ben bu kulaklara göre ağız değilim.

shark vs the universe
Monterey Bay Aquarium

PR's Tumblrdome

bliss lane
Keni
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Sweet Seals For You, Always
🪼
Today's Document
todays bird

tannertan36
noise dept.
d e v o n
🩵 avery cochrane 🩵
Lint Roller? I Barely Know Her

ellievsbear
RMH

Discoholic 🪩

@theartofmadeline

❣ Chile in a Photography ❣

seen from United States

seen from Indonesia
seen from Brazil

seen from Japan
seen from Ukraine

seen from Japan

seen from United Kingdom
seen from Sri Lanka

seen from Brazil

seen from Finland

seen from Australia
seen from United States
seen from South Africa
seen from France
seen from Togo
seen from Kenya
seen from United States

seen from Finland
seen from Saudi Arabia
seen from South Africa
@bezginsu
ben bu kulaklara göre ağız değilim.
selamlar dostlarım, nasılsınız?
burayı silmiştim ama bir süredir aklımı kurcalayan bir konu var. onu anlatmaya geldim.
geç kalmışlık hissi, nedir bilir misiniz? yıllardır içimde bir kurtçuk beni kemiriyor. beynimde hep aynı ses, geç kaldın. geç kaldın. GEÇ KALDIN.
üniversitede bölüm değiştirdiğim için benden 2 yaş küçüklerle okudum. üniversite boyunca bunu düşündüm. bu insanlar doğru yaştalar, ben geç kaldım. hayata geç kaldım. halbuki birkaç yıl üniversiteye hazırlanan bir çok insan var değil mi? benimki çok da büyük bir olay değil aslında.
atanacağım zaman beynimdeki ses o kadar susmadı ki kpss sürecinde hiç uyuyamıyordum. geç kaldın. 2 yıl geriden geliyorsun bu yıl atanmak zorundasın. geç kaldın. hayata geç kaldın. halbuki olabilir? ilk yılımda atanmak zorunda değilim ki. bir çok insan yıllarca deniyor, ayıp mı?
evleneceğim zaman yine kalbim tazecik bir yaprak gibi onu kemiren bir tırtıl vardı içimde. geç kaldın. 27 yaşındasın ancak evleniyorsun. yaşlandın. geç kaldın. hayata geç kaldın. halbuki gayet güzel bir yaş değil mi? okumuşum, mesleğimi elimde, eşimi bulmuşum, evleniyorum. neden geç kaldım ki?
şimdi 30 yaşındayım. hala kars’tayız. eşimle bebek istiyoruz ama kars’ta istemiyoruz o yüzden ankara’ya dönmeyi bekliyoruz. içimde yine o ses, sinsice benim bir karar vermemi ya da ertelememi bekliyor. geç kaldın. 30 yaşındasın, çocuğun yok. 2. çocuğu ne zaman yapacaksın? 40 yaşında mı? senin yaşıtların kucaklarına bebeklerini aldı, sen? geç kaldın. hayatına geç kaldın.
artık içimdeki bu sesle mücadele etmekten, ona mantıklı mantıklı açıklamalar yapmaktan yoruldum biliyor musunuz? kars’tayız, hatta sarıkamış’tayız, burada böyle bir süreç istemiyorum, diye anlatıyorum kendime. fakat içimdeki o ses durur mu? şuh kahkahasını atıyor, üniversiteye geç başlamamış olsaydın o zaman? diye dalga geçiyor benimle.
bu geç kalmışlık hissi yakamı bırakmıyor. ondan kurtulamıyorum ve artık kurtulmaya dair inancım da kalmadı biliyor musunuz? hayatımın her aşamasında dişlerini göstererek gülecek ve bağıracak bana, GEÇ KALDIN!
bugün 26 Aralık ama benim bayramım 11 Aralıktaydı.
kocamı askerden alıp geldim. ayrı gayrı günlerimiz bittiği için çok sevinçliyim. eşimle uyanmak, birlikte yemek yemek, oturmak, çay içmek, evde onun varlığını hissetmek çok güzel. kocamsız 1 ayım tatsız tuzsuz bir çorba gibiydi. şimdiki çorba çok güzel maşallah.
askerimi almaya amasya’ya gittik kayınvalidem ve kayınbabamla. biraz geç kaldık, ilk girişlerine yetişemedik ama yemin törenine yetiştik. ana baba günüydü inanılmaz kalabalıktı. yine de ben furkiyi furki de beni o kalabalıkta görüp buldu. inanılmazdı. 10 kişi gelip 1 askerini bulamayanlar varken tüm tören boyu kocamı izledim, olabildiğince. o yüzden yemin töreniyle ilgili pek anım yok. sadece bakışmamız, çooookk uzun süren konuşmalar, furkana doğru koşmam ve sonrarı mutluluk. çok şükür.
şimdi 15 gündür kocamın askerden getirdiği virüslerle hastalık içinde yatıyorum. bitmeyen bir hastalığım var, furkanın koğuşundan geldiğine eminiz çünkü tüm hastalıklarımı onlar da birebir yaşamışlar. olsun. her anına değerdi.
canım kocam. bunu da hallettik çok şükür. mümkünse bir daha ayrılmayalım.
26 Aralık Perşembe.
Yazdıklarında çok haklısın. Zavallı sıfatını kendi üstüme de alabilir miyim? Bakiim valla çok yakıştı. Evet ben de bir zavallıyım . İnsanlar bunu hak etmiyor . Hiç kimse hak etmiyor. Evet değer verelim kıymet verelim ama kendimizi de unutmadan. Başaramıyorum. Hoşuma gidiyor . Sevmek , yardım etmek, kendimden vermek , hayatlarını kolaylaştırmak.. olur da bir gün bulursan sebebini ya da nasıl üstesinden geleceğini; buraya da yaz olur mu? Ve ne için kim için yazdın bunları bilmiyorum fakat değerinin anlaşılmasını umuyorum 🫂
ben de seviyorum ama sevdiğim bazı şeylerden vazgeçmem gerektiğini biliyorum vazgeçmeye çalışıyorum açıkçası, kendimden vermemeye çalışıyorum ama bir gün gerçek bir çözüm bulursam ilk buraya yazarım 🥲 zavallı ama iyi niyetliyiz en azından 🥹🫠
ince düşünmekten kalbi kırılmak. benim hayatımın özeti bu.
birilerini mutlu etmek için düşünmek, başkaları sevinsin diye çabalamak, her şeyden ve herkesten önce -en çok da kendimden önce- bir başkasının sevincini, mutluluğunu, huzurunu, rahatını, iyiliğini düşünmek. benim hayatım bu işte.
sürekli sonunda kalbi kırılan ben oluyorum, çünkü aslında verdiğim şeyler karşı tarafta benim sandığım kadar değer görmüyor. çok düşünüyorum, bunu neden yapıyorum? neden bu huyumdan vazgeçemiyorum? neden bile bile her seferinde aynı yola giriyorum? sebebini bulmaya çalışıyorum. bunu düşünürken kafayı yiyecek gibi oluyorum ama sebebini de biliyorum. böyle yaparak insanlar beni sever zannediyorum. ben onları başımın üstünde tutarsam, onlar benim onlara değer verdiğimi anlar, beni severler diye düşünüyorum. beni hayatlarında onların benim hayatımda olduğu kadar önemli bir yere koyarlar diye bir umut bekliyorum. ben zavallıyım. kendimle ilgili bir sıfat bulmam gerekirse bu işte, ben zavallıyım.
bu hayatta kimse, bakın kimse, anneniz babanız bile, eşiniz dostunuz bile siz onlara çok değer veriyorsunuz diye sizi çok sevmiyor. sizi bağrına basmıyor. size sizin istediğiniz gibi bir değer vermiyor. çünkü aslında siz böyle yaparak karşınızdakini sadece şımartıyorsunuz. onlar da bunu kendilerine yapılmış bir lütuf gibi görmüyor, onlar da bunu zaten hak ettiğini düşünüyor.
peki ben? hak ettiysem eyvallah.
selamlar herkes, nasılsınız?
ben yalnızım. kocamı askere yolladım. “amaan 21 gün hemen geçer ya boşver kafa dinle” diyeceksiniz gibi hissediyorum, çünkü herkes öyle diyor ama demeyin. birincisi, artık 21 gün değil 28 gün gidiyorlar. ikincisi ben kocamsız kafa dinleyememe hastalığına yakalanmışım.
evimiz çok sessiz ve ıssız. okulda geçirdiğim saatlerde bile kocamı özlerken tamı tamına 1 AY ne yapacağım kocam olmadan? hüüğğ.
gitmeden önceki günlerde ben uyumak için odaya geçtiğimde arkadaşlarıyla konuşuyordu skype’tan, muhtemelen benim duyduğumdan habersizdi. arkadaşları ile askerliğin kriterini yapıyorlar. ne olacak, nasıl olacak diye. furkan orada diyor ki, ya bir kere ben 1 ay bengisu’dan uzak kalacağım, bu bile yeter ne kadar manasız olduğunu anlatmaya. benim duymadığım, olmadığım bir ortamda arkadaşlarına böyle bir şey söylemesi beni mutlu etti. beni sevdiğini göstermekten çekinmemesini de çok seviyorum. canım kocam dööönnn hüüğğ sensiz yapayalnızım.
okul fena gitmiyor. sürekli bir pano hazırlayıp önünde fotoğraf çekiniyoruz. şimdi 24 kasım panosunu da ben ve diğer 1. sınıf öğretmeni hazırlayacağız. çıta biraz yükseldi bakalım ne olacak?
başta birkaç sorundan bahsetmiştim. o sorunlar halloldu. sonra başka bir sorun -büyük bir sorun- çıktı, o biraz dallanıp budaklandı ve benim canımı çok sıktı. sonra o da hallolunca geriye kalan öğrencilerimi evime adet ettim. K sesine geçmiştik, kek yedik ve kedi sevdik. hem velilerime karşı ufak bir şov hem de çocuklarıma söz verdiğim için böyle bir şey yaptım. çok gürültülü ama güzeldi. çocuklar eğlendiler. velilerimin de geriye kalanlarının büyük bir çoğunluğu beni seviyor bence. inşallah böyle devam eder.
kocam gelirse mutlu hayatıma tekrar devam edeceğim. kocamsız hayatım tuzsuz çorbaya benziyor. kocama dua edelim, hayırlısıyla bitirip gelmek nasip olsun.
GEL TEZKERE 😭😭
16.11.24 Cumartesi
Selamlar herkes, nasılsınız?
cuma günü uyum eğitimi yaptık yeni öğrencilerimle. minicik bir sınıfım var. fiziken minicik yani. 20 öğrencim var, 20’sinin aynı anda ayakta olması mümkün değil öyle minicik. sıralar arasından geçerken 2 öğrenci yan yana geçemiyor (ki bu öğrenciler 6 yaşında ve çookk küçücükler) öyle minicik. en önde oturan öğrenci sinemayı en önde izliyormuş gibi oluyor, öyle minicik.
kura çekildi ve bu sınıf bana kaldı. aslında şaşırmadım çünkü genelde böyle şeylerde şanssız olan benimdir. yine de hayırlısı ve güzeli olması için çok dua etmiştim. kurada da bu sınıf çıkınca Rabbimin benim için çizdiği yola güvenmekten başka bir şey yapamazdım. Çookk dua ettim ve böyle oldu. Rabbim her zaman en iyisini bilir.
bir öğretmen olarak velilerle ilgili en çok şuna şaşırıyorum. çocuğunu özel kursa göndermiş gibi çocuğu için özel ilgi, alaka ve muamele beklemesi beni çok şaşırtıyor. sınıfta 20 öğrenci varsa -ve tabi ki özel ilgi gereken bir öğrenci yoksa- öğretmen hepsine eşit davranmalı, kimseye ayrıcalık göstermemelidir. fakat günümüz çocukları evlerinde o kadar biricik, o kadar “hayır”a alışmamış, o kadar her istediği yapılmış ki okula adapte olmakta zorlanıyor. çünkü öğretmen ona dur diyor, sus diyor, otur diyor. evde hiç böyle bir şey görmemiş ki. o ne isterse öyle olmuş şimdiye kadar, aile onu pamuklarda büyütmüş ve işin asıl garip tarafı öğretmen olarak buna devam etmem isteniyor. sayın veliler, gerçekten çok ilginçsiniz ya. size yetişemiyorum.
ebeveyn olmak henüz nasip olmadı ama eğer bir gün nasip olursa ben de böyle mi olurum diye tedirgin oluyorum. bir çocuğu sarıp sarmalamak, hayır’ı öğretmemek, ona sınırlar çizmemek ve her istediğini yapmak küçücük bir çocuğa yapabileceğiniz en büyük kötülüklerden biri. çünkü -ne yazık ki- gerçek dünya sizin çocuğunuza yarattığınız o sahte dünya gibi değil. ilk duvar okul oluyor, çocuk zaten bocalıyor, öğretmen çocuk ve veli arasında sıkışıyor, veliyle itiş kakış dövüşle bu dönem bitiyor fakat çocuk yaş ilerledikçe zorlanmaya devam ediyor. sınırsızlık çocuk için korkunç bir açgözlülüğe sebep oluyor. lütfen çocuklarınızı böyle büyütmeyin. bir de lütfen öğretmenlerle kavga etmeyin.
ilk günüm güzel geçmişti aslında okul bittikten sonra olanları anlatmak istemiyorum şimdilik çünkü kocama daha fazla bu konuda konuşmama sözü verdim 😂 yani inşallah bu beklentiler devam etmez çünkü ben velilerin istediği gibi bir öğretmen değilim. ben kimsenin çocuğunu poh pohlamam. başka öğrencilerin eğitim hakkının gasp edilmesine izin vermem. bir öğrenci canı istiyor diye diğer öğrencileri rahatsız edemez. herkese eşit olmam gerekiyor. inanın her gece yatağa girince kendimle muhasebem saatler sürüyor. en büyük korkum ufacık günahsız çocukların hakkına girmek. bunu gözetmeye çalışıyorum inşallah bir gün tam anlamıyla başarabilirim.
öğretmenlik zor arkadaşlar ya. hele yeni nesil öğrencilerle daha zor. hele yeni nesil velilerle işkence 😂 aman benim çocuğum çok duygusal, aman benim çocuğum şöyle, benim çocuğum, benim çocuğum… ama diğer hiçbir çocuk umrunda değil. akşama kadar oturup onun çocuğuyla ilgilenmediğim sürece assla memnun olmuyorlar. hayret ediyorum. analık-babalık böyle bir kafaya girmek herhalde. Allah’ım bana hak gözeten bir anne olmayı nasip et, amin.
pazartesi yeni bir gün. inşallah bu işin üstesinden gelebilirim. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.
080924. Pazar.
27 Ağustos 2024.
canım eşimle evleneli bugün tam 1 yıl oldu. geçen yıl bugün ben gelin olmuştum. gelinlik giymiştim. öyyyle güzel hissetmiştim ki içinde. herkes çok beğenmişti beni, “kuğu gibi olmuşsun” demişlerdi bana. kuğu gibi… çok güzel bir benzetme değil mi? insan kendi için duyunca utanıyor. estağfurullah. kuğu biraz abartı olmadı mı? olmadı mı? tamam o zaman madem öyle bir güncük kuğu olayım.
her gün, heerr gün furkanla geçen yıl evlendiğimiz için şükrediyorum. işleri biraz hızlandırdık. normalde bu yıl düşünüyorduk ama şartları zorladık ve geçen yıl evlendik. iyi ki geçen yıl evlenmişiz ya. geçirdiğim en güzel yılımsın canım eşim. seninle geçirdiğim, geçirebildiğim her gün için şükrediyorum. iyi ki benimle evlendin. iyi ki birlikteyiz. iyi ki kocamsın. iyi ki…
şiir okumayı pek sevmem. genel olarak içindeki manayı anlayamıyorum. anlamak için kendimi zorladığımda da çok zorlama oluyor keyif almıyorum. ama kocam, sana her gün şiirler okumak istiyorum. sana olan sevdamı yalnız şiirler anlatabilir gibi geliyor. normal insanların kurduğu düz cümleler yetmiyor sana kendimi, aşkımı, sevdamı anlatmaya.
sensiz kışları yazdım
senli baharları
her satırda seni yazdım aslında herkes anladı sevdiğimi
herkes anladı seni sevdiğimi
herkes anladı seni çok sevdiğimi
yalnız sana anlatamadım seni ne kadar çok sevdiğimi
çoğu anlattım belki
sonsuzu anlatmaya kelimeler yetmedi.
nice güzel yıllarımız olsun canım eşim. her yılımız birbirinden güzel olsun.
seni seviyorum.
sana söyleyecek bundan daha sana ve bana ait sözüm yoktur.
240824.
selamlar herkes, nasılsınız?
kars’ta 3 yıldır yaşıyorum çok yakın olmasına rağmen gürcistan’a geçmek hiç nasip olmamıştı. Akyaka’daki öğretmen arkadaşlarım birkaç defa gittiler ama ben başlarda kocamla henüz evlenmediğim için yalnızca hafta sonu görüşebiliyorduk, gidemedik. sonra evlendik ilk yılımız, evimize alışalım dedik hafta sonlarını sakin geçirmekten hoşlandık derken artık sonunda bize de nasip oldu. batum’a kadar gidip geldik.
hatıra olması için buraya gezimizden birkaç fotoğraf koymak istedim. batum güzeldi. yemyeşildi. binaları, mimarisi muhteşemdi. çookk pahalıydı. havası müthiş nemliydi ve yolu… korkunçtu arkadaşlar. işkence gibiydi.
kars’tan batum’a geçmek için artvin/şavşat üzerinden sarp sınır kapısına gidiliyor. biz turla gittik. geceden yola çıktık. artvin’den sonra yol öyyle korkunçtu ki. virajları alabilmek için araba resmen duruyor, neredeyse 180 derece dönüyor, yoka devam ediyor ve tekrar viraj… tekrar, tekrae ve sonsuza kadar viraj 😂 uyumayı bir kenara bırakın normal oturmak bile imkansızdı. midem mahvoldu. tek ayak üstüne uyuyabilen kocam bile uyuyamadı o derece 😂 üstelik tur otobüsümüzde 1 bebek, 1 çok konuşan bir ablamız vardı. bebek yol boyu ağladı, ablamız yol boyu konuştu. benim sinirden gerim gerim gerilmiş sinirlerim kendini zor tuttu.
batum’un kendisi muhteşem olsa da yolu öyle kötü ve eziyetti ki bir daha gitmeyi düşünmem. aslında tiflis’e geçmeyi düşünüyorduk ama yol tecrübemiz bizi korkutuyor 😂
denk gelirseniz gürcü mantısı / hingel yemeyin bu arada. içi tamamen kişnişe boğulmuş plastik bir hamurun içine koyulmuş tatsız bir kıyma. kişnişin tadını bastırmak mümkün değil. plastik hamurunu çiğnemek de keyifli değildi 😂
gezdik gördük. ama arkadaşlar ben ve eşim ev insanıyız. evimizde çayımızı demleyelim, güzel dizimizi açalım, kedilerimiz kucağımızda oturalım. öyle şeylerden keyif alıyoruz. tatil kotamızı doldurduk. artık kocamla evimizde oturmak bana daha keyifli geliyor. keşke her yolculuk müthiş rahat olsa eziyeti olmasa hiç. o zaman gezmekten keyif alabilirim 😂
öyle işte dostlarım. batum’u görmek nasip olursa zamane bişiler anlatmıştı dersiniz. kendinize iyi bakın.
260824.
selamlar herkes, nasılsınız?
ben nasılım biliyor musunuz? ben var ya… ben, mutluyum ya. baya mutluyum. hafifledim sanki. üzerimden büyük bir yük kalktı. ne mi oldu? köydeki okulumdan ayrıldım. akyaka ve karahan köyü maceram bitti, Allah’ım şükürler olsun 🤲🏻
mazeret atamalarıyla sarıkamış’a eşimin çalıştığı ilçeye eş durumu tayini istedim. sarıkamış merkeze tayinim çıktı. dün akyaka’ya gidip ilişik kestim. bugün mebbis’e baktım resmen görev yeri karahan ilkokulu yazmıyor artık. inanamıyorum. gerçek gibi gelmiyor. resmen çilem bitti ya. her sabah 5buçukta kalkmama gerek kalmadı. pis servisçilere bir servet dökmeyeceğim. onlar istiyor diye her sabah köpeklerin arasından 1 km yol yürümeyeceğim. evime servisçilerin canı istediğinde dönmeyeceğim. çıkarcı insanların her dediklerine evet demek zprunda kalmayacağım. mecbur olduğum için bana yapılan her şeyi yutmayacağım. nankör velilerden, beni sürekli ağlatan köyden kurtuldum. okulun bahçesinde tavuk gibi kızarmaktan kurtuldum. her gün ‘gelip beni köyden alacaklar mı?’ korkusundan kurtuldum. müdürlükten kurtuldum. artık kimseye bir dolap dolusu arşivden diploma örneği çıkarmam gerekmeyecek. okuluma tuvalet kağıdı ya da A4 kağıt alabilmek için gece gündüz ihaleler kovalamam gerekmeyecek. elektrik faturası girmeyeceğim. hiçbir faturayı girmeyeceğim. akşam toplantı koyduklarında ben geri eve nasıl döneceğim diye düşünmeyeceğim. birleştirilmiş sınıf öğretmeni değilim artık.
bütün bunları o kadar uzun zamandır yapıyorum ki. yapmayacak olduğuma inanamıyorum. bittiğine inanamıyorum. Allah’ım. sana çok şükür.
sarıkamış merkezde yeni okuluma dün başlangıç yaptım. okulu gezdim. rus mimarisiymiş biliyor musunuz? bana yine 1. sınıfları verecekler ama olsun, napalım. okulum evimden arabayla 6 dakika. yürümek istesem 25-30 dakika. muhteşem değil mi? 3 yıldır -hatta ücretli yaptığımı da sayarsak 4 yıldır- iş yerine yürüyerek gitme imkanı olan insanlara öyle imreniyorum ki. şimdi o insan benim. servisçilerle muhatap olmayacağım. bunun nasıl bir lüks olduğunu anlamanız için doğunun herhangi bir yerinde herhangi bir servisçiye mecbur kalmalısınız. ancak o zaman benim yaşadığım mutluluğu biraz anlayabilirsiniz.
şöyle bir örnek vereyim; geçen yıl servisçi polis çevirmesinde ehliyet süresi dolduğu ve ehliyetini yenilemediği için ceza yedi. daha sonra servise binip bize bağırdı, “sizin yüzünüzden ceza yedim” dedi ve bize o gün servis için zam yaptı. ne alaka diye sormayın öyle işte. sadece 1 kere servisçiye “abi bu kadar zam yapmasan ortada buluşalım benim çok borcum var” dediğim için tüm servise beni kötü gösterip 1 yıl boyunca evimden uzaktan aldı ve hep arkamdan dedikodumu yaptı. sadece param yok demiştim. o zamandan sonra bir daha hiç zorda kalmadıkça konuşmadım zaten.
karahan’da birkaç veli hariç hiçbirinin çocuklar umrunda değildi. 4. sınıfta bile okuma yazmaya geçememiş öğrencimiz vardı. velilerle defalarca konuştuk, ev ziyaretlerine gittim, okusunlar diye yalvardım, nolur ödevlerini siz yapmayın dedim ya nolursunuz şu çocuk her gün oturup yarım saat ödev yapsın, 2 sayfa okuma yapsın ama yok. çocuklar traktör tepelerinde, inek-kaz peşinde, sokakta ordan oraya koşturmaktan başka hiçbir şey yapmıyor. çoğu öğrenci için devamlılık diye bir şey zaten yok. okula 2 gün geliyorlar, böylece sınıfta da kalmıyor, sonra “bu çocuk okumaya niye geçmiyor hocam???” diye okul basıyorlar. sence neden geçemiyor kardeşim? okula gelmiyor, harf öğretimin yarısında senin çocuğun yok, geldiğinde ödev yapmak yok, okula deftersiz kitapsız geliyor yazsın diye verdiğim kağıdı çıkışta yere atılmış buluyorum, evde sen beş dakika okuma çalıştırmıyorsun. sence neden okumuyor bu çocuk? sonra noluyor dersiniz? veliler koştur koştur milli eğitime gidiyor BENGUSU HOCA BİZİM ÇOCUĞU OKUTMUYOR her gün bana telefon ediyorlar seni cimere şikayet edecem
bir de başımıza cimer çıktı arkadaşlar. kimse sınıfı görmüyor, öğrenciyi sınıfta bırakmak yok, okumuyor diye yaptırım yok, okulda yapmadığı edepsizlik yok ama bu çocuğa verebileceğin bir ceza yok.
çocuk hafta sonu okulun duvarına kocaman erkek cinsel organını çizmiş. kameradan izledik kim olduğunu bulduk. fotoğraflarını çektim milli eğitime attım, jandarmaya haber verdim. bana ne dediler biliyor musunuz? hocam geçen boya gelmişti onunla orayı boyayın öyle kalmasın. hocam bunu şu çocuk yapmış. tamam hocam konuşun bir daha yapmasın. babasını arıyorum okula çağırıyorum gelmiyor. telefonda ne yaptığını söylüyorum. telefonun diğer ucunda çok afedersiniz anıra anıra gülüyor. hocam çocuk yaaa diyor. bir ilkokul çocuğunun, okulun duvarına bunu yapmasının hiçbir yaptırımı yok. ve bunun üstüne ben o duvarı 5 kere daha boyattım. çünkü tüm çocuklar öğrendi hiçbir şey olmadığını. köyün diğer çocuklarına kadar okula girildi, bizim o duvarımıza ne küfürler neler yapıldı anlatamam. artık saldım bir yerden sonra, silmedim. yapacak yer kalmayınca bıraktılar. ha bir de o çocuk var ya, her gün okulun önünden geçerken bağıra bağıra kürtçe küfür etti bana. babası da gülüp başını okşadı.
otizmli olan bir çocuk 2 yıl okuma yazma öğrenemedi. çocuk için her şeyi yaptım, doktorlarla konuştum, durum raporlarını yazıp yolladım, özel olarak her gün yanımda ilgilendim. bu lanet köyün kaç tane cenazesi oldu sadece bu ailenin başsağlığına gittim. sonra yıl sonunda çocuğun annesinin her gün okul çıkışı sınıftaki diğer çocukları kıstırıp öğretmen benim çocuğuma napıyor? kızıyor mu? dövüyor mu? diye sorguya çektiğini öğrendim. aradım dedim ki, bunı yapamazsınız. kendi çocuğunuzun psikolojisini düşünüyorsunuz diğerlerini de düşünmek zorundasınız. öğrenciyle ilgili bir durum varsa lütfen benimle iletişime geçin. sonra bu aile aynı gün ilçe milli eğitime gidip beni şikayet ettiler. hoca bizim çocuğu dövüyo diye. ben öğrenciyi 1 gün boyunca tek ayak üstünde bekletiyormuşum, sürekli bağırıyormuşum, öğrenci okula benim yüzümden gelmek istemiyormuş. öğrencinin okula gelmek istemediği doğru, çünkü evinde öyle bir konfor alanı var ki hiçbirimiz öyle çocukluk yaşamamışızdır. 3 akülü arabası var. sayısız müzik aleti. telefon, tablet, televizyon sınırsız. canı hamburger istiyor diye atlayıp kars’a gidiveriyorlar bir anda. okulda ders çalışmaya, öğrenmeye zorlandığı için her gün için ayrı bir hikaye yazıyor ve ailesine benim onu dövdüğüme ikna ediyor. çocuğa da bir şey denmiyor, aklı selim ailesi yok ki onu yetiştirecek.
çocuğun biri öğle arasından 1 saat geç döndü, ben de kızdım. okulun kurallarını, saatleri hatırlattım. sen teneffüste kaşla göz arasında okuldan kaç, tüm köyü inlete inlete ağla, “öğretmen beni keser sapıyla dövdü” diye bağıra bağıra ağlayıp eve gidiyormuş. eve gidince de ben onu karanlık odalara kilitliyormuşum, başında sıra kırıyormuşum diye öyküler başlamış. zaten o günden sonra köyde adım dayakçı öğretmene çıktı. bir daha inmedi.
şizofren bir köyde görev yaptığımı düşünüyorum. ben çabaladıkça onlar beni baltaladı, ben çocuklar için uğraştım veliler geldi beni tehdit etti. ben etkinlik yaptım adım kızlara etkinlik yaptırıyor erkekleri sevmiyor’a çıktı. neler neler ya. 3 yılda yaşadıklarımı anlatsam 10 sayfa yazarım herhalde.
ben bütün bunlarla uğraşırken, her gün ağlarken, her gün sabah servisinden akşam çıkışına kadar 1 saniyem mutlu geçmezken instagramdan biri bana ne dedi biliyor musunuz? şükürsüz davranıyorsun, atanmak için bekleyen onca insan var.
ben atanmayı çok istemiştim en çok siz şahitsiniz. ama dua ederken ayrıntı vermek geriyormuş. ben nere olursa olsun Allah’ım, dedim. yeter ki atanayım nolur, dedim. köy olsun köy olsun diye dualar ettim. al sana işte. dualarımdan fazlasını vermedi bana Allah. dua ederken köy mü istiyorsun? desene YOLU OLAN köy olsun diye? Allah’ım velilerim süper olsun desene? en iyi yere atanayım, çok mutlu olayım desene? niye duadan kaçıyorsun? Rabbim’in hazinesi geniştir bana bol bol verirdi. istemedim ki?
şimdi bu atamada her şeyi istedim dostlar. yakın olsun dedim oldu şükür. birleştirilmiş sınıf olmasın, müdür olmayayım dedim, olmadı çok şükür. velilerle öğrencileri 2 hafta içinde öğreneceğiz 😅
yaşadıklarımı unutmamak için yazayım istedim. buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim. inşallah yollarımız taşlarla dolu değil de hep çiçeklerle dolu olur. amin.
220824. Perşembe.
selamlar herkes. hoşçakal 2023.
fotoğraf anılarımdan anlayabileceğiniz üzere 2023 benim yılım oldu. kavuşmalı, nişanlanmalı, kınalanmalı ve evlenmeli🤭 bir yıl olduğu aşikar. sevgili eşime benimle evlendiği için tekrar teşekkür ederim.
genelde yıl sonu yazılarım bol öfkeli, kızgınlık ve kırgınlık içeren, geçtiğimiz yıldan istediği verimi alamamış yazılar olurken 2023 benim için pek çok heyecanı bir araya getiren, hayatımda bir daha yaşayamayacağım hisler ve güzelliklerle dolu bir yıl oldu. dolu dolu. dopdolu. bir ara koşuşturmacadan kafayı yiyecekken, şimdi bu yazıyı yazarken kocamla kanepeye uzanmış çay höpürdetip portakal lüpletiyoruz. şükürler olsun.
Allah’ım 2023 için, canım kocam için ve yaşadığım her şey için çok teşekkür ederim. bu anılar benim hep en güzel anılarım olarak kalacak.
2023’te kedimiz zeytin’e bir de peynir’i ekledik. fındık burunlu prensesim. bakalım hayatımız onunla nasıl olacak.
kars’ta geçirdiğim 3. yılbaşı oluyor bu, asıl soru daha kaç yılbaşı kars’ta olacağız? 😅
herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı, bereketli, sevdiklerine kavuştuğu, aradığını bulduğu ve kalp ferahlığına ulaştığı bir yıl diliyorum. Allah hepimizin ömrünü, yolunu güzelleştirsin. güzelliklerimizi korumayı nasip etsin inşallah. amin.
yeni yıl yeni yıl yeni yıl bizlere kutlu olsun. yeni yıl yeni yıl yeni yıl sizlere kutlu olsun. hoşgeldin 2024 💙
311223. Pazar.
Evlilik nasıl gidiyor zamane , ne diyorsun evlenelim mi yoksa bekarlık sultanlık mıdır 😁
ay evlilik o kadar güzelmiş ki buraları unutmuşum ta kaç gün önce sormuşsunuz soruyu 🥲
kafana uyan, anlaştığın, sevdiğin biri varsa bence evlilik süper bir şey 🫠 hiç düşünmeyin evlenin bence, ama doğru kişiyi bulmak önemli tabi, Allah iyi insanlarla karşılaştırsın 🫶🏼
Allah’a şükür biz iyiyiz, daim olur inşallah 🧿
selamlar herkes nasılsınız? benim kınam ve düğünüm oldu.
25 ağustos akşamı tam gönlümdeki gibi bir kınayla eğlendim, 27 ağustos akşam üstü de düğünümüz oldu. her şey o kadar istediğim gibiydi, her anında o kadar mutluydum, tüm süreç o kadar sıkıntısız sorunsuz geçti ki hayretler içindeyim hala.
düşünüp geriye baktığımda iyi ki nişanımı evde öyle yapmışım diyorum, iyi ki kınam öyle olmuş, iyi ki düğünümüz böyle sade oyunsuz olmuş, iyi ki bu gelinliği giymişim, iyi ki başımı böyle yapmışım, iyi ki çekimimizi bulduğum yerde yapmışız… o kadarr çok iyi ki’m var ki akşama kadar yazabilirim. en büyük iyi ki’m Furkan tabi ki. İyi ki Furkan’la evlendim dostlar. birkaç haftadır bulutların üstündeyim. sorun çıkabilir miydi? evet çıkabilirdi kesinlikle ama Furkan’ın her şeyi halletmeye ve sorun çıkarmamaya yönelik tutumu bizi kurtardı diyebilirim. maşallah ya. Allah ağzımızın tadını bozmasın.
düğünümde kendimi öyle güzel hissettim ki ara ara açıp fotoğraflara bakıyorum.
Furkan’ın tüm dostları ve benim Aybüke ve Ahsen her şeye koşuşturdular sağolsunlar. insanların yalnız bizim için bu kadar uğraşmış olması çok duygusal aslında. bizim yükümüzü hafifletmek ve olası problemleri halletmek için herkes seferber oldu. Aybüke kına makyajımı yaptı, öyle güzel oldu ki herkes bir makyöze yaptırdım sandı.
ne anlatsam bilemiyorum aklıma geldikçe yazarım aslında. sadece şunu söylemek için geldim buraya; sorunsuz sıkıntısız da evlilik oluyormuş, müthiş paralar harcamadan da oluyormuş, kavga çıkmadan bu süreç bitebiliyormuş, her anından zevk aldığımız ve mutlu olduğumuz bir düğün oluyormuş. oluyormuş gerçekten arkadaşlar. çok kasmayınca, her şeyin en iyisi olacak, olmak zorunda diye düşünmedikçe öyle güzel oluyormuş ki. karşılıklı birbirini sevince, anlaşında yolunda gidebiliyormuş her şey.
hiçbir yaptığımdan pişman değilim. her şey mükemmeldi. yine olsa yine böyle olsun isterdim. yine furkan’la evlenmek isterdim. çok şükür.
o kadar uzun zamandır bu kadar mutlu değilim ki şaşkınım. maşallah. Allah huzurumuzu bozmasın, amin.
270823. evliyim.
260723.
bir zamanların zamane’si artık evli sevgili tumblr dostlarım. duygusal biriyim bilirsiniz, sizinle paylaşmak istedim.
artık kocam var. kocam da kocam.
inanılmaz ezik hissediyorum bazen kendimi. benim bir fikrim, hayatım, kararlarım, özgürlüklerim yokmuş gibi davranıyorlar. annem sürekli benden hesap soruyor, naptın? neden öyle yaptın? niye bu saatte yaptın? hiç mi bunun yanlış olduğunu anlamadın? kız başına nasıl bu işlere kalktın?
artık buna dur demek istiyorum. anne, artık yeter. benim bir hayatım var. ablama karışmadığın gibi bana da karışma artık. sana her dakikamı hesap vermek ya da senin isteklerin doğrultusunda yaşamak istemiyorum, demek istiyorum. ama yapamıyorum. hele söz konusu annemse beni azarlarken dinleyip sonra uzun uzun açıklamalar yapıyorum. o ise beni azarlamaya devam ediyor.
katarsise katılsam şöyle olurdu herhalde. merhaba ben bengisu, 27 yaşındayım, hala anneme tüm yaptıklarımı adım adım açıklamak zorunda hissediyor ve o beni azarlarken susup dinliyorum. sonra yaşadığım suçluluk duygusuyla saatler geçiriyorum.
inanılmaz ağlak bir insan oldum son birkaç yıldır. mesela bebeklerin gözlerinin bozuk olması ve ilk gözlük taktıklarındaki tepkilerine ağlayasım geliyor SANİYESİNDE. ya da kulaklık takan bir bebek ilk defa bir ses duyduğundaki tepkisi beni zırıl zırıl ağlatıyor. bir köpeğin topalladığını görmek beni kahrediyor. babasının bilgisayar aldığı bir çocuk videosu var mesela sürekli karşıma çıkıyor ve HER SEFERİNDE gözlerim doluyor. yetmiyor gibi bir de altındaki yorumları okuyorum tekrar kendimi üzüyorum. buna bağımlı mıyım bilmiyorum. mesela ben keşfette dolanırken çok komik videolara kahkahalarla gülüp peşinden gelen susamış bir kuşun su içişine aynı saniyede ağlamaya başlayabilirim. bazen sırf ağlamamak için türkan şoray gibi uzaklara bakıyorum. kendimi durdurmaya çalışıyorum ama olmuyor.
geçen gün çanakkale, kepez’de folklor gösterisi varmış gidelim dediler. diğer ülkelerden gelecekler bize kendi danslarını gösterecekler. e tamam gidelim. gittik, oturduk yanımda 6-7 kişi daha var. ay beni oturur oturmaz bir ağlama tutmasın mı? niye ağlıyorum ben de bilmiyorum, tam ağlayacakken hani burnun sızlar, göz pınarlarına yaşlar dolar gözünü kırpsan ağlayacak olursun ya hah işte öyle. karşıda bulgarlar hop hop hopluyor, öyle zeybek falan gibi insanın kalbine işleyen bir gösteri de yok. ortamda herkes çok mutlu, yanımdakiler sohbet ediyor, kahkahalar uçuşuyor, ben? ben ağlıyorum? ay hayretler gerçekten. artık duygusal bir video izlememe gerek bile olmadan ağlayabiliyorum demek ki.
bu göz dolması hoş değil aslında neden her şeyden bu kadar çabuk etkileniyorum bilmiyorum. beni gören de çok duygusal, sessiz, sakin biri sanar. halbuki siz beni okulda velilerle kavga ederken görün. bakın o zaman gözüm doluyor mu?
selamlar herkes, nasılsınız? ben gelinlikliyim.
dün gelinliğimi satın aldık. çanakkale’de gelinlik bakmaya başlamıştık bayramdan önce. tesettür için çok az seçenek vardı. ben de burada kurumsal bir firmanın internet sitesinden 3 gelinlik beğendim, bunları istedim. dün gelinlikler geldi diye beni çağırdılar, 3’ünü denedim, hepsini beğendim aslında ama en beğendiğimi satın aldık.
bazen çok kolay bir insan mıyım diye düşünüyorum kendi kendime. nişan elbisemi biraz site dolanıp aldım, ona uygun ayakkabı beğendim, şalın renginden emin olamadığım için 2 şal sipariş verdim ikisinden birini kullandım. nişan masası için hemen her şeyi anneme teslim ettim, hediyelerimi hemen beğendim. gelinliğimi gelinlik denediğim 3. mağazada buldum. ben hayatı böyle yaşarken etrafımda kimse benim düğünüm için elbise bulamadı henüz. ahsen kendi en yakın arkadaşının düğünü için -10 gün kaldı- hala elbise seçemedi ki yaklaşık 5 aydır falan elbise bakıyoruz. insanlar elbise beğense ayakkabı beğenemiyor, ayakkabı beğense şalını seçemiyor. ben ise şöyleyim; tık, tık, tık, tık. halloldu.
genel olarak hayatımda sorun çıkaran, zor karar veren, memnuniyetsiz bir insan olmadım. hemen her konuda böyleyim. pek uğraşmam, herhangi bir konu için saatlerce düşünmem. gelinlik için dolap uygulamasına bile bakmıştım. ama tüm tesettürlü gelinler yürüyen disko topu olmaya çok istekli olduğu için bana göre değildi. benim gelinliğim epey sade. üst kısmında işleme boncuk var biraz ama eteği düz. denediğim gelinlikler içinde en hafifi ve içinde en rahat ettiğimdi. ağustosun sıcağında hafif ve rahat gelinlik biraz önceliğim oldu. içinde mutlu ve güzel hissettim. ben de tamam dedim o zaman bu olsun?
bu yaz benim gibi evlenen 2 arkadaşım daha var. biri mihriban zaten nişanına gitmiştik hatırlıyorsanız. her şeyimizin bu kadar farklı olmasına şaşırıyorum. aslında mihribanla ilgili her şeye şaşırıyorum. sevgilisi olduğundan beri epey farklı bir arkadaşlık yaşıyoruz. aslında bu durumla ilgili çok dertleşmek istiyorum. ne desem bilemiyorum ama hala bu yaşımda insanların içinden bambaşka kişilikler çıkmasına şaşırıyorum. 7 yıllık arkadaşımı tanıyamadığım için üzülüyorum.
çok yakındık, sıkı fıkıydık, her anımız birlikteydi gerçekten. en en en yakın arkadaşımdı. mihribanın nişanlısı üniversitedeyken benimle görüşmek istemişti, bir kere kahve içmiştik sonra olmamıştı. yani çocuk çok benlik değildi zaten kafalarımız uymuyordu hem de biraz çapkınlık yaptığını görüp istememiştim. sonra çocuk mihribanla görüşmek istedi. mihriban beni aradı, rızamı istedi ben de dedim ben ne alaka? benim zaten furkanım (❤️) var ne istiyorsan yap benlik bir sorun yok. ama sanırım mihriban için bir sorun varmış. o günden beri benimle hiç konuşmuyor. o can ciğer dostum istemesiyle, nişanıyla, kınasıyla, düğünüyle ilgili bana hiçbir şey anlatmıyor. kızlarla buluşunca ben masadan kalkınca fısıldıyor, diğerleyile konuşuyor ama benimle yok. sanki onun kocasında gözüm varmış gibi? hayret gerçekten. o kadar hayret ki. üstelik koca bulunca arkadaşlarını satma işi geçmişte kalmamış mıydı ya? geçmedik mi o günleri?
neyse en azından benden önce evleniyor da ben de mihribanın hayatında erkek varken nasış davrandığını görmüş oldum. ben de ona hiçbir şey anlatmıyorum. önce ben evlensem biliyorsunuz ki ben attığım adımdan yediğim yemeğe kadar her şeyi ben anlatırdım. madem o kocasıyla bizden -benden- uzak yaşamak istiyor, tamam napalım, öyle olsun.
hayatınıza bir erkek arkadaş, nişanlı, koca girince arkadaşlarınızı satmayın lütfen. gerçekten çok kırıcı oluyor.
bu arada nişanıma gelmedi, halbuki ben onun düğünden bozma nişanına gitmiştim tüm işlerimi ayarlayıp. bana ne dedi biliyor musunuz? kanka annem istemiyo ya gelmemi, çok işimiz varmış. tamam kanka. sen kendi muhteşem düğününle ilgilen mutlaka, bir şaşa az olursa üzülürsün hepsini ayarla. benim nişanım, kınam ya da düğünüm artık arkadaş olmadığımız için umrunda olmayabilir haliyle. şimdi siz bu salak mihribanın düğününe de gider diye düşüneceksiniz ama yok yok merak etmeyin, gitmeyeceğim.
gerçekten çok üzgünüm. arkadaş kaybetmeye alışkınım ama bu şekilde sevgilisi var diye olması beni çok üzdü. hem de tavırları falan o kadar çirkin ki. onun düğünü çoookk abartılı olacakmış, benimki daha basit olacakmış. o beğendiği gelinliği giymeyecekmiş düğününe uygun olmadığı için ama senin konseptine uyar sen giyebilirsin diyor bana. sağol canım benim yaa. demek izin verdin. nasıl ödesem hakkını.
anlatmak istediğim milyonlarca şey var ama ne bileyim, anlatsam ne değişecek? insanların benim nazar değdirmemden korkuyorken asıl kendi kötü niyetleriyle kötü gözle bakıyorlar bence. kişi eğer kendi kalbinde kötülük düşünmüyorsa neden 7 yıllık arkadaşım benim evliliğe nazar eder diye düşünür ki? inanılmaz ya gerçekten inanılmaz. Allah herkesin yuvasını hayırlı etsin, herkes çok mutlu olsun inşallah.
070723. düğünüme 50 gün kaldı. kınama 48 gün.