Buldum mu sence?
Sanırım çok çok uzun zaman geçmiş bu iletinin üzerinden, hala orada mısınız onu da bilemiyorum.. Bu süre zarfında bulmak istediğinizi bulmuşsunuzdur umarım.
Cosmic Funnies

No title available
ojovivo

Product Placement
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

ellievsbear

❣ Chile in a Photography ❣

if i look back, i am lost
I'd rather be in outer space 🛸
🩵 avery cochrane 🩵
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
macklin celebrini has autism
No title available
The Stonewall Inn
Lint Roller? I Barely Know Her
No title available
RMH

Kiana Khansmith
almost home

blake kathryn
seen from Chile

seen from Venezuela

seen from United States

seen from Indonesia
seen from Malaysia
seen from United States
seen from Poland
seen from United Kingdom
seen from Chile

seen from United States
seen from Canada
seen from Brazil
seen from Brazil

seen from Japan
seen from United States
seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Iraq
seen from United States
seen from Ecuador
@birnefeslik
Buldum mu sence?
Sanırım çok çok uzun zaman geçmiş bu iletinin üzerinden, hala orada mısınız onu da bilemiyorum.. Bu süre zarfında bulmak istediğinizi bulmuşsunuzdur umarım.
Bazı soruları, cevaplarından korktuğunuz için soramazsınız. Agatha Christie
Ondört Şubat'lı
İki bin on dört yılının şubatı hastalıkla beraber gelmişti. Geçmek bilmeyen bir hastalık. Ses kısıklığı, öksürük. Sürekli ve sürekli. Bulaşması kaçınılmaz bir kış hastalığı. Ve bulaştı da. Önce o bana bakarken, hastalığın bulaşmasıyla hali olan bir diğerine bakmaya başlamıştı, dönüşümlü olarak. İş yerinden izin alınmasına rağmen hastalık bir türlü geçmek bilmemişti. Uyku bile uyutmayan türden bir şeydi.
On üç şubat gecesi onca günün uykusuzluğuyla koltuğa kıvrılıverdiğimi hatırlıyorum. Gecenin bir yarısı şiddetli öksürük sesiyle uyandım. Ve sonra ateşle yatan adamı acile götürmeye çalıştığımı anımsıyorum. Telaş hadsafhada. Ateşlenen insanlardan korkarım. Ateşi çıkan bir erkekse daha da çok korkarım.
İki saatin sonunda eve gönderilecek duruma gelmişti. Ve eve geri dönmüştük.
On dört şubatın ilk saatleri. Sıcak çorba ve ilaçlarla uyuyakaldı. Uyuması ve biraz da olsa iyileşmesi gerekiyordu. Müzisyen olduğu için on dört şubat programı biraz iyileşme istiyordu.
Ben uyuyamadım. Tekrar ateşi çıkar korkumdan. Oturdum bekledim.
Gün doğdu. Gün dünün aynısı. Akşam çabuk oldu o gün. Uyandırdım, yemek ve ilaçla biraz kendine geldi. ‘Ben gelene kadar yalnızlık ömür boyu çalmayın sakın’ cümlelerimle beraber iş yerine gönderdim.
Ben de biraz kendime gelip akşamın ilerleyen saatlerine doğru onları dinlemeye gideceğim. Hazırlandım çıktım ama yağmur çiseliyordu. Biraz hava alırım, diye düşünüp yürümeye başladım. Üniversite caddesinden Haller civarına gelene kadar aheste aheste yürüdüm. Barlar sokağı girişini geçince Doktorlar caddesine çıkmak için dönülen bir köşe vardır. Donas'ın bulunduğu köşe. Hem yürüyüp hem çantamı karıştırırken o köşeye vardım. Tam dönecekken filmlerdeki çarpışma gerçekleşti. O anı anlamlandıramamakla beraber 'pardon' deyip çarpıştığım adamın yüzüne bakmadan geçtim. Yanındaki arkadaşı arkamdan 'ama aşık olmanız lazımdı' dedi. Umursamadım.
Yıllarca o köşeden geçtim. Her dönüşte ‘bu kez de kimseyle çarpışmadım’ diye hayıflanmıştım. Hep düşündüğüm şey en olmayacak bir günde gerçekleşmiş oldu böylelikle.
Çiseleyen yağmur eşliğinde gideceğim yere vardım. Sahnenin karşısına bir masaya oturdum. Siparişimi verdim. Ve çizmelerimin ıslandığını görüp gidip temizleyeyim, dedim.
Aşağıya inen merdiven ahşap ve sahnenin tam yanında. Onlara gülümsedim ve ilk adımımı attım. Atmamla beraber saniyeler süren bir gürültüyle kendimi birkaç basamak aşağıda buldum. (Ki ben her kış kar yağan şehirlerde büyüyüp yaşamama rağmen bir kez olsun kayıp düşmemiş bir insanım. Çiseleyen yağmurun ıslattığı çizmelerimle kaymam o günün lanetinden dolayıydı.) Hemen koşup iyi olup olmadığımı sordu. İyiydim bir sorun yoktu. Bir taraftan da, acaba belimi kırmış olabilir miyim, diye de düşünüyordum. Acısı şiddetleniyordu git gide. Neyse ki yarım saate geçti. Aşağıda kendime geldikten sonra tekrar masama çıktım. Grup arkadaşı mikrofonla birlikte 'iyi misin' demese daha iyi olacaktım.
Öksürükle, halsizlikle gece on ikiye doğru programı bitti. Bir şeyler atıştırıp eve döndük. Eve girmemle biraz uzanıp belimin acısını azaltmaya çalışmam bir oldu.
O gün Okan Bayülgen'in yalnızlar için programı vardı Tv'de. Açıp biraz onu izledik. Biraz meyve, biraz kahkaha, biraz öksürük.
Saat üçe doğru varmış, on dört şubat çoktan bitmiş ama laneti bitmemişti.
Ihlamur yapmak için kettle'a su koyup kaynamasını beklerken, diğer malzemeleri hazırlamaya koyuldum. Karıştırmak için kaşık almam gerektiğini fark ettim ama kaşıklığın kettle'ın arkasında oluşunu ve suyun kaynamakta olduğu fark etmedim tabii ki. Kaşığa uzanmamla kaynamakta olan suyun buharından sağ kolumu bileğimden dirseğime kadar yakmam bir oldu. Mutfağa geldi ve 'bugün ikimiz veya birimiz ölmeden oturur musun lütfen artık' dedi.
Haklıydı.
O gün, on dört şubata da şansızlığımıza da lanet ettik.
Öperler.
Gevende - Okyanus Düğünü
Le Trio Joubran - Masar
hatalarını sevemiyor musun?
Sanırım hayır.
'Fanilere sorarsanız bütün belaların kaynağı biziz. Ancak kaderlerinin önüne geçiyor, o büyük hatalarındaki ısrarları.' Odysseia - Homeros
Mandariinid, 2013
directed by Zaza Urushadze
Iron and Wine - Minor Piano Keys
Damien Rice - Cheers Darlin’
En güzel versiyonu.
Blackfield - DNA
İnsanları kendimden uzaklaştırmak için bilerek kalplerini kırdığımda kulağımda yankılanıyor DNA.
Kötü addediliyorum çoğu zaman. Ama sürekli kırmanın riski yerine tek bir kez yapıyorum ve bitiyor.
Sonra Blackfield başlıyor. Yavaş yavaş başlayıp zirvede bitiriyor.
Fabrizio Paterlini - Viandanze
Jadid Ensemble - Circles
Ensemble Fisfüz - Odyssey To The Dreams
SÜRPRİZ DONDURMA
Arka sokakları unuttum artık. Hani arabanı park ettiğin o arka sokakları. Belki bana sürpriz yaparsın, bende arabanı görmeyince de sürprizin de bozulmaz diye unuttum o sokakları.
Çikolata aldım. Sütlü. Fındıksız. Sade çikolata. Bir de sakızlı muhallebi. Hayatımız gibi macunsu. Dondurma da alacaktım ama ayda bir yediğini biliyorum. İstediğinde taze alırız diye düşündüm. Zaten dondurmacı yakın. Hemen şurasında evimizin. Evimiz diye bildiğim yerin. İkiyüzellişer gramdan iki paket dondurma. Çikolata, vişne ve limon.
Limon.
O arka sokakları terkettiğimden beri her akşam yaşadığım şey bu. Çok kez zile basmak istediğim halde kendimce sürprizi bozmak istemediğimden yine anahtarımla açtım o demir çirkin dış kapıyı. Kalbim çarparak çıktım hep o basamakları ve titreyerek soktum anahtarımı kilide.
Heyecanla.
Düşledim.
Düşlerim.
Kapıyı açıyordum ve oradaydın. Kahveni almış televizyonun karşısında ve gülümsüyordun ve ben hep normalmiş gibi sakin durmaya çalışarak üzerimdekileri asıp sana doğru ilerliyordum. Öpmek için. Bana da kahve var mı demek için. Günün nasıl geçti demek için. Yemek yedin mi? Sırf seni dinlemek için. Sırf bunun hayal olmadığını anlamak için sorular soruyordum.
Anahtar ilk dönüşte açmıyor. Kilitli. Sabah kilitlediğim gibi. Gelişini anlamak için kilitlemem gibi. Yoksa çalınacak bir kedim ve hayallerimden başka bir şey yok bu evde. Onlarda kimsenin işine yaramaz.
Selamlıyorum yine de hane içindekileri:
Merhaba kedicik.
Merhaba hayaller.
Ve merhaba ben.
Bu kadar çok şeye sahipken bazen yalnız hissetmek utandırıyor beni.
İşte o anahtar ilk seferde kilide takılmasada açsa ya o kapıyı. Ya da ben aşağıdaki zile basınca diyafona benim diyebilsem. Ama kapıyı çalınca kim o demeyi de bilmiyorsun ya.
Ve beklemek. Hep bir göz kapıda. Çikolata, muhallebi, dondurmacı telefon uzaklığında ve kahve de bekliyor seni. Sevdiğin filmler hazır. Koltuğunu da kedi ısıtıyor.
Beklemek.
Bir göz kapıda. Hani bir sürpriz yaparsın diye.
Ama sen hiç şaşırtmadın beni. Hiç sürpriz de yapmadın. Ya da hiç gelmedin. Ya da hiç kalmadın. Sitem değil bu. Bu sensin ve ben bunu anlamadım.
Çok mu canını yaktılar içindeki çocuğun ?
Çikolatam var. Bir de sakızlı muhallebim. Bir de dondurmacım. Bir tek sürpriz eksik.
Affet tatlım. İçindeki çocuğu affet. Beni değil. Kendini affet. Beni artık kimse affetmiyor. Ben de bunu pek umursamıyorum. Süprizini bile kendi hayal edip yaşayan bir adamı kim affeder ki ?
Affet tatlım. İçindeki çocuğu affet.
Camel- Straight To My Heart