Yarın, nüfusu 15 milyonu aşan, ülkedeki insanların 5te birininin yaşadığı, 80 kentimizden biri olan İstanbul'da üçüncü köprünün temeli atılacak. Peki neden? Mevcut trafiği rahatlatmak için. Ulaşım ihtiyacına çare olması için.
Bakın Danimarka ne yapıyor: (sistematik bir demiryolu, metro, bisiklet yolları ve otomobil yollarından yanında) Her semtte günlük ihtiyaçların karşılanacağı yeteri sayıda market, manav, eczane, hastane, postane, banka, kreş, okul, kafe, terzi, ayakkabıcı, giyim dükkanı, hırdavatçı vb. var. Böylece, kentin merkezine gidp-gelme ihtiyacını asgari düzeye indirmiş oluyorlar. Ancak biz, halkımız ev sahibi olsun diye, 30.000 kişilik toplu konut alanı yapıyoruz, şehrin 30 km dışına, 30 dakikada bir otobüs kaldırıyoruz. (50 bin liraya mal ettiğimiz konutu, 250 bin liraya satıyoruz oda işin cilvesi) Sonra bu insanlar araba alsın diye, arada ÖTV'yi kaldırıp, basıyoruz benzine zammı! -Amerikalının bilgisayar yazıcısını, mürekkep kartuşundan ucuza satması ile aynı mantıkla- En dayanıksız asfalttan yolları yapıp, eskidikçe her sene yenilerken halkımıza yeni bir hizmet götürdüğümüzü, kendilerine ilan ediyoruz... Devran böyle dönüyor.
Aslında kimsenin "sadece köprüye karşı olmak" gibi anti-fetişizme varan bir tavrı yok. Ancak sorulması gereken soru şu: bu köprü için harcanacak 4.5 milyar dolar ile, kaç tane ilimize, altyapı, okul, sağlık, konut imkanı götürülüp, kaç insanın daha İstanbul'a göçüne neden olan etmenlerin ortadan kaldırılabileceği; böylece ülke coğrafyası üzerinde dengeli bir nüfus dağılımı için daha rasyonel bir adımın atılabileceği neden düşünülmemektedir?
Ya da boş verin, ayran için rahat bir uyku alın...