğimiz ay. Ve bu dünyada bir ilk… Gök kuşağının başladığı yere ulaşan ilk kişisiniz. Neler var orada? Nasıl bir yer?
fa: Gökkuşağının başladığı yere gittiğimde merak etitğim bir şey vardı. Eskilerin alaimisema dedikleri yani göğün alameti dedikleri gökkuşağının ortasındaki renk hangi renk diye merak ediyordum. Bir yarışma programında da sorulmuştu. Gittim olay yerinde yaptığım inceleme sonucunda bu rengin yeşil olduğunu gördüm. Yani yeşil yaşıyor mu yaşamıyor mu şeklindeki spekülatif haberlere son noktayı koydum. Yeşil var ve orada. Üstelik yaşadığı ortam renkli bir ortam...
***
bm: Gazoz kapağı” 5 farklı amaç için kullandığınızı açıkladınız geçenlerde. Bu 5 şey nedir?
fa: Efes Pilsen için bira bu kapağın altındadır diye reklam verilirdi. Çamlıca ise bu kapağın altında... Üsküdar hangi kapağın altında bilmiyorum. Gerçi geçen hafta sonu kapağı Üsküdar’a atmıştım. Altını üstüne getirmiştim. Sorunuza gelince:
1) Küçükken gazoz kapağıyla maç eder gazozuna oynardık.
2) İçindeki plastiği çıkarıp hediye var mı diye bakardık
3) Üstüne mum koyar ders çalışırdık
4) kenarlarını düzeltip ortasını deler ve fırıldak yapardık. Şimdi o görevi bazı gazeteciler yerine getiriyor. Acayip dönüyorlar.
5) Gazoz kapağı, kapak borsasının en değerli metaliydi. Çünkü gazoz daha az içildiği için daha az bulunurdu. Hele Schweppes kapağı... Cumhuriyet altını gibiydi. Hey gidi...
***
bm: “3 günlük dünya” da yaşıyoruz. İyi de haftanın hangi günleri bunlar? Neden?
fa: Bu tür şeylere şu üç günlük dünyada kafamı yorup da vakit harcamak istemiyorum.
***
bm: Sınavlarda değişmez bir kural vardır malum: “3 yanlış 1 doğruyu götürür…” Peki nereye götürürler? Orada ne yaparlar?
fa: Üç yanlış ise biraraya geldi mi tutabilene aşk olsun. Doğruyu bile götürürler. Doğrusu bu götürme işi çok su götürür. Neyi götürüyorsun, niye götürüyorsun, kimi götürüyorsun? Doğru’nun ne günahı var? Üç doğru bir yanlışı götürse daha doğru olmaz mı? Üç yanlış polis bir doğru adamı götürürse buna evet mi diyeceğiz? Doğrusu, üç doğru polisin bir yanlış adamı götürmesi değil midir? Üç yanlış bir doğruyu nereye götürür orada ne yaparlar diyorsunuz. Bence üç yanlış bir doğruyu suya götürüyordur, amaçları susuz getirmektir.
***
bm: Bizi leyleklerin getirdiğine inanırız. Neden leylek? Tek görevli o mudur? Yoksa başka hayvanlar da var mı insanları getiren? Ne düşünüyorsunuz?
fa: Ben küçükken de bana öyle demişlerdi. Ama kardeşim şubatın ortasında karlı bir günde doğmuştu. O gün de coğrafya dersine çalışıyordum. O kitapta deniliyordu ki: “Leylekler kışın sıcak yerlere göç ederler” Kafama dank etti. “Kardeşim Şubat’ta doğduğuna ve her taraf kar olduğuna gore bu leyleklerin burada ne işi var?” dedim.
***
bm: Çok yüksek bir iş merkezinin 36. katının penceresinden bir kaza sonucu aşağıya düştünüz. Geçmiş olsun öncelikle. Çok şükür ki burnunuz bile kanamadı. Peki, düşerken o anlarda neler hissettiniz? Nasıl bir duyguydu?
fa: Valla, ben günlük gazetede yazıyordum. Muhafazakar medyadan bir iki kişiyi eleştirdim. Pat diye yere düştüm. Ama çok şükür burnum bile kanamadı. Ama onlar burnunun üstüne düşseydi en azından burunları kanardı. Çünkü burunları çok büyük. Kafalarına bir şey olmazdı, çünkü kafaları çok kalın.
***
bm: Herkes icat ettiğiniz cihazı/makineyi konuşuyor. Yüzyılın buluşu bile deniliyor. Bu makineyi ve çalışma şeklini bize anlatır mısınız?
fa: Boruloji Enstitüsünün finansman desteğiyle yaptığım icat şu: Bir boru var. Borunun bir ucuna lav silahı koyuyorsunuz. Düğmeye basıyorsunuz, borunun diğer ucundan kağıt parçası çıkıyor. Ama bir diğer fonksiyonu daha var. Bir ucuna kağıt parçası koyuyorsunuz, diğer ucundan yüce divan pardon ahşap divan çıkıyor.
***
bm: Siz kendinizi ne zannediyorsunuz?
fa: Bana siz kendinizi ne zannediyorsunuz diyemezsiniz. Siz kendinizi ne zannediyorsunuz?
***
bm: Türkçeye bir kelime hediye etmenizi istiyoruz. Bu kelime ve anlamı nedir?
fa: Şiş man (Sürekli şiş yiyen adam)
***
fa: Bindiğiniz uçağın kaptan ve yardımcı pilotlarının, aynı anda kalp krizi geçirmesi gerçekten büyük talihsizlikti. Kule ile telsiz/telefon bağlantısının olmaması ise apayrı bir felaketti. Fakat düşmekte olan bir uçağı ve içindeki 137 yolcuyu sağ-salim kurtarmış olmanız, tarihe kahraman olarak yazılmanıza neden oldu. Uçak kullanmayı bilmemenize rağmen kokpitte doğru sıra ile yaptığınız 8 müdahale/manevra başarıyı getirdi ve uçağı piste indirmeyi başardınız. Ne yaptığınızı sırayla söyler misiniz?
fa: a) Pilot koltuğuna oturdum
b) Sağa sinyal verdim
c) Sinyalin görünmemesi ihtimaline binaen elimi camdan dışarı çıkarıp sağa doğru işaret yaptım
d) Korsanlara karşı levyeyi kontrol ettim.
e) Acil çıkış bölümünde oturan Nihat Doğan’a hitaben anons yaptırıp “Bu işin arkasında İsrail mi var?” diye sordum, “Hayır abi” cevabını aldım.
f) Hava emniyet şeridine girerek önümdeki uçağı solladım
g) Yolculara sakin olması gerektiğini içeren bir twit atayım dedim, sonradan aklıma geldi ki internet kapalı, ben de vazgeçtim. Şifahen “Sakin olun” diye bağırdım.
h) Uçağı başarıyla Taksim meydanına indirdim.
138 yolcu ve mürettabatı kurtardım. Pardon kaptan ve yardımcısı kalp krizi geçirdiği için 135 olacaktı. Ama Taksim’deki 1350 yaya öldü. Kasıt yoktu, bir operasyon kazasıydı.
***
bm: Çay bardağı ile klozet kapağı arasındaki 3 benzerliği işlediğiniz makale çok okunanlar listesinde. Oldukça ses getirdi. Bu 3 şeyi bize de anlatır mısınız?
fa: Yahu böyle sorular soruyorsunuz. Ondan sonra millet makale okumak için google’a girecek, arama boşluğuna “fikri akyüz, çay bardağı, klozet kapağı” yazacak. Ondan sonra gelsin “fikri akyüz, yazısını silmiş” mesajları... İşin yoksa sosyal medyada lince uğra...
Özetle ben böyle bir makale makale yazmadım. Bu bir iftiradır. Bu iftirayı kim ortaya atmışsa ve kanıtlayamazsa ona müfteri diyeceğim. Bununla yetinmeyip Rasim Ozan’ı arayıp bu müfteriye “Alçaaaak, şerrrefsiz” demesini isteyeceğim. Demezsem şerefsizim...
ay: Arkadan çekişli araba içinse, en arkadaki sağ tekerlek. Öndekilerden biri patladığında,“valla abi benim yapacağım bir şey yoktu” demek için.
***
bm: Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?
Bu tartışmaya son noktayı sizin koyabileceğinize işaret ediyor uzmanlar. Hangisi doğru?
ay: Yumurta tavuktan çıkar. Çünkü Tanrı tavuğu yarattığında, yumurtaları ileride çıkarması için karnına baştan koymuştur. Yumurta en baştan var edilmiş olsaydı, üzerine yatıp ısıtacak tavuk olmadığından tavuk da olmayacaktı.
***
bm: “MEFİKAN SEMYATİSİ” hakkında yıllardır araştırma yapıyor, seminerler veriyor ve öğrenciler yetiştiriyorsunuz? Bu konuda dünyadaki ilk 3 otoriten birisiniz. Bize kısaca bilgi verebilir misiniz? Nedir bu “Mefikan Semyatisi”?
ay: Mefikan, insan ve hayvanların ortak kullanacağı RH faktörü olmayan bir kan çeşididir. Laboratuarda, terliksi hayvanın terliğinin kıllarından alınan “mefi” maddesinin damıtılmasından ve liyofilize edilmesinden elde edilmiştir. Kan naklinin tüm insan ve hayvanlara ortak bir kaynaktan yapılması ve ölümlerin RH pozitif ve RH negatifler yüzünden sıfıra indirilmesi amacıyla üretilmiştir. Alyuvarların üzerinde yer alan antijenin yok edilmesi ve yerine terliksi hayvanın kıllarından elde edilen mafi’nin moleküler bazda bağlanmasından oluşan “evrensel bir yaşam sıvısıdır”.
“Semyati” bu sıvının toz halidir. Hyalüronik asitle sıvılaştırılarak her canlıya kan kaybı sırasında verilebilir. Arabaların ilkyardım çantalarında, toz halinde paketlerde zorunlu bulundurulması, kaza anında sıvıyla karıştırılarak kullanılmasını sağlamak için meclise önerge verilmiştir.
***
bm: Evlenmek isteyen gençler en çılgın, ilginç veya acayip evlilik teklifi için sizden yardım alıyorlar. Şu ana kadar hiç duyulmamış, en çılgın, en uçuk, en acayip evlilik teklifi önerilerinizden birini öğrenebilir miyiz?
ay: Bir çizgi film animasyon ekibine, “kadının” ve “erkeğin” çizgi film karakterlerinin rol aldığı bir çizgi film yaptırırdım. Koltukta oturup seyretmelerini söyler, sehpaya da yiyecek bir şeyler hazırlatır, masaya bir de sürpriz yüzük kutusu koyar. Kadının hayatı ve erkeğin hayatı komik ayrıntılarla kısaca çizgi filmde yaşatılır, bir pazar günü koltukta oturmuş çizgi film seyrederlerken ona evlilik teklif etmesiyle sonlanır. Çizgi film adamın çizgi film karakteri kadına “benimle evlen” demesiyle biter. Bundan sonrasında, gerçekten adam yüzüğü alıp kıza uzatır. Filmin canlı devamı…
***
bm: Çok ilginç bir dünya rekoru kırdınız. Tebrik ediyoruz sizi. Konuyu ve ayrıntıları kısaca anlatabilir misiniz?
ay: Suyun altında kimseyle konuşmadan en uzun süre yaşama rekorunu kırdım. Girit Adası’nın kenarında, denizin altında 25 mt derinlikte kurulmuş, 40 m2 cam bir oda içinde beş ay yaşadım. Havalandırma pompalarla sağlanıyor. İçeride ısıyı 19 derecede sabit tutan termostat, basıncı eşitleyen düzenek var. Müzik dinleyebiliyorum, yemek yapabiliyorum. Televizyon, telefon, internet, radyo olmadan güneşi görmeden, su üstüne çıkmadan, sadece kitap okuyarak, resim yaparak, yazarak ve örgü örerek beş ay geçirdim. Yukarı çıktığımda kulaklarım, unuttuğu seslere karşı çok hassaslaşmıştı. Güneş görmediğim için yorgundum. Basınç altında bedenim de farklı yetiler edinmişti. Hislerim algılarım artmıştı. 2029 yılının 1 Temmuzunun bir Pazar gününe denk geleceğini söylediğimde hesap yapmamıştım.
***
bm: Geçen yıl bir uzay gezisine katıldınız ve Mars’a gittiniz. Yaklaşık 1 hafta 10 gün kadar orada kaldınız. Mars’ta sizi en çok etkileyen şeyler nelerdi?
ay: Mars’ta beni en çok etkileyen, canlıların uyumak için gezegenin “yüzeyine” çıkmaları, gün boyunca alttaki dehlizlerde yaşamalarıydı. Gezegenin erken dönemlerinde yüzeyini kaplayan sudaki yüksek mineral karışımlar zamanla toprak gibi zehirli bir örtü oluşturmuş. Canlılar uzun süre temas ederlerse eklemleri eriyor. Bu yüzden sadece dolaşmak için yukarı çıkıyorlar. Bizler de özel titanyum ayakkabılarla kısa bir süre yüzeyde dolaşabildik. Mars’ ın yüzeyinde hala küçük su birikintileri var. Ama suyun üzeri mineral bir kaymakla örtülü olduğundan, yukarıdan bakınca oranın su değil, toprak olduğu sanılıyor. Rehberimiz bunun bataklık gibi bir kıvamda olduğunu söyledi ve bizi indirdikleri bölgenin dışına çıkmamamızı öğütledi. Marslılar, yakıcı zehirli tabakayla yaşarken evrim geçirmiş ve hepsinin derileri kalın bakalit bir tabakaya benzeyen kabukla kaplanmış! Toprağın altında kurulu yaşamlarında sadece güneş enerjisinden faydalanıyorlar. Evdeki karıştırıcı da, taşıtları da bununla çalışıyor. Petrol olmadığından, ABD Phoenix’den sonra bir daha Mars’a araç yollamadı, 420 milyon doları da çöpe atmış oldu.
Burada yerel gazeteler bununla çok alay ediyor çünkü petrol ve savaş çıkaracak herhangi bir zenginlik yok sanılıyor ama gezegenin derinlerine inen tüneller ve burada yaşayan insanlar elmas kayaların içine oyularak yapılmış evlerde oturuyorlar. Yüksek ısıda yanarken, aniden soğuyan Mars’ın içi elmas kaplı… Marslılar turist nedir bilmediklerinden hediyelik eşya alacak bir dükkân bulamadık! Aklı kıt birkaç gemi arkadaşım torbalara Mars kurbağası, Mars bulutu, Mars tespihi koyup hatıra olarak götürmek istediler. Rehberimiz yasak olduğunu söyleyince vazgeçtiler. Bol fotoğraf çektik.
Mars tespihi nedir derseniz, bu aynı dal üzerinde 10 farklı çeşit meyve bulunan özel bir yiyecek. Mars kurbağasının ilginç neyi ola ki alıp Dünyaya götüreceklerdi derseniz, bu kurbağalar bir milyon yıl zehirli minerallerin içinde yaşmada kalmayı başarırken evrim geçirmiş ve kirli suyu içerek tatlı su çıkarma becerisini elde etmişler. Her marslı cebinde bir kurbağayla dolaşıyor. Pet şişe gibi. Susayınca karnına basıp çıkan suyu içiyor. Biz denemedik. Arkadaşlar “siğil yapar neme lazım” dedi. Onlara lokum ve ay çekirdeği ikram etmek istedik istemediler.
Marslıların hamilelik süreleri 3 gün. İpini koparak çocuk Mars yüzeyine oynamaya çıkıp, yanıp öldüğünden, genetik evrimleri onlara çok ve çabuk bebek vermeye başlamış olmalı. Çocuk her yerde çocuk! Tünellerde zapt etmek zor.
Mars’ta para yok! Takas usulü yaşıyorlar. Karakol yok, asker yok, hırsız yok, tacizci yok, röntgenci, sapık, güç gösterisi yapmanızı gerektirecek ego durumları yok. Ekipten bir bekâr arkadaş Marslı bir kadına evlenme teklif etti, kadın anlamadı. Siz ayrı dünyaların insanısınız dedik, olsun dedi.
Mars’ta evlilik de yok! Sanırım vize sorunundan kurtulmak için Marslı bir kadın seçmeye kalktı.
Çok sıkıcı bir gezegen idi ama enteresan anılarla döndük. Seneye Satürn’e uzay gemisine yer ayırtacağım. Hiç olmazsa orada gökyüzünde olan romantik halka altında bir kadeh rakı içme zevkimiz olur. Ne de olsa Türk’üz yani.
ay: Yelkovanım! Akrebin peşinden gitmek, onun benim peşimden gelmesinden daha az tedirgin eder beni… O şaşarsa “zaman” şaşar ama ben şaşarsam sadece dakika.
***
bm: Herkesin çok merak ettiği bir yere ulaştınız geçtiğimiz ay. Ve bu dünyada bir ilk… Gök kuşağının başladığı yere ulaşan ilk kişisiniz. Neler var orada? Nasıl bir yer?
ay: Toprağın üzerinde küçük bir pınar var. Tencere sığacak kadar bir çukur. İçinden ince ince su çıkıyor, bu minik havuzu dolduruyor. Kenarında su perileri var. Kibrit kadarlar! Her biri ayrı renkte kanatlı bu periler suya dalıp havalanıyorlar.
Gökyüzünde kocaman bir kavis çizip ötelerde bir yerde başka bir pınara dalıyorlar. Kat ettikleri yol üzerinde, uçakların ardında kalan buhar izleri gibi renkli bir duman bırakıyorlar.
Gökkuşağı pericikleri sadece güneş varken uçabiliyor, geceleri suyun içinde uyuyorlar. Bu yüzden gökkuşağını sadece güneş varken görebiliyoruz.
***
bm: “Gazoz kapağı” 5 farklı amaç için kullandığınızı açıkladınız geçenlerde. Bu 5 şey nedir?
ay: 1)Yılan ısırıklarında, zehrin deride o bölge dışına yayılmaması, kana karışmaması için ısırılan yerin üzerine, ısıtılarak bastırılıp kapatılmasına…
2)Uyurken sesten rahatsız olmaması için kulaklara kapatılmasına
3)Mantı yaparken, yuvarlak mantılar çıkarmak için hamur kesmede
4)İçine azcık çöp koyup, sineklere mama tabağı olarak kullanmada
5)Kötü ruhları kovmak için yılbaşı ağacının dalına, kırmızı kurdeleyle asılmasına
***
bm: “3 günlük dünya” da yaşıyoruz. İyi de haftanın hangi günleri bunlar? Neden?
ay: Salıtesi,Parşamba ve Çarşembe. Salıtesi dündü. Yaşadık bitti, geçti… Bugün Parşamba ve ne olacağını kestiremiyoruz. Belki de son günümüz bugün. Yaşadığımız an bugünün zaman birimi… Çarşembe’nin var olacağını, yarının adı olduğunu da biliyoruz. Ötesi yok. Çünkü dün bugün ve yarın dışında bir zaman birimi yok. O halde hayat sadece 3 gündür. Dün, bugün ve yarın…
***
bm: Sınavlarda değişmez bir kural vardır malum: “3 yanlış 1 doğruyu götürür…” Peki nereye götürürler? Orada ne yaparlar?
ay: Üç yanlış yapbozun 3 asal parçası gibi bir araya gelip, yanlışın “bütününü” tamamlarlar. Bunun için hep “Allah’ın hakkı üçtür” deriz. Üç kere yapılan bir yanlış kişinin salak olduğunun kanıtıdır. Bunun üzerine yaptığı doğrulardan biri “ceza” olarak geri alınır. Üç yanlış bir doğrusunu götürünce kişi “ders almayanlar” köyüne götürülür. Orada falakaya yatırılır. Falaka sonrası ayaklarına inan kanın, baş aşağı çevrilerek beynine gitmesi sağlanır! Aklı başına geldiyse bir daha yanlışın üç parçasını bir araya getirmez. İyi insan olur.
***
bm: Bizi leyleklerin getirdiğine inanırız. Neden leylek? Tek görevli o mudur? Yoksa başka hayvanlar da var mı insanları getiren? Ne düşünüyorsunuz?
ay: Leylekler ücretsiz havayolları gibi çalıştığından, hep seyahatte olduklarından ve her şehre gittiklerinden, yol üzerinde adrese atmaları için bebekler genelde leyleklere verilir. Leylek bebeği yemeye kalkmaz. Solucan fare gibi küçük etler ilgisini çeker. Güvenlidir. Leyleklerin iki görevi vardır. Sipariş bebek taşımak ve semalarda görünerek insanlara “aa bak sonbahar geldi” dedirtmek…
a) Kartallar en az leylekler kadar ağırlık taşıyabilir, kuvvetli pençeleri olan hayvanlardır ama emanete hıyanet gibi bir “gırtlak” sorunları olduğundan kartallara taşıması için bebek verilmez.
b) Devekuşlarına Avustralya’da MÖ 5.yy’a kadar bebek taşıma görevi verilmiştir ancak unutkan olduklarından, molalarda bebeği kaybetmiş, bazen başını kuma gömerken bebeği toprağın üzerinde bırakmayı unutmuş olduklarından itibar kaybetmişlerdir.
c) Ayılara da bebek taşıma görevi verilmiş ancak yolda içi kaynayıp, severken öldürdüğünden kara listeye alınmıştır.
d) Kaplumbağalar en güvenli bebek taşıyıcı hayvanlardır. Ancak bebek aileye teslim edilene kadar, yolda 4-5 yaşına bastığından, iadeler arttığı için vazgeçilmiştir.
e)Kaplan, timsah, koala, su samuru gibi hayvanlar taşırken bebeğe konserve insan eti gözüyle baktıklarından anneler tarafından tercih edilmezler.
f) Görme sorunları sebebiyle kediler, karidesler ve yengeçler de “arızalı bebek taşımacıları” kategorisine alınmışlardır. Emanet edilmez!
Zenci, Çinli, Afgan, Endonezyalı bebekleri yanlış aileler götürüp, babaları sinir krizine gark ettiklerinden ve töre cinayetlerine sebep verdiklerinden bu hayvanlara da bebek taşıtılmaz.
***
bm: Çok yüksek bir iş merkezinin 36. katının penceresinden bir kaza sonucu aşağıya düştünüz. Geçmiş olsun öncelikle. Çok şükür ki burnunuz bile kanamadı. Peki, düşerken o anlarda neler hissettiniz? Nasıl bir duyguydu?
ay: İçimden dev bir hortum geçiyormuş gibi bir his! Kanım beynimden çekiliyor, vücudum hızla soğuyor, adrenalinden kaskatı kesilmişim, kanatlarım olsaydı da çırpsaydım diye düşünüp, kollarımı anlamsızca açmaya çalışıyorum… Gazeteler salak Ayşenur 36.cı kattan düştü öldü diye yazacaklar ne fena! Vakitsiz gidiyorum Allah’ım oğlum ne olacak diye beynimde bir uğultu var. Babanın esamisi yok, ana da gidiyor o ne yapacak? Hızla aşağı inerken aklıma melekler geliyor yalvarıyorum ne olur tutun beni diye. İnanıyorum ki oradalar.
***
bm: Herkes icat ettiğiniz cihazı/makineyi konuşuyor. Yüzyılın buluşu bile deniliyor. Bu makineyi ve çalışma şeklini bize anlatır mısınız?
ay: Aletin adı kıl çıkarma aleti. Bunu “keller” için, “kirpik” delisi kadınlar için kullanıyoruz. Bazen buluğ çağında delikanlılar için sakalı hemen çıkarma işleminde de kullanılabiliyor. İnce cam bir tüp içinde, yüksek basınçla sıkıştırılmış sıvı hidrojen var. İçerisinden galvanik akım geçiriyoruz. Bu tüpü gezdirdiğimiz yerde kıl dipleri uyarılıyor ve bir saat içinde kapasitelerinin 100 misli keratin üretiyor. Bir saatte saç fışkırıyor, sakal ve kirpik uzuyor. Fazlasını kendin kırpıp, kıl yoğunluğunu uzunluğunu azaltabiliyorsun.
Kadınlar, aleti tersine çalıştırarak bir saat içinde istediği(!) bölgelerdeki tüm tüylerden de kurtulabiliyor. Kıl üzerine kurulmuş, “kıl çıkarma/kılı yok etme” amaçlı, milyar dolarlık dev sanayi de bu icadımla yıkılmış oluyor.
***
bm: Siz kendinizi ne zannediyorsunuz?
ay: Kanatlı sınav hayvanı!
***
bm: Türkçeye bir kelime hediye etmenizi istiyoruz. Bu kelime ve anlamı nedir?
ay: Tevkinlemek. Hayatın her alanında dürüst, iyi niyetli, saygılı, üretken hoşgörü ve vicdan sahibi olup, devamlı istismar edilmiş olmak, bundan hayıflanmamak, kâmil insan olmanın şartı gibi bakmak.
***
bm: Bindiğiniz uçağın kaptan ve yardımcı pilotlarının, aynı anda kalp krizi geçirmesi gerçekten büyük talihsizlikti. Kule ile telsiz/telefon bağlantısının olmaması ise apayrı bir felaketti. Fakat düşmekte olan bir uçağı ve içindeki 137 yolcuyu sağ-salim kurtarmış olmanız, tarihe kahraman olarak yazılmanıza neden oldu. Uçak kullanmayı bilmemenize rağmen kokpitte doğru sıra ile yaptığınız 8 müdahale/manevra başarıyı getirdi ve uçağı piste indirmeyi başardınız. Ne yaptığınızı sırayla söyler misiniz?
ay: Üç kulvuallah bir Elham, ayetel kürsi,nas ve felak surelerini okudum… Sekizinci hareketim de: “Emanetimi vermeye hazırım diye düşünmem” idi… Ötesini hatırlamıyorum. Kanatlı bir şeyler geldi, aletleri kurcaladı ve biz yere indik. Şükürler olsun.
***
bm: Çay bardağı ile klozet kapağı arasındaki 3 benzerliği işlediğiniz makale çok okunanlar listesinde. Oldukça ses getirdi. Bu 3 şeyi bize de anlatır mısınız?
ay: İkisi de tırnağınızla üzerine vurduğunuzda “çıt” sesi çıkarır. İkisi de sıvılarla haşır neşir bir hayat sürer. İkisi de sarı ve kahverengi renklere aşinadır. Klozet kapağı da çay bardağı da tek kişinin kullanımına müsait eşyalar olduğundan, kullanan kişinin karakterine göre hırpalanırlar. Biri üst bedenimizin kullanımında, diğeri sadece alt bedenimizin kullanımına adanmıştır. Tersini yapmaya kalkmak delilik olur. Klozet kapağında oturup çay içmekse şahsi tercihinize kalmıştır.