Yağmurlu bir ekim ayında yine yolum çiçekçi dükkanına denk geldi. Annemin yanına gitmeden önce en sevdiği çiçeklerden almak istedim. Dükkana girdiğimde çiçek kokusu direk ciğerlerime yol almıştı. İçerisi diğer günlere göre daha kalabalık olduğunu fark ettim. Sürekli geldiğimden dükkan sahipleriyle ahbap olmuştuk. Elindeki çayla yanıma gelip biraz bekleteceklerini söyledi dükkan sahibinin birisi. Çayı elime alır almaz çay tabağındaki iki şekeri bardağın içine attım. Kaynar su elime sıçrayışı hoşuma gitmişti. Soğuğu sevmeyenlerdendim. Soğuk elime, sıcaklığın gelmesi yüzümde tebessüm yaratmıştı. Bir süre sonra yanıma siyah bereli, steril maskeli bir çocuk geldi. Maskeden dolayı yüzündeki gülümsemesi belli olmasa da gözleri ipucu veriyordu. "Merhaba benim adım Nurşen" dedi elini uzatarak. Ben de elini sıkıp "merhaba benim adım da Sarp."dedim gülerek. "Size bir şey sormak istiyorum. Sizi geçen gün hastanede gördüm. Elinizde çiçekler vardı. Yine çiçekçiye gelmişsiniz. Kardeşiniz mi oldu yine?"dedi gözlerini pörtleterek. Sözlerini bitirdikten sonra kahkaha attım. O kadar masumdu ki ben gülünce hemen yüzü düştü. "Hayır,annem kanser hastası. Onu mutlu etmek için bazen sevdiği çiçekleri götürüyorum."dedim. "Aaa, gerçekten mi? Ben de kanserim. Sanmıştım ki sizde bizim gibi kardeşiniz doğduğu için çiçek alacaksınız."dedi şaşkın bir sesle. Hastalığına o kadar alışmıştı ki ismini söylermişcesine normal bir şekilde söylüyordu. Annem de artık bu küçük kız gibiydi. Başlarda gözleri dolar, yutkunur öyle söylerdi kanser olduğunu. Şimdi ise normal şekilde söylüyordu. Bazen de insanlar teninden ve peruğundan kanser olduğunu anlıyorlardı. Kız tam yanımda ayrılırken ona seslendim. "Benim de bir sorum olacak. İsminin anlamı ne ?" dedim. "İsmimin anlamı güler yüzlü demekmiş. Ama ben güler yüzlü değilim ki."dedi gözlerini yere odaklayarak. Kaşlarımı çatıp "Nedenmiş o?" dedim. Bana bakarak "Bana kimse çiçek almadı. Kardeşim daha bugün doğdu ama babam ona çiçek alıyor. Hatta bugün herkes onun yanına geldi. Benim yanıma kimse gelmiyor."dedi. Gözleri dolmuştu. Son lafımı söyleyecekken ailesi küçük kızı yanına çağırdı. Birbirimize el sallayıp vedalaştık. Dükkanın camından onun arabaya binişini izledim. Dükkan sahibi Rıfat Abi yanıma geldi. Hem dertleştik hem de çiçek seçimi yaptık. Dükkandan çıkıp hızlıca arabaya doğru ilerledim. Hızlıca hastaneye doğru yol aldım. Annem hap içmeyi sevmezdi. Onun yanında olunda muhabbet ederek zorla da olsa hemen yutuyordu. Bu yüzden elimden geldiğince hep ilaç saatinde orada olmayı gayret ediyordum. Koşar adımlarla hastanenin içine girip asansörü çağırdım. Asansör üst katta olduğundan hemen geldi. İnsanlara yol verdikten sonra asansöre doğru ilerledim ve 5. kat düğmesine bastım. Aynaya bakarak son kez kendime bakıp üstümü düzelttim. 2413 numaralı,kapısı açık olan, odaya girdim. Annem beni görür görmez yüzünde güller açtı. "Geç kaldın. Az önce ilaçları içtim. Bugün erken getirdiler." dedi. Elimdeki çiçekleri verip yanındaki koltuğa oturdum. "Çiçekçide sıra vardı. O yüzden geciktim."dedim. "Hayret. Normalde bomboş olan dükkan bugün mü kalabalıktı?"dedi suratını asarak. Annem bazen ani ve sert tepkiler verebiliyordu. Doktor bu durum hakkında sürekli uyarıyordu. Melek gibi bir insan bile kanser olduğunu öğrendikten sonra değişebiliyormuş. Bu yüzden anneme daha ılımlı yaklaşıyordum. "Çiçekçide sıra beklerken bir kızla tanıştım. Adı Nurşen. o da kanser hastasıymış." dedim konuyu devam ettirerek. Gülerek "Biliyorum o kızı. Kardeşim var diye etrafta dolanıyordu."dedi. "Evet bana da söyledi hatta bu durumdan biraz sitemkardı. Kıskanmış belli ki. Kimse onun yanına gelmiyor diye."dedim. Suratını hüzün kapladı. "Haklı ama. Baksana benim bile tek ziyaretçilerim sen ve hemşireler."dedi ağlamaklı bir sesle. Yanına oturup sımsıkı sarıldım ve yanaklarından öptüm. Aklıma o an mükemmel bir fikir geldi. "Sen bu Nurşen'i nerede gördün anne?" diye sordum. "Bu kata geliyor bazen. neden sordun ki?"dedi merakla. "Mükemmel bir fikrim var." Odadan çıkıp hemşirelerin yanına gittim. Olanları ve kafamda kurduğum planı anlattım. Ailesine haber verilmesini söyledim. Biraz şüphelenseler de kabul ettiler. ben de şimdiden plan için hazırlıklarımı yapmaya başladım. Her seferinde insanlar şaşkınlıkla olumlu cevap veriyorlardı. Benden böyle bir şey beklemediklerini söylüyorlardı. Kısa sürede hemşireler annemin odasına gelip bana mutlu haberi söylediler. Yarım saat sonra baba tek başına hastanenin kafeteryasına geldi. Uzunca konuştuk, dertleştik. Planımı anlatınca çok mutlu oldu. Ertesi gün için sözleşip ayrıldık. Saatler adeta yıl olmuş geçmek bilmiyordu. Heyecandan uyuyamamıştım. uykulu uykulu hastaneye gittim. Aradığım ve haber verdiğim herkes Nurşen'in odası olan katta bekliyordu. Ben geldiğimde sürprizi yapmaya koyulduk. Herkese Nurşen'in en sevdiği çiçeği,papatyayı, dağıttık. Sessizce yaklaşık 20 kişi odaya girdik. Girmeyenler de kapının yakınında bekliyorlardı. Nurşen'in en sevdiği müzikle uyandıracaktık. "Küçük daha çok küçüğüm, Bu yüzden bütün hatalarım. Övünmem bu yüzden, Bu yüzden kendimi Özel önemli zannetmem." Şarkı söylemeye başladıktan kısa süre sonra gülümseyerek gözlerini açtı. Kendine gelince bize eşlik etmeye başladı. "Ne kadar az yol almışım. Ne kadar az, Yolun başındaymışım meğer. Elimde yalandan kocaman rengarenk, Geçici oyuncak zaferler." Şarkıyı bazılarımız Nurşen gibi gülerek bazılarımız da benim gibi göz yaşlarıyla söylüyordu. "Küçüğüm daha çok küçüğüm, Bu yüzden sonsuz endişem. Savunmam bu yüzden, Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem." Şarkı bittikten sonra odada olan olmayan herkes alkışlamaya başladı. teker teker papatyaları Nurşen'in yatağının üstüne bırakıyorlardı. Bazıları aldığı oyuncakları veriyordu. en son annem geldi yanına. uzunca konuşup sarıldılar. Odadan herkes çıkınca Nurşen'in yatağının köşesine oturdum. Hemen boynuma sarıldı. "Teşekkürler Sarp Abi. Seni çok seviyorum."dedi "Artık ismin gibi güler yüzlüsün Nurşen."dedim Bugün Nurşen 14 yaşında. Kardeşinden aldığı küçük ama bir o kadar da önemli bir hediye ile sağlığına kavuştu. O günden sonra her gün en az iki kişi onu ziyarete geldi. Sarılırken çekildiğimiz fotoğraf çalışma masamın en güzel yerinde bir demet papatya ile duruyor.