Hadi söylediklerini yanlış anladım. Peki ya bakışların. Onlar da mı yanlış anlaşılabilir
Show & Tell
I'd rather be in outer space 🛸
hello vonnie
Sweet Seals For You, Always

⁂

pixel skylines
Cosmic Funnies
i don't do bad sauce passes

#extradirty
RMH
Alisa U Zemlji Chuda

JVL
almost home

blake kathryn
ojovivo
cherry valley forever
noise dept.
$LAYYYTER
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
TVSTRANGERTHINGS
seen from Germany
seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from United Kingdom

seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from Argentina

seen from Canada
seen from United States

seen from United States

seen from Australia
seen from United States

seen from Singapore
seen from Argentina
seen from United States

seen from T1
seen from Romania
@benherhangibiri
Hadi söylediklerini yanlış anladım. Peki ya bakışların. Onlar da mı yanlış anlaşılabilir
Biliyorum ki bu bütün iç sıkıntılarım bana bi gülsen geçecek..
Bi 30 40 yıl sonra kendimi görmek istediğim yer tam olarak o dolabın önü ve tam olarak bu replikler.
Bir gün Şeyh Abdulkadiri Geylani Hazretlerinin mutfağında aşçılık yapan bir müridi kendi kendine düşüncelere dalmış ve demiş ki “ 30 yıldır bu kapıdayım muradıma eremedim, manevi bir fetih müyesser olmadı, kalp gözüm açılmadı… O bu düşüncelerde iken mısır tarafından bir heyet geldi. Geylani hazretlerine dediler ki “Efendim Valimiz vefat eti ve valisiz kaldık. İstiyoruz ki siz birisini bize vali olarak tayin edesiniz. Geylani hazretleri “Aşçıyı çağırın gelsin” diye emretti.
Aşçı gelince gelen heyete bu müridimizi alıp götürün, valiniz O olsun, müride de “Seni Mısıra vali olarak atadım yalnız bir şartla: Valilik yaptığın müddetçe sana gelecek olan hediyelerin yarısını bana vereceksin, kabul ediyorsan git, etmiyorsan başkasını atayacağım” Mürid heyecanla aman Sultanım siz nasıl emrederseniz sizin gibi olsun. İsterseniz tüm hediyeleri size ayırayım” der. “Hayır yarısı yeter” der hazret. Heyet bizimkini alıp Mısıra gider. Bizimki mısırda yedi yıl valilik yapar. Bu süre içinde sayısız hediye gelir. Gelen hediyeleri ikiye bölüp iki odada toplar. Geylani hazretleri yedi yıldan sonra “Bizim mürid ne durumda” diye merak eder ve bir gurup müridi ile Mısıra gider. Haberi önceden alan Vali büyük bir heyetle Mısırın girişinde Geylani hazretlerini karşılar ve beraber saraya giderler. İzzet ve ikram içinde Geylani hazretlerini ağırlar Vali. On günden fazla mısırda kalmasına rağmen Vali hediyelerden hiç söz etmez. Bir süre sonra Geylani hazretleri Mısırdan ayrılır. Vali şehir çıkışına kadar onlara eşlik eder.
Vedalaşırken Geylani hazretleri Valiyi yalnız olarak bir köşeye çekip Valiye: “Hatırlarsan senle bir kavlimiz vardı” Vali “Ne kavli efendim” diye sorunca “Hani seni ben atamıştım, sana gelecek hediyelerin yarısı benimdi” Vali “Aman efendim beni siz atamış olabilirsiniz ama yedi yıl boyunca bu halkın kahrını çeken, sorunlarını çözen, sıkıntılarına katlanan bendim, onlar ve diğer devletler bu başarılarımdan dolayı bu hediyeleri bana layık görmüş. Bu hediyeleri hak ettim ben!” Geylani hazretleri birden ciddileşir ve sinirli bir şekilde “Seni ben atadım! Şartımız var hediyelerin yarısını bana vereceksin!” “Hayır!” der aynı sinirle Vali. Geylani hazretleri elini hançerine atar. Vali de elini hançerine atar. Geylani Hazretleri hançeri havaya kaldırınca daha genç olan Vali daha atik davranıp hançeri Geylani hazretlerinin kalbine saplar.
Saplamasıyla birlikte birden kendini dergahın mutfağında patates soyarken bulur. Mürid bıçağını patates sepetine saplayıp sepeti delmiş. Geylani hazretleri baş ucunda mahzun ve gözleri yaşlı bir şekilde durmuş ona bakıyor. Mürid üzgün ve mahçup, Geylani hazretleri mahzun.
Hazret müride dönerek der ki: ”Evladım Sen bunca yıldır neden bir yere varamadım diye merak ediyor ve kusur bizde buluyordun. BİZ SENİ SANA GÖSTERDİK! İŞTE SEN BUSUN” der
“Hergün yeni bir umutla kapılıyorum sana.
Yeni hayaller, bu hissedilen mutluluk aşk adına.
Biliyorum, bir akşam ansızın bulacağım seni kapımda.
Elinde bir demet huzur, gözlerinde sevda,
Gel diyeceksin, gel ömrümün baharı olmaya...”
“Sabret diyorum kendime sabret... Birgün gelir gönül toprağına öyle bir rahmet yağdırır ki Mevla, bir bakmışsın güller açmış, gül kokusu sarmış dört bir yanını..”
“Sevmek, sevdiğiniz kişinin her şeyini sevmektir. Bütün yaralı geçmişini, bütün acısını, bütün hastalıklarını üstlenmektir... “
“Biliyorsun, seni sevdim.
Bir gün kör olsaydın da ,severdim seni.
Ellerin olmasaydı mesela.
Ellerin olmasaydı, sen bile sevmezdin kendini.”
sana ulasabilecegim bir yol yok mudur? Bana seni getirecek yol.. Nedir bizimle alıp veremediği yolların. Sevgilim bul.. Ömrümüz nihayet bulmadan bana gelen yolu bul.
Geceye kıssa*
Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: “Oğlum” der, “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir. Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?” diye sorar. Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği esneye ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, “Bu” der "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.” En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. “Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira istiyorsun?” Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?“ "Ne istiyorsan veririm.” Öğrenci, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: “Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.” Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler.. Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır. Bilge sorar: “Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?” Öğrenci: “Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık” diye cevap verir. Bilge hoca çok kısa cevap verir: “Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir.” Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır. Mesele kuyumcuyu bulmaktadır…
Bugün takvimden bir günün daha üstünü çizdim. Sen yine yoktun sevgilim...
- Kim o? - Senim ! Böyle bir diyalogda kapının varlığından kim söz edebilir?
Fonda hasretinle yandı gönlüm.
insan tanımadığına bilmediğine hasret duyabilir mi?
nasıl baktığını nasıl güldüğünü bilmediğini özleyebilir mi?
hadi özledi. sevebilir mi?
ben nasıl baktığını bilmiyorum, nasıl güldüğünü bilmiyorum.
öyle ki varlığından bile haberdar değilim. ama o kadar derin ki sevgim.
sanki her gün saçlarımı okşuyormuşsun gibi.
Birine yardım edeceğiniz zaman, bundan dolayı mutlu olun, çünkü Allah o kişinin duasına sizin aracılığınızla cevap veriyor.
NOUMAN ALİ KHAN
Benimde ağır gelecek cümlelerim var da, Söyleyecek acımasız bir kalbim yok ..